Tarım arazileri üzerine yapılan konutlarla ilgili yürütülen tartışmalar, aslında Türkiye’nin en temel çelişkilerinden birini yeniden gözler önüne seriyor: İlke var, irade yok; kural var, adalet yok.

Hepimiz biliyoruz ve kabul ediyoruz:

Tarım arazileri konut alanı değildir.

Toprak, rantın değil üretimin alanıdır.

Bu cümleler doğru. Hem de tartışmasız doğru.

Ama mesele doğruları söylemek değil, o doğruları kime, nasıl ve ne kadar uyguladığınızdır.

Bugün gelinen noktada belediyeler ve ilgili kurumlar tarım arazilerindeki yapılaşmaya karşı denetimleri artırmış durumda. Kağıt üzerinde bakıldığında bu, olması gereken bir adımdır. Ancak sahaya indiğinizde tablo bambaşkadır. Antalya gibi örtü altı üretimin merkezlerinden birinde, seraların hemen yanı başında bulunan ve üretimin sürdürülebilmesi için zorunlu olan yapılar da aynı kategoriye konuluyor. İçinde işçinin kaldığı, malzemenin depolandığı, üretimin sürdürüldüğü yapılar ile rant amacıyla yapılmış villalar aynı kefeye konuyor.

İşte sorun tam da burada başlıyor.

Bir yanda “hobi bahçesi” adı altında parsellenmiş, üzerine kaçak villalar kondurulmuş alanlar hızla büyürken; diğer yanda üreticinin alın terini sürdürmek için kurduğu mütevazı yapılar hedef haline geliyor.

Daha da çarpıcısı şu:

Kıyılarda kamuya ait alanların işgali karşısında sessiz kalan anlayış, söz konusu tarım olunca bir anda “hukukun üstünlüğünü” hatırlıyor.

Bu seçici hassasiyet, toplumda adalet duygusunu zedeliyor.

Açık konuşalım:

Sorun denetim değil, sorun denetimin kime uygulandığıdır.

Eğer gerçekten tarım topraklarını korumak istiyorsak, önce kavramları netleştirmek zorundayız.

Üretim için zorunlu olan yapı ile rant için yapılan yapı aynı değildir.

Seranın yanındaki barınak ile havuzlu villa aynı şey değildir.

Tarımın ihtiyacı ile piyasanın talebi birbirine karıştırılamaz.

Bu nedenle yapılması gereken bellidir:

Gerçek üreticiyi koruyan, rantçıyı ise sistem dışına iten bir denetim mekanizması kurulmalıdır.

Aksi halde bugün “toprağı koruyoruz” diyerek atılan adımlar, yarın üreticiyi topraktan koparan bir sürece dönüşecektir.

Ve unutulmamalıdır ki;

Bir ülke toprağını kaybetmez önce,

o toprağı işleyen insanını kaybeder.