Acele kamulaştırma kararları, usulsüz bilirkişi işlemleri ve çevre savunucularına yönelik sindirme politikaları, bu topraklarda adaletin ne denli sınandığını gösteriyor. İkizköy, artık sadece bir köy değil; yaşam ve hak mücadelesinin simgesi.

Zeytin ağaçlarıyla dolu bir köy…

Her dalda bir yaşam, her kök bir gelecek. Ama İkizköy’ün Akbelen Ormanı, sadece doğayı değil, insan haklarını ve hukuku da sınayan bir alan haline geldi.

10 Ocak 2026’de yürürlüğe giren acele kamulaştırma kararı, halkın yaşam alanını hiçe saydı. 30 Mart’ta yapılan bilirkişi incelemesi, maliklere haber dahi verilmeden yapılmaya çalışıldı. Hukuk ve adaletin temel ilkeleri, bir kömür madeni için rafa kaldırıldı.

Ve daha da ürkütücü olan: Esra Işık’ın gece yarısı gözaltına alınması ve tutuklanması…

Tutuklama, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda istisnai bir tedbir olmasına rağmen demokratik tepkileri bastırmak için kullanıldı.

Bu adım, sadece bir bireye değil, çevre savunucularına ve toplumsal vicdana gönderilen açık bir mesajdır: “Susun, haklarınızı savunmayın.”

Oysa hukuk, rantın değil, yaşamın güvencesi olmalıdır. Toprağına, ağacına, geleceğine sahip çıkan insanlar suçlu değildir. Demokrasi; sadece oy kullanmak değil, yaşam alanını savunmak ve hak aramak demektir.

Antalya Barosu’nun çağrısı açık:

Esra Işık derhal serbest bırakılmalı, Usulsüz acele kamulaştırma ve keşif işlemleri durdurulmalı, İkizköylüler yalnız bırakılmamalıdır.

İkizköy’ün zeytinleri ve Akbelen Ormanı sadece bir toprak parçası değil; adaletin ve yaşam hakkının sembolüdür.

Sessiz kalmak artık bir seçenek değil. Herkesin görevi, yaşamı savunmak için sesini duyurmaktır.

Sevgiyle Kalın…