1 Temmuz itibarıyla B-Reçete uygulaması tüm Türkiye'de zorunlu hale geldi. Daha uygulama başlamadan önce dile getirdiğimiz teknik eksikliklerin bugün sahada birebir yaşandığını görmek, açıkçası şaşırtıcı değil.

Çünkü itirazlarımız yalnızca denetim mekanizmasına değil, üretimin doğasına aykırı düzenlemelere yönelikti. Pilot uygulamalarda gördüğümüz sorunların bugün ülke geneline yayılmış olması, yapılan uyarıların ne kadar haklı olduğunu ortaya koyuyor.

Sahadan gelen en çarpıcı sorunlardan biri, Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış birçok bitki koruma ürününün sistemde yer almaması. Üretici tüm kayıtlarıyla bayiye geliyor, reçetesi düzenleniyor, kullanılacak etkili madde belli. Ancak bayinin rafında bulunan ve Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış ürünler sistemde tanımlı olmadığı için satılamıyor. Burada cevabı verilmesi gereken çok basit ama çok önemli sorular var. Madem bu ürünler ruhsatlı, neden sistemde yok? Aynı etkili maddeye sahip onlarca ruhsatlı ürün varken neden yalnızca birkaç marka sisteme tanımlanmış durumda? Eğer bu ürünlerin etkinliğinde bir sorun varsa neden ruhsat verildi? Eğer ruhsat verildiyse neden satışı fiilen engelleniyor?

Bu soruların cevabı verilmeden uygulamanın sağlıklı işlediğini söylemek mümkün değildir. Daha da önemlisi, ortaya çıkan tablo ister istemez şu şüpheyi doğuruyor: Acaba sistem belirli firmaların ürünlerini öne çıkarırken diğer ruhsatlı ürünleri fiilen piyasanın dışına mı itiyor? Böyle bir durum varsa bu yalnızca rekabet hukukunun değil, kamu vicdanının da sorgulayacağı ciddi bir problemdir.

Bir başka önemli sorun ise hobi bahçeleri ve süs bitkileri üreticileridir. Bu alanda ruhsatlı ürün sayısı zaten oldukça sınırlıdır. Ruhsatlı ürün bulunamadığında üretici hastalık ve zararlılarla nasıl mücadele edecektir? Mevcut sistem buna da bir çözüm sunamamaktadır.

Ancak asıl gözden kaçırılan konu, bitkinin canlı bir organizma olmasıdır. Örneğin domates üretiminde dikimden 15 gün sonra yapılacak ilk ilaçlamada 100 litre su yeterli olabilir. Aynı bitki hasat dönemine geldiğinde ise yaklaşık iki metre boya ulaşır, yaprak ve dal yoğunluğu kat kat artar. Bu kez aynı alan için 500-600 litre su kullanılması gerekir. Buna bağlı olarak kullanılacak ilaç miktarı da değişir.

Fakat sistem bitkinin büyüdüğünü kabul etmiyor. Arazi aynı kaldığı için kullanılabilecek ilaç miktarını da sezon başındaki hesap üzerinden sınırlandırıyor. Oysa bitkinin gelişimiyle birlikte ilaçlama hacmi de değişmek zorundadır. Bu, tarımsal üretimin en temel teknik bilgilerinden biridir.

Aynı durum meyve bahçelerinde de geçerlidir. Bir yaşındaki bir meyve ağacı ile otuz yaşındaki bir ağacın taç hacmi aynı değildir. Dolayısıyla uygulanacak su ve ilaç miktarı da aynı olamaz. Mevcut sistem ise bu temel biyolojik gerçeği dikkate almamaktadır.

Üstelik çözüm son derece basittir. Reçeteyi düzenleyen ziraat mühendisi kullanılacak su miktarını ve buna bağlı ilaç dozunu reçeteye yazabilir. Sistem de bu teknik hesaplamayı esas alarak üreticinin ihtiyacı kadar ilacın satışına izin verebilir. Böylece hem denetim sağlanır hem de üretici mağdur edilmez.

Bugünkü haliyle uygulama ise maalesef "önce sistemi kurarız, sorunları sonra düşünürüz" anlayışının bir ürünüdür. Bilimsel gerçekler yerine kalıplaşmış algoritmalar esas alınmıştır. Sonuçta üretici mağdur olmakta, bayi zor durumda kalmakta ve ruhsatlı ürünler fiilen kullanılamaz hale gelmektedir.

B-Reçete'nin amacı denetim olmalıdır; ticareti yönlendirmek ya da üretimi zorlaştırmak değil.

Bakanlığın yapması gereken bellidir. Ruhsat verdiği bütün bitki koruma ürünlerini sisteme eksiksiz tanımlamak, bitkinin gelişim dönemlerini dikkate alan dinamik bir reçete sistemine geçmek ve sahadan gelen teknik uyarıları dikkate alarak uygulamayı yeniden düzenlemektir.

Aksi halde bu sistem ne üreticiyi koruyacaktır ne çevreyi ne de insan sağlığını. Tam tersine, üretimi zorlaştıran, rekabeti bozan ve tarımsal verimliliği düşüren bir bürokratik engel olarak anılacaktır.

Çünkü tarım, masa başında hazırlanan tablolarla değil; tarlada, serada ve bahçede yaşanan gerçeklerle yönetilir.