Orduevine gitmek için belediye halk otobüsüne binen Şehit annesine “beni alakadar etmez” “ücreti öde ya da araçtan in” deniliyorsa, sorun bireysel olmaktan çıkıp toplumsal utanç durumuna dönüşmüş demektir.

Bu memlekette neyi övmeye kalksak elimizde kalıyor.

“Şehitlik” gibi toplumun üzerinde ittifak ettiği, siyaset üstü kabul edilen bir kavram bile günlük hayatın hoyratlığına, bürokrasinin duyarsızlığına ve bireysel kabalığa yenik düşebiliyor.

Antalya’da yaşanan son olay bunun ibretlik bir örneği.

Şehit annesi, devletin kendisine tanıdığı yasal ve meşru hakkı kullanarak Antalya’da orduevine gitmek için belediye halk otobüsüne biniyor.

Kartını cihaza okutuyor, onay alıyor, yerine oturuyor.

Birkaç durak sonra devreye “yetki karmaşası”, “insanlık arızası” ya da adına ne derseniz deyin o tanıdık tablo devreye giriyor.

Şoför, kartın yeniden okutulmasını istiyor.

Gerekçe yok. Sistem zaten “gösterilmiş kart” uyarısı veriyor.

Buna rağmen “Ya ücret öde ya in” noktasına geliniyor. Daha vahimi, “Şehit Annesiyim” cümlesi bile muhatabında (araç sürücüsünde) en ufak bir duraksama yaratmıyor. “Beni alakadar etmez”, “Ulaşım dairesini arayın” denilerek konu kapatılmak isteniyor.

Asıl sorun da tam burada başlıyor.

Asıl mesele bir ulaşım kartı meselesi değil.

Bu, bir vicdan ve devlet terbiyesi meselesi.

Çünkü kamu hizmeti, yalnızca kuralların mekanik uygulanması değildir.

Kamu hizmeti, insana temas ettiği anda aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk taşır.

Hele ki karşınızdaki, bu ülkenin bedelini en ağır şekilde ödemiş bir ailenin ferdiyse.

Şoförün “Ulaşım dairesini arayın” demesi aslında çok şey anlatıyor.

Sorumluluğu sistemin dışına atma refleksi, empati eksikliği ve en önemlisi “ben işime bakarım” anlayışı…

Oysa kamuda çalışan herkes, görev tanımı ne olursa olsun, devleti temsil ettiğini bilmek zorundadır.

Devlet dediğiniz şey de yalnızca kart okuyan cihazlardan ibaret değildir.

İşin ironik yanı şu: O gün devlet, otobüs şoförünün ağzından “beni alakadar etmez” cümlesiyle geri çekiliyor; kısa bir süre sonra bir polisler olaya müdahil oluyor ve şehit annesini orduevine götürüyor.

Yani devlet, devletin içinde iyi niyetli ve samimi olan bir avuç insan kendi içindeki çatlağı yine kendi eliyle kapatmaya çalışıyor.

Keşke buna hiç gerek kalmasaydı.

Bu ülkede şehit ailelerine saygı, nutuklarda ve özel günlerde hatırlanacak bir süs değildir.

Günlük hayatın en sıradan anlarında, küçücük dokunuşlarda anlam kazanır.

Otobüste, hastanede, resmi dairede… İşte gerçek sınav oradadır.

Bugün bu olay konuşuluyorsa, sebebi yalnızca bir şoförün hatası değildir.

Sebebi, “haklıyım ama kırıcıyım”, “kural var ama akıl yok” anlayışının normalleşmiş olmasıdır.

Asıl tehlike de budur.

Bir kart daha okutuldu, bir tartışma yaşandı, polis geldi, konu kapandı.

Ama geriye şu soru kaldı: Biz ne zaman insanî olanı, prosedürden önce hatırlayacağız?