Bugün 3 Ocak 2026. Tam 25 yıl ve 2 gün geçip gitti yeni milenyumdan ve yaşamımızdan. 21. Yüzyılın ilk çeyreğini tükettik. Yeni binyılın kırkta birini. Zaman hazinemizin azımsanamayacak bir kısmını yedik bitirdik.
Bu ilk çeyrek bize bir şeyler öğretti mi? Nereye koştuk, nerelere çarptık, hangi yaraları sardık? Hangi yeni yaraları açtık? Tepkilerimiz ya da tepkisizliğimiz nelere yol açtı?
Ne istedik yaşamdan ve hangilerini alabildik?
Antalya, kışın ilk tokadını yemiş ve bütün şehir üstünü örtmüş uykuya dalmışken, ben pencere kenarında oturmuş bunları düşünüyorum. Yanıtlar arıyorum.
İki gün önce yaşamımızdan giden 2025’i değil de son 25 yılı düşünüyorum. Sessizce tükenip giden koca bir çeyrek asır...
Daha dün gibiydi, dünya çapında devasa kutlamalarla ‘hoş geldin’ dediğimiz milenyumun başlangıcı, yeni binyılın sıfır noktası.
O gün doğanlar bugün yaşam mücadelesinin göbeğindeler. Bebeklik dönemini geçirdiler. Okullara uzun yıllarını verdiler. Askerliklerini yaptılar. Çalışma hayatıyla tanıştılar. Belki de evlendiler ve çocukları oldu.
Onların anne ve babaları da orta yaşlılığın kıyısına kadar geldiler saçlarında beliren aklarla. Büyük ebeveynler ise 50 iken 75 oluverdiler.
Birileri gelirken birileri gitti. Doğa yeni meyveler verirken eskileri aldı. Eskileri yoğurarak yeniler yapmak için çalışmaya başladı.
Bir de birey ve toplum olarak yaşadıklarımıza bakalım isterseniz. En çok öne çıkanlara, önce dünya sonra ülke ve kentimize.
Dünyada neler oldu?
Dünyayı şekillendiren büyük olayların başında 9/11 saldırıları geliyor. 11 Eylül 2001’de binlerce insan yaşamını yitirdi ve yakınlarının yaşamı sonsuza kadar değişti. Küresel güvenlik politikaları yenilendi. Mahremiyet güvenliğe feda edildi. Güvenlik özgürlüğün önüne geçti.
Hemen ardından -11 Eylül saldırılarının sorumluları Afganistan’da diye- 20 yıl sürecek bir savaş başladı. İlginç olan ise, ABD’nin Afganistan’da ilk iş olarak Taliban’ı devirirken son iş olarak ülkeyi Taliban’a teslim edip dönmesiydi. ‘Öyleyse 20 yıl neden savaşıp durduk’ diye soran da olmadı.
Taliban da bildiğin Taliban işte. Gavur icadı olan televizyonu balyozla parçalarken gavur icadı telefonla video çekip gavur icadı sosyal medyada paylaşan üst insan topluluğu.
Yıllarca Amerikalılarla birlikte hareket eden askeri eğitimli şahıslar da kaçak yollarla ülkemize gelip bizlere kapı komşusu oldular. Can korkusu hiçbir şeye benzemiyor tabi.
2003 yılında kitle imha silahları iddiası ve terör tehdidi gerekçesiyle Irak Savaşı başlatıldı. Yılların Saddam’ı devrildi. Irak’ta yeni bir düzen(!) kuruldu. Binlerce insan savaştan kaçarak en yakın güvenli limana sığındılar. Anladınız siz onu, ülkemize gelip bizlere komşu oldular.
2004 yılında Hint Okyanusu’nda 9.1 büyüklüğündeki depremi ve tsunamiyi yaşadık. 230.000’den fazla insan öldü. Küresel insani yardım hareketleri güçlendi. Küresel göçlerin bir numaralı insan kaynağı olan Güneydoğu Asya’da kıpırdanmalar başladı.
2005 yılında ABD'nin güney kıyılarını vuran Katrina Kasırgası 1.800'den fazla can aldı. ABD’nin afet yönetimi politikalarının sert eleştirilerle yeniden yapılandırılmasını sağladı. Dünya, ilk defa bu denli büyük bir kasırgaya tanık olurken büyük bir şok dalgası yaşadı.
2008 yılında küresel finans krizi yaşandı. Yine ABD’de mortgage piyasasının çökmesi ve büyük finans kurumlarının batışı tüm dünyayı etkiledi. Büyük Resesyon, işsizlikte küresel artış oldu.
2008 yılında 7.9 büyüklüğündeki Sichuan depreminde 87.000’e yakın ölüm oldu. Çin yönetimi afet yönetimi ve inşaat güvenliği politikalarında reformlar yapmak durumunda kaldı.
2010-2012 yılları arası Arap Baharı adı verilen olaylar başladı. Demokrasi ve özgürlük talep eden yolsuzluk karşıtı protestolar; Tunus, Mısır ve Libya’da rejimleri devirdi. Suriye iç savaşı tetiklendi. Suriye’de -bazı kaynaklara göre- 500.000’den fazla ölüm oldu. Bu da büyük mülteci krizine yol açtı. Milyonlarca insan ülkemize sığındı.
2014 yılında Batı Afrika’da Ebola virüsü yayıldı. 11.000’den fazla ölüm oldu. Küresel sağlık güvenliği önlemleri gözden geçirildi. Afrika’dan da misafirlerimiz eksik olmadı benzer nedenlerle.
2016 Referandumu sonrası İngiltere’de AB karşıtlığı, ulusal egemenlik tartışmaları Brexit’i getirdi. İngiltere’nin 2020’de AB’den resmen ayrılmasıyla Avrupa’da siyasi ve ekonomik dengeler değişti.
2019-2023 COVID‑19 Pandemisi milyonlarca ölüme, küresel ekonomide tarihsel daralmaya, uzaktan çalışmaya ve dijital dönüşümün hızlanmasına neden oldu. Dünya artık geri döndürülemez biçimde değişti. Dijital dünyaya zorunlu olarak adım attık.
2022 yılında Rusya, güvenlik ve NATO’nun genişlemesi iddiaları eşliğinde Ukrayna’yı İşgal etti. Avrupa’da enerji ve gıda krizleri alevlendi. NATO güçlendi.
Dijital Devrim; internet, mobil cihazlar ve veri teknolojilerindeki hızlı gelişim ile bilgiye erişim, eğlence sektörü, iletişim, iş modelleri ve küresel ekonominin tamamen dönüşmesini sağladı. Wikipedia, iPod, Netflix, sosyal medya, blockchain, akıllı telefonlar, dev veri merkezleri, bitcoin, siber güvenlik, çip krizleri, hammadde savaşları doğu batı ekseninde sürüp giderken yaşamımızı da olabildiğince değiştiriyor. Yapay Zeka (AI) tüm bunları kapsayarak ve sarmalayarak dünyayı yeni bir yaşam formuna taşımaya çalışıyor.
2023 yılından itibaren yapay zeka patlaması kendini gösterdi. ChatGPT’den Grok’a, insanlığın aynasına kendimizden daha zeki olabilme potansiyeli taşıyan bir şey koyduk. Artık işimizi, sanatımızı, hatta yalnızlığımızı bile yapay zeka ile paylaşıyoruz.
Ya Türkiye…
2000 yılına girilirken Türkiye’de yoğun siyasi gündem, terörle mücadele operasyonları ve yolsuzluk soruşturmaları yaşandı. Hizbullah’a yönelik geniş operasyonlarla “mezar evler” ortaya çıkarıldı; siyasi arenada cumhurbaşkanı değişimi ve parti içi çekişmeler dikkat çekti.
2000-2001 sürecinde bankacılık zayıflıkları, program çöküşü ve siyasi gerginlikler. Finansal sistem darbe aldı. Şubat 2001 krizi sonrası kapsamlı ekonomik reformlar ve güçlü ekonomiye geçiş programı uygulandı.
Çözüm süreci denemeleri, Gezi parkı olayları, darbe girişimleri, yolsuzluk soruşturmaları, kamuda geniş çaplı görevden almalar, siyasi ve toplumsal yapıda sertleşme ve uzun süreli hukuki süreçler sonunda Anayasa değişikliği ve Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş oldu.
Yürütme erkini güçlendirme ve hızlı yönetim iddiası ile çıkılan yolda yasama ve yargı denetiminin zayıfladığı daha merkezileşmiş bir yönetim yapısı oluştuğu konuşuluyor.
2018 kur şoku ve sonrası TL’nin değer kaybı beraberinde enflasyonla ve geçim derdiyle yeniden tanıştık.
2023 yılı Şubat depremleri ve kriz yönetimi tartışmaları birlikte geldi. Depremler merkezi yönetim, belediyeler ve sivil toplumun kapasitesini sınadı; afet yönetimi politika tartışmaları yoğunlaştı. Ölü sayısı 50.000 olarak açıklansa da gerçek sayının bunun çok daha üstünde olduğu çeşitli mecralarda tartışıldı. Bununla beraber afet müdahale kapasitelerinin ve yöneticilerin yeterliliğinin tartışıldığı ikinci önemli olay günlerce süren ve müdahalenin asla tatmin edici olmadığı büyük orman yangınlarıydı.
Ekonomik kriz, yolsuzluk algısı ve büyükşehirlerde yönetim memnuniyetsizliği 2024 yılı yerel seçimlerinde siyasi dönüşüm işaretleri verdi. CHP, İstanbul ve Ankara dahil olmak üzere birçok büyükşehri kazandı. Türkiye’de siyasi dengelerin değişmekte olduğuna dair güçlü sinyaller oluştu.
2025 yılında Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluk iddialarıyla tutuklanması siyaset üzerinde vesayet tartışmalarını alevlendirdi. Ülkede ve dünyada tutuklanma olayının ve soruşturmaların yargı kullanılarak siyasi rakibi saf dışı bırakma operasyonu olduğu tartışılıyor.
İmamoğlu’nun tutuklanması ve hükümet politikalarına yönelik memnuniyetsizlik birleştiğinde ülke genelinde protestolar başladı. Protestocuların gözaltına alınması ve tutuklanması geniş çaplı toplumsal hareketlilik, siyasi gerilim ve ekonomik belirsizliği artırdı. Muhalefetin geleceği ve siyasi rekabet yeniden şekillendi.
2025 yılında Bolu Kartalkaya otel yangınında 78 kişinin ölmesi ve benzer olaylar, kamuoyunda güvenlik ve denetim tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Yapısal denetim eksiklikleri hızla gündemimize girdi. Aynı hızla da unutuldu.
Bu kadar mı?
Değil tabi; futbolda şike, yasadışı bahis, kara para görgüsüzleri, çapsız çakma gazeteciler, sahte diploma pazarı, bilişim korsanları, telefon dolandırıcıları, casusluk faaliyetleri, küresel suçluların Türkiye sevdası, altın kaçakçıları, borsa manipülatörleri, cinsel sapkınlıkların yayılması, dolandırıcılığın gözde meslek haline gelmesi, yuttaşların tüm kişisel verilerinin birkaç defa çalınması ve webin gizli dehlizlerinde satışa sunulması… Kimse bütün bunlardan sorumluluk duymadı, utanmadı. İstifa mekanizması çalışmıyor artık. Pişkinlik ve utanmazlık özelliği güçlü olanların önemli yerleri işgal etmeleri normal hale geldi ilk çeyrekte.
Ve Antalya…
İnsan sosyal ve duygusal bir varlık olarak nerede yaşarsa yaşasın yakın ve uzak çevresinde gelişen olaylardan etkileniyor. Antalya’da yaşayan insanlar olarak dünya ve ülke gündemine oldukça duyarlıyız.
Bütün bunların yanında Antalya hem dünyadaki hem de ülkedeki olaylarda belirgin bir etkileşim alanındaki dünya kentlerinden biridir. Çekim merkezidir.
Rusya-Ukrayna savaşında her iki ülkeden de insanlar kafileler halinde Antalya’ya geldiler ve kimi geçici kimi de kalıcı olarak yerleşti.
Büyük deprem olduğunda Antalya’dan binlerce insan ya yardım için oraya koşmuş ya organize olup yardım malzemesi toplayıp deprem bölgesine ulaştırmış ya da maddi olarak katkılarda bulunmuştu. Evini depremzedelere açanların sayısı da azımsanmayacak düzeydeydi.
Sonrasında Antalya’daki kamu kurum ve kuruluşların misafirhaneleri de depremzedelere açıldı. Aynı zamanda çoğu aile geçici veya kalıcı olarak Antalya’ya yerleştiler.
Yine küresel düzensiz göç kapsamında ülkemize yayılan Afgan, Pakistanlı, Suriyeli, Afrikalı, Uzakdoğulu birçok mültecinin Antalya’da yaşadığı bilinmektedir.
Uzaktan çalışabilen yazılım, bilişim, e-ticaret ve benzeri işleri yapan birçok yabancının Antalya’da bulunmaktan keyif aldıklarını da biliyoruz.
Kısacası Antalya’da nüfus hızla arttı. Resmi rakamlara göre 2000 yılında 1.700.000 civarı olan Antalya nüfusu 2025 yılında 2.700.000 kişi civarında görünüyor. İlk çeyrekte yaklaşık %60 artmış nüfusumuz. Oysa sokaklar, trafikteki ve yaşamdaki sıkışıklık resmi rakamların çok üstünde bir nüfus barındırdığımızı gösteriyor.
Deprem ve savaş etkileşiminin yanında orman yangınlarından da en fazla etkilenen kentlerin başında Antalya geliyor. Binlerce hektar orman alanımız kül oldu. Aşırı sıcaklıklar, kuraklık ve iklim değişikliği belirgin bir şekilde hissediliyor. Bazı bitkiler kuzeye doğru göç ediyor.
Antalya, sürekli gelişen fuar alanları, kültürel festivaller ve turizm çeşitliliği sayesinde 2025 sonrası dönemde de uluslararası fuarlar, spor etkinlikleri, festivaller ve turizm ağırlıklı yatırımlar ile Türkiye’nin en önemli şehirlerinden biri haline geldi.
Bilinçli ve duyarlı Antalyalılar için ilk çeyreğin son darbesi Antalya Arkeoloji Müzesi’nin yıkılmasıydı.
İlk çeyreğin sonunda 2025 yılında bir gece yarısı 5 tane büyük yıkım aracı Antalya Arkeoloji Müzesi’nin duvarlarını dövmeye başladı. Saatlerce süren ağır darbelere dayanan Müze ve müştemilat binaları en sonunda yıkıldılar. Yıkıma bir avuç Müze Savunucusu çaresizce tanıklık etti. Çelik devlerin saatlerce süren darbelerine dayanan Müze binalarının depreme dayanıksız olduğu açıklandı. Şimdi Müzeyle ilgili yıkım ve yeniden yapım tartışmaları sürüyor. Kamuoyunda şeffaflık ve kamu kaynaklarının kullanımı üzerine yoğun eleştiriler yükseliyor. Eserlerin güvenliği de başka bir endişe kaynağı duyarlı yurttaşlar için. Azımsanamayacak sayıda nitelikli insanın süreci yakından takip ettiğini belirtmekte yarar var.
İlk Çeyrek bize ne öğretti?
Kırılganız; bir virüs, bir deprem, bir faiz kararı her şeyi sıfırlayabiliyor. Kutuplaşma arttıkça empati azalıyor. Teknoloji her şeyi hızlandırıyor ama yavaşlamayı öğretmiyor. Bir yandan da inanılmaz bir dayanıklılık var. Depremde komşusu için evini açan teyze, pandemide balkonda şarkı söyleyen üniversiteliler, bayrağına sarılmış TOMA’nın karşısında sevgilisiyle dans eden gençler, gece yarısı yapay zeka ile dertleşenler…
İlk çeyrek bitti. Skor tabelasında ne zafer var ne yenilgi. Sadece bir sürü ders.