“Küsmek: Erzurum’un Millî Sporudur.” Kime neden küstüğü belli değildir.
Hemşeri dernekleri; bir kentten başka bir kente çeşitli nedenlerle göç etmiş, bulunduğu yeri ikinci memleketi olarak benimsemiş insanların dayanışma kurmak amacıyla bir araya geldiği sivil toplum yapılarıdır.
Bu yapıların temel işlevi, memleket hasretini paylaşarak azaltmak, kaynaşmayı sağlamak ve ortak aidiyet duygusunu güçlendirmektir.
Ne var ki bugün gelinen noktada, aynı şehirde, aynı memleketi temsil eden derneklerin farklı isimler altında bölünüp çoğalmasını anlamak mümkün değildir.
Etkinlikler ayrı, lokaller ayrı, buluşmalar ayrı…
Cenazede, düğünde, taziyede dahi insanlar yan yana gelememektedir.
Oysa bu alanlar, insanların en doğal biçimde bir arada olması gereken zeminlerdir.
Asıl kırılma ise siyasetin devreye girmesiyle yaşanmaktadır. Bir derneğe siyaset açık ya da örtük biçimde girdiğinde, o yapı artık kaçınılmaz olarak siyasal hesapların parçası hâline gelir.
Ne yazık ki bazı hemşeri dernekleri, kuruluş amaçlarından hızla uzaklaşarak bu girdabın içine çekilmiş.
Siyaset, birlik üretmek yerine ayrışmayı beslemiş; dayanışma yerini küskünlüklere bırakmış.
Bugün birçok insan derneklere üye olmak bir yana, dernek binalarının önünden geçmek bile istemez hale gelmiş.
Çünkü dernekler, insanların memleket özlemini dindiren yapılar olmaktan çıkmış; tartışma, kamplaşma ve hesaplaşma mekânına dönüşmüş.
Oysa dernekler ya da cemiyetler; belirli bir amaç etrafında toplanmış, mikro ölçekte kimlik ve aidiyet üreten yapılardır.
İnsanlar ortak değerler doğrultusunda bir araya gelir; sosyal, kültürel ve dayanışmacı faaliyetler yürütür.
Bugün ise birçok dernek, bu misyonun dışında farklı hesapların aracı hâline gelmiş. Özellikle dernek içindeki siyasi gruplaşmalar, memleket hasretiyle bir araya gelen insanları canından bezdirmiş.
Hepimiz bildiği gibi siyasetin tartışıldığı, kavgaların yaşandığı, küskünlüklerin derinleştiği dernekler tabi ki vardır.
İşi düştüğünde kapıyı çalan siyasetçiler, bu yapıları ustalıkla kullanır; ayrışmayı daha da derinleştirmede mahir insanlarıdır.
Siyasetçinin yaklaşımı çoğu zaman nettir:
Oy verin ama siyaset yapmayın.
Beni seçin ama siz seçilmeyin.
Ben konuşayım, siz susun.
Ben kazanayım, siz birbirinizle küs kalın.
Bu durumu fark eden küçük bir azınlık olsa da çoğu insan bu düzenin içinde sürüklenmiştir.
Oysa derneklerin misyonu bir “oy deposu” olmak değildir.
Aksine, dernekler siyaset üstü yapılardır; gerektiğinde siyasete yön verebilecek, temsil çıkarabilecek bir güce sahip olmalıdır.
Ne var ki birçok siyasetçi, dernekleri kendi ayak işlerinde kullanabileceği; içindeki insanları da kolayca yönlendirebileceği yapılar olarak görmüştür.
Siyasetçi derneğe gelip siyaset yapacak; ama dernek üyesi kendi evinde bile siyaset konuşamayacak…
Bir diğer temel sorun ise dağınıklık.
Aynı memleketten çıkan insanların, aynı ilde birden fazla dernek kurmasının ne kazandırdığı ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Özellikle Antalya’daki Erzurumlular derneklerine bakıldığında bu tablo daha net görülmektedir.
Herkes birbiriyle küskündür; ancak kim kime neden küskün, bilen yoktur.
Bu bölünmüşlük ne yaşanılan kente katkı sağlar ne de memleket Erzurum’a.
Bir de etkinlik karmaşası var ki hiç sormayın.
Oysa ki çözüm son derece basit ve uygulanabilirdir:
İşte öneri: Beş dernek, beş ayrı etkinlik yapmak yerine tek bir etkinlik yapsın.
Beş ayrı mekân yerine tek bir mekân kullanılsın.
Onlarca mutfak yerine tek mutfak işletilsin.
Yüz sanatçı yerine birkaç nitelikli sanatçı davet edilsin.
Toplu organizasyonlarda maliyetler ciddi biçimde düşsün. Her dernek, sattığı davetiye oranında gelirden pay alsın. Daha da önemlisi, kamuya ve siyasete “on binlerin gücü” net biçimde göstermiş olsun.
O zaman hangi belediye sizi görmezden gelebilir? Hangi kamu kurumu destek vermekten kaçınabilir?
Bu model, özellikle mali açıdan zorlanan ve kira ödemekte güçlük çeken dernekler için en kârlı ve sürdürülebilir yoldur.
Tabi ki bunu yapabilmek için irade gerekir.
Köy derneklerinden başlayarak ilçe derneklerine, il derneklerinden federasyonlara uzanan kapsamlı bir çalıştay yapılmalıdır. Bu sürecin öncülüğünü ise federasyonlar üstlenmelidir.
İşte gerçek anlamda siyaset üstü dernekçilik, tam olarak budur. Bu olmalıdır.
Aksi hâlde her yıl aynı gece, aynı kargaşa, aynı dağınıklık devam eder.