Merhaba, Her güne anlam yüklenen bir dünyada, ben şu sözcükleri kaleme alana kadar birçok önemli gün yaşandı, kutlandı, alkışlandı, ağlandı ve bitti.

Oldukça yorucu olan bu sistemin içinde, 22 Mart Dünya Su Günü benim için önemli günlerden biriydi. Çünkü dünya nüfusu çoğalırken, doğa üzerinde tepişen insanla baş edemiyor artık.

Ve daha da önemli günlerden biri, ülkemin İstiklal Marşı’nın kabulü tabii ki! 12 Mart 2026 tarihinde, bayramdan hemen önce 105. Yılını kutladığımız İstiklal Marşımızın 105. Yıl dönümünde Türkçenin Başkenti olarak anılan Karaman’da, aklımızla alay eden bir olay gerçekleşti. Arapça ve Farsça’nın dilimiz üzerindeki egemenliğine son veren, Türkçenin devlet dili olarak kabul edildiği dönüm noktası olan bu özel günde, uğruna binlerce şehit verilen ülkemizin Türkçe İstiklal Marşı, Arapça seslendirilerek bürokratlar tarafından alkışlandı. Karaman, Karamanoğlu Mehmet Bey'in 13 Mayıs 1277'de, Türkçeyi resmi dil ilan eden tarihi fermanını yayımladığı yer olması nedeniyle "Türkçenin Başkenti" olarak anılır. Türkçenin Başkentinde kimden, neden ve nasıl izin alınarak yapıldığı hala netliğe kavuşmayan bu yıldönümü etkinliği sonrası, önce derin bir sessizlik yaşadık. Ardından toplumun bir kesiminin sesinin sosyal medyada yükselmesiyle, mecburen konuyla ilgilenmek zorunda kalanlardan bazıları “ İngilizce olsa sesinizi çıkarmazdınız “ dediler. İşte böylesi günlerden geçerken aklım ülkemin ana dilinin içinde, zehir gibi duran sözcüklere takıldı.

Çevremdeki arkadaşlarım beni bilirler, ülkeme ve Atatürk’e sevgim her şeyin üstündedir. O yüzden ana dilimi kullanmak için elimden geleni yaparım. Fakat okuduğum kitaptan, karşımdaki insanın konuşmasına kadar her yer bu başkalarının kelimeleriyle dolu. Bir yere gidebilmeyi uman kişiye inşallah ve doğan çocuğa maşallah demediğim için yargılandığım dönemlerdeyim. Sizler için kaleme almaya çalıştığım bu yazının içi, ne kadar dikkat etsem de ne yazık ki dilimize yapışmış Arapça ve Farsça’dan kurtulamıyor. Bunun bilincinde olarak her gün kendimle, güzel ülkemin güzel dili Türkçeyi daha doğru kullanmak için savaş veriyorum.

İşte bu sözcüklerin arasında biri var ki son dönemlerde sinirimi en çok o bozuyor desem yeridir. Doğduğumuz ülkede mülteci olduğumuz yetmiyormuş gibi hemen her alanda müşteriyiz artık! Özel okula gidecek olan çocuğun ailesi okul yönetimi tarafından müşteri olarak görülürken, müşteri garantili hava alanları açılıyor ama hiç kimse gitmeyince onlarca lira çöpe atılıyor! Demek ki bazı şeylerin garantisi olmayabiliyormuş…

Müşteri, Arapça şarā / satın aldı fiilinin "iştira" /satın alma/ kökünden türeyen ve "satın alan, alıcı" anlamına gelen muşterī sözcüğünden Türkçeye geçmiştir. Arapçada etken fiil sıfatı olan bu sözcük, alışverişte mal veya hizmeti ücreti karşılığında alan kişi demektir. Ana dili Türkçe olan bir ülkede müşteri hizmetlerine bağlanıp bir türlü derdimizi anlatamamak bu yüzden olsa gerek!

Arapça kökenli "müşteri" / satın alan / sözcüğünün Türkçe karşılığı en yaygın ve doğru şekliyle alıcı sözcüğüdür. Ticari bağlamda ürün veya hizmeti satın alan kişi anlamında kullanılan, daha öz Türkçe karşılıklar ise satın alan veya bazen tüketici olarak ifade edilebilir. Kısacası Müşteri Hizmetleri Tüketici Hizmetleri olarak değiştirmeli, hem de acilen!

Müşteri garantili hastaneler, müşteri garantili camiler, okullar derken aslında son yıllarda sadece tüketici olan bir halk durumundayız. Müşteri olarak lokantada çok yemeliyiz, AVM’de çok alışveriş yapmalıyız, hasta garantili hastanede hastalıklı müşteri olurken ve eğitimden uzak bir okulda veliden daha çok müşteri olarak görülen ebeveyn olmalıyız. Sanrım son yıllarda bizden istenen bu! Ama biz bizden istenileni değil aklın ve bilimin ışığında istediğimizi yapacağız tabii ki. Seçenler seçilmişlere değil, seçilmişler halkın isteklerine kulak vermeliler değil mi?

Sözcüklerimize sahip çıkalım lütfen, müşteri değil tüketici olalım. Satın alarak alıcı olalım, müşteri değil. Ana dilimize sahip çıkmak için önce kelimeyi, sözcükle yer değiştirelim. İnşallah yerine, umarım diyebilelim. Bir bebeğe çok güzel yaşa diyelim, maşallah yerine! İnsanımızı önce ülkesine, ardından dünyaya verimli olacak şekilde eğiten devlet okullarımızı, yeniden yapılandıralım ve çocuklarımızı eşit şartlarda okutalım. Hangi dili konuştuğumuzun farkında olalım!

Vatan milletin evidir. Her bir vatan evladının Atatürk’ün kurduğu ülkesine, bayrağına, adaletine ve ana diline sahip çıkması dileğimle…

Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve Sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle