Artık bıkmadık mı? Her gün kaosa uyanan bir ülke olmaktan, saçmalıklardan, siyasi olaylardan, ekonomik sorunlardan, yaşanan toplumsal çöküşten sıkılmadık mı?
Gündemi takip etmekten yorulduk. Eskiden Türkiye’de bir ay bir konu konuşulurdu. Sonrasında bu süre bir haftada, daha sonra bu süre iki güne kadar inmişti. Ancak bugünkü geldiğimiz noktada yarım saate bir konuştuğumuz konu değişiyor. Her şeyi tükettiğimiz gibi duyarlılığımızı da tükettik. Nasıl bu hale geldik?’ diye sormak istemiyorum. Çünkü bu hale nasıl geldiğimizi hepimiz biliyoruz.
Burada tek suçlu ‘Şu, bu’ diyemeyiz. Hepimiz suçluyuz. Toplumu tükettik şimdi de sıra kendi hayatlarımıza geldi. Her şeyi hızlı yaşama aşkımız bizi tüketirken, biz bunu fark etmiyoruz.
Yıllar içerisinde toplumlar kendilerini şekillendirirler ancak ben şekillenen bu toplumu sevmedim, sevemedim. Sevmekte istemiyorum. Şimdilerde herkes birbirini suçlayarak vicdanlarını sustursa da kimsenin vicdanı rahat değil. Herkes mutsuzluktan, tükenmekten bıktı.
Ancak kimse çözüm bulmak için adım atmıyor. Kimi bu toplumdan kaçmak için yurt dışına kaçarken, böyle bir şansı olmayanlar ise kendi kabuğuna çekiliyor. Duyarsız olanların mutlu, duyarlı olanların ise mutsuz olduğu Türkiye, yeniden inşa edilemeyecek hasarlar aldı. Eskiden birinin birini dolandırmasını boş verin izinsiz bir şeyi alması bile ayıplanırken, şimdilerde birini dolandırmadığınızda dışlanıyorsunuz.
Kendi bakanlığını, belediyesini, evini, iş yerini dolandıranlara mücadele etmeyi çocuklarımıza miras bıraktık. Bize de yazıklar olsun…