Türk siyasetinde bazen bir partinin kuruluşu kadar kapanışı da çok şey anlatır. Siyasette ortaya çıkan gizli belgeler "dosyalar" ya da bildiriler 1950'lerden bu yana liderlerin kariyerini bitirme, iktidarları devirme veya halkoylarını değiştirme gücüne sahip olmuştur.
Bu dosyalar, liderlerin gizli işlerini ortaya çıkararak onların güvenini sarsar ve siyasi hayatlarını derinden etkiler. Günümüz siyasi krizleri de bunu kanıtlamış durumda. Neyse biz konumuza dönelim ve bu dosyalardan birinin (Daha doğrusu bir internet bildirisinin) Davutoğlu’nun kariyerini nasıl etkilediğini de görelim. 22 Ağustos'ta yapılacak fesih kongresiyle Gelecek Partisi siyasi hayatına resmen veda edecek. Ahmet Davutoğlu, aktif parti siyasetinden çekildiğini açıklarken kullandığı ifadeler dikkat çekiciydi: "Kirlenmiş siyasi iklimin parçası olmamak için ahlaki bir mesafe koyuyoruz."
Bu sözler, aslında yalnızca bir partinin kapanışını değil, son on yılın muhafazakâr siyasetinin de özeleştirisini içinde barındırıyor.
Ancak burada asıl sorulması gereken soru şu; Gerçekten Gelecek mi kapandı, yoksa Ahmet Davutoğlu'nun siyasi geleceği mi?
Bu sorunun cevabı bizi on yıl öncesine, Türk siyasetinin en kritik kırılma noktalarından birine götürüyor.
Bir bildiri, bir dönemin sonu
1 Mayıs 2016'da internette anonim olarak yayımlanan bir metin, ilk bakışta sıradan bir siyasi polemik gibi görünüyordu.
Adı Pelikan Dosyasıydı.
Resmî bir belge değildi.
Bir parti kararı değildi.
Devlet adına hazırlanmış bir rapor hiç değildi.
Ama etkisi, birçok resmî belgeden çok daha büyük oldu.
Metin, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu'nu doğrudan hedef alıyor; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile arasında ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu ileri sürüyordu. Davutoğlu'nun parti içinde ayrı bir güç merkezi oluşturduğu, Cumhurbaşkanı'nın siyasi çizgisinden uzaklaştığı ve AK Parti'nin kuruluş ruhunu temsil etmediği iddia ediliyordu.
Bugün hâlâ "Pelikan" olarak anılan yapının kimlerden oluştuğu, nasıl örgütlendiği ve karar süreçlerinde nasıl bir etkisinin olduğu konusunda doğrulanmış resmî bilgiler bulunmuyor. Bu nedenle Pelikan Grubu hakkında dile getirilen birçok değerlendirme, siyasi yorum niteliğini koruyor. Ancak tartışılmayan tek gerçek şu ki, Pelikan Dosyası yayımlandıktan sadece birkaç gün sonra Ahmet Davutoğlu'nun siyasi kaderi değişti.
MKYK'da yetkileri sınırlandırıldı.
Ardından yeniden genel başkan adayı olmayacağını açıkladı.
22 Mayıs 2016'da Başbakanlık görevini Binali Yıldırım'a devretti.
Tesadüf müydü?
Yoksa Türk siyasetinde yeni bir dönemin başlangıcı mıydı?
Bu sorunun kesin cevabı bugün de verilebilmiş değil.
Yükselişten Ayrılığa
Ahmet Davutoğlu sıradan bir siyasetçi değildi.
Akademiden gelmişti.
"Stratejik Derinlik" kitabıyla Türkiye'nin dış politika vizyonunu yeniden tanımlayan isimlerden biri olmuştu.
Dış politika danışmanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve ardından Başbakanlık...
Kariyeri sürekli yükseliyordu.
Ancak yükseldiği siyasi hareketin içinde en sert kırılmayı yaşayan liderlerden biri de yine kendisi oldu.
Başbakanlığı döneminde Türkiye, çözüm sürecinin sona erdiği, terör saldırılarının arttığı, Suriye savaşının Türkiye'yi doğrudan etkilediği ve iki genel seçimin yaşandığı son derece zorlu bir dönemden geçti. Bu süreçte alınan kararlar bugün hâlâ tartışılıyor.
Destekleyenler, devletin güvenlik politikalarının zorunlu hâle geldiğini savunuyor.
Eleştirenler ise Türkiye'nin farklı bir siyasi yol izleyebileceğini düşünüyor.
Ancak tartışmasız gerçek şu ki, Davutoğlu'nun başbakanlığı Türkiye'nin en kritik kırılma dönemlerinden birine denk geldi.
Gelecek gerçekten var mıydı?
2019 yılında Gelecek Partisi kurulduğunda önemli bir beklenti oluşmuştu.
AK Parti'nin kurucu kadrolarından gelen bir isim...
Muhafazakâr demokrat bir çizgi...
Hukuk devleti...
Güçlendirilmiş parlamenter sistem...
Şeffaflık...
Yeni bir siyasal dil...
Kâğıt üzerinde güçlü görünen bu proje neden başarıya ulaşamadı?
Belki de cevabı Davutoğlu'nun kendi geçmişinde saklıydı.
Muhalefet seçmeni onu uzun yıllar AK Parti iktidarının en önemli aktörlerinden biri olarak gördü.
AK Parti seçmeni ise Erdoğan'dan kopmadı.
Böylece Davutoğlu iki büyük seçmen kitlesi arasında yeni bir siyasal alan oluşturamadı.
Türkiye'de seçmen davranışı yalnızca fikirlerle şekillenmiyor.
Lider sadakati, kutuplaşma ve ittifak siyaseti yeni partilerin önündeki en büyük engellerden biri hâline geliyor.
Pelikan kazandı mı?
Bugün dönüp geriye baktığımızda ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.
Pelikan Dosyası'nın hedef aldığı Ahmet Davutoğlu artık aktif parti siyasetinden çekiliyor.
Kurduğu Gelecek Partisi kapanıyor.
Bu tablo bazı çevreler tarafından, Pelikan sürecinin uzun vadeli siyasi sonucunun gerçekleşmesi olarak yorumlanıyor.
Ancak bu yorumun ötesinde daha önemli bir soru var.
Bir siyasi hareket yalnızca lider değiştirerek mi güçlenir?
Yoksa farklı seslere tahammül edebildiği ölçüde mi kurumsallaşır?
Türkiye'nin son yirmi yılı, bu soruya verilecek cevabın ne kadar hayati olduğunu gösteriyor.
Ahmet Davutoğlu'nun siyasi hikâyesi aslında yalnızca bir kişinin hikâyesi değildir.
Bu hikâye; iktidarın merkezine kadar yükselen bir siyasetçinin, aynı sistem içinde nasıl yalnızlaşabildiğinin; akademik bir vizyonun siyasal gerçeklikle nasıl sınandığının ve yeni bir siyasi hareket kurmanın Türkiye'de neden bu kadar zor olduğunun hikâyesidir.
Belki Gelecek Partisi kapanıyor.
Ama geriye cevap bekleyen sorular kalıyor.
Pelikan Dosyası gerçekten yalnızca anonim bir internet metni miydi?
Yoksa Türk siyasetinde liderlik dengelerini değiştiren görünmez bir dönüm noktası mıydı?
Ve en önemlisi...
Türk siyasetinde artık farklı düşünenlerin yeni bir gelecek kurma ihtimali gerçekten var mı?
İşte Gelecek Partisi'nin kapanışı, bize bu soruları yeniden sorma fırsatı veriyor.