CHP’de “Mutlak Butlan” tartışmaları ve kurultay krizi sürerken, Ümit Uysal’ın birlik çağrısı parti içi dengeleri yeniden gündeme taşıdı.
CHP yine bildik bir dönemeçten geçiyor. “Mutlak Butlan” tartışmaları, kurultay meşruiyeti üzerinden yürüyen hukuk-siyaset gerilimi.
Tüm bunlar aslında tek bir şeyi gösteriyor: Parti içi iktidar mücadelesi, siyasetin önüne geçmiş olduğunu.
Böylesi bir tabloda Antalya Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal’ın yaptığı açıklama dikkat çekti.
Uysal, “CHP’yi Terk Etmeyelim, Bölünmeyelim” diyerek birlik mesajı verdi. Ancak Türkiye siyasetini biraz yakından izleyen herkes bilir: “Birlik” çağrısı, en çok krizin derinleştiği anlarda yükselir.
Sorun da tam burada başlıyor zaten.
Cumhuriyet Halk Partisi bugün bir yandan iktidara alternatif olma iddiasını sürdürürken, diğer yandan kendi içinde bitmeyen bir liderlik ve yön tartışmasının içinde savruluyor. Ve bu tartışmalar artık “Fikir Ayrılığı” sınırını çoktan aşmış durumda.
Ümit Uysal’ın açıklaması ilk bakışta “Sorumlu Siyaset” gibi okunabilir. Ancak madalyonun diğer yüzü de var: Net pozisyon almaktan kaçınan, tarafların hiçbirini açıkça karşısına almayan, daha çok süreci izleyen bir siyasi refleks.
Türkiye’de siyaset uzun zamandır şu ikilemle yaşıyor: Krizi çözmek için mi konuşuluyor, yoksa krizi yönetip zamana yaymak için mi?
CHP’deki tabloya bakınca bu sorunun cevabı hiç de net değil.
Çünkü “Parti Bölünmesin” çağrısı ne kadar doğruysa, partinin hangi siyasal hat üzerinde birleşeceği sorusu da o kadar yakıcı.
Asıl meselemiz isimler değil. Asıl mesele, CHP’nin hangi politik iddia ile yoluna devam edeceği. Ancak tartışmalar sürekli olarak “Kim Genel Başkan Olacak” düzlemine sıkışınca, asıl mesele her seferinde gözden kaçıyor.
Ümit Uysal’ın çıkışı da bu çerçevede okunmalı: Bir yandan kopuşu engelleme çabası, diğer yandan sertleşen güç mücadelesinde pozisyonu fazla netleştirmeme isteği.
Fakat şu da bir gerçek: Türkiye siyasetinde en uzun ömürlü krizler, genelde “Birlik” çağrılarının en çok yapıldığı krizlerdir. Çünkü birlik çağrısı, çoğu zaman çözümün kendisi değil, çözümün ertelendiği anların sloganıdır.
Ve CHP bugün tam olarak o noktada duruyor diye düşünüyorum.