Antalya’nın Aksu ilçesinde bir okul… Adı geçiyor, iddialar ardı ardına sıralanıyor, açıklamalar yapılıyor, inkârlar geliyor.
Ama bütün bu gürültünün içinde değişmeyen tek bir şey var: Antalya Aksu İlçesinde bulunan Karaöz Ortaokulu ve Karaöz İmam Hatip Ortaokulu, kendi içinde büyüyen gerilimi yönetememiş durumda.
Sizlerle paylaşmak istediğim bu konunun büyük bölümü iddia. Ancak Türkiye’de eğitim kurumlarıyla ilgili en büyük problem de işte tam da burada başlıyor. İddialar çoğaldığında değil, iddiaların çoğalmasına izin verildiğinde kriz başlıyor.
KURUM DEĞİL, DEDİKODU ÜRETEN YAPI
Bir okulda veli “Şeffaflık Yok” demeye başlamışsa, orada sorun başlamış demektir. “Dersler Boş Geçiyor” deniyorsa, bu artık bireysel şikâyet değil, kurumsal bir alarmdır. Ama ne oluyor?
ÇOĞU ZAMAN HİÇBİR ŞEY
Sistem, şikâyeti yönetmek yerine bekliyor.
Bekledikçe sorun büyüyor. Büyüdükçe dedikodu artıyor. Dedikodu arttıkça gerçek ile söylenti arasındaki çizgi yok oluyor.
Ve sonunda okul, eğitim kurumu olmaktan çıkıp bir “Kulis Alanına” dönüşüyor.
İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ: VAR AMA ETKİLİ Mİ?
Kâğıt üzerinde İl Milli Eğitim Müdürlüklerinin görevi net: Denetlemek, soruşturmak, düzeni sağlamak.
Ama sahaya baktığınızda tablo daha karmaşık. Muhakkikler geliyor, incelemeler yapılıyor, raporlar hazırlanıyor. (!) Sonra? Sonrası çoğu zaman sessizlik.
Sorunun kaynağına inmek yerine, dosyanın kapanması hedefleniyor.
Bu da eğitim kurumlarında en tehlikeli duyguyu besliyor: “Nasıl olsa değişen bir şey olmayacak” hissi.
En Tehlikeli Olan da: Taraflaşma
Bir okulda taraflar oluştuysa iş zordur. Yönetim bir tarafta, öğretmenler başka bir noktada, veliler ayrı bir cephedeyse artık eğitim konuşulmaz.
O andan itibaren her olay bir “Pozisyon Savaşı’dır.” Kermes bile tartışma sebebidir. Bir veli görüşmesi bile kriz üretir.
Kurumun dili değişir. Eğitim dili gider, savunma dili gelir.
Güvenlik Söylemi (!) : Geri Dönüşü En Zor Kırılma
Bir noktadan sonra iş “Can Güvenliği” tartışmalarına dayanıyorsa, orada artık pedagojik bir mesele yoktur. O okulda öğretmen ders anlatmaz, veli dinlemez, yönetim açıklama yapmaz—sadece kendini korur. Başka da çaresi yoktur.
Ve bir kurumun en hızlı çöktüğü an tam da budur: herkesin eğitimden çekilip pozisyon almaya başladığı an…
Asıl Problem: Yönetememek Değil, Geç Kalmak
Dikkat ederseniz bu tür olayların ortak bir gerçeği var: Hiçbiri bir günde patlamıyor.
Önce küçük şikâyetler, Sonra iletişim kopukluğu, ardından güven kaybı ve Beklenen son; Kontrolsüz Büyüyen Bir Kriz.
Ama sistem genellikle en son aşamada devreye giriyor. Yani iş işten geçtikten sonra.
Bugün tartıştığımız mesele bir okulun adı değil. Bugün tartıştığımız şey, eğitim kurumlarının içeride biriken sorunları neden zamanında çözemediği meselesidir.
Eğer bir okulda iddialar bu kadar çoğalmışsa, orada artık sadece öğrenciler değil, yönetim refleksleri de sınavdadır.
Ve bu sınavın sonucu, çoğu zaman kâğıt üzerinde değil, sahada toplum tarafından yazılır.