Geçtiğimiz günlerde Antalya'nın kırsalında gezerken uzun zamandır görmediğim ama üzerinde uzun uzun düşünmeme neden olan bir manzarayla karşılaştım.

Yol kenarlarındaki ve tarla sınırlarında yetişen otlar biçiliyor, ardından balya yapılarak hayvancılıkta kullanılmak üzere değerlendiriliyordu.

Belki birçok kişi için sıradan bir görüntüydü. Ben ise bu görüntüde Türk çiftçisinin üretim azmini gördüm.

Biçilmediği takdirde yaz aylarında yangın riski oluşturacak otlar, üreticinin emeğiyle ekonomik değere dönüşüyor. Bir yandan olası yangınların önüne geçiliyor, diğer yandan hayvancılık için önemli bir yem kaynağı elde ediliyor. Yani üretici, doğanın sunduğu her imkânı ülke ekonomisine kazandırmanın yolunu buluyor.

Demek ki mesele üreticinin çalışmaması değil.

Mesele, üreticinin önüne çıkarılan engellerdir.

Bu tablo aynı zamanda arazi toplulaştırmasının ne kadar geciktiğini de gözler önüne seriyor. Türkiye'de tarla sınırları nedeniyle binlerce dönüm arazi üretim dışında kalıyor. Üretim maliyetleri her geçen gün artarken, verimli tarım arazilerinin sınırlar arasında kaybolmasına seyirci kalıyoruz.

Daha da vahimi ise bir tarafta santimetrekareyi bile değerlendirmeye çalışan üretici varken, diğer tarafta en verimli tarım arazilerinin imara açılmasıdır. Antalya'da Aksu'da, Serik'te ve Türkiye'nin birçok ovasında beton, toprağın önüne geçiriliyor. Bir tarafta yol kenarındaki otu bile değerlendiren çiftçi, diğer tarafta binlerce dönüm verimli toprağı betonlaştıran anlayış...

Asıl çelişki budur.

Her fırsatta "Üretimi artıracağız." deniliyor. Ancak üretim sadece sloganlarla artmaz. Üretici kazanmıyorsa üretim de sürdürülebilir olmaz.

Bugün hububat üreticisinin yaşadığı tablo bunun en açık örneğidir. Açıklanan taban fiyatlar çoğu zaman üretim maliyetlerini karşılamıyor. Toprak Mahsulleri Ofisi alım kotalarını doldurduğunda üretici tüccarın insafına bırakılıyor. Tüccar ise taban fiyatın bile altında alım yapıyor. Sonuçta kazanan üretici değil, aracı oluyor.

Sonra da "Neden üretim azalıyor?" diye soruyoruz.

Oysa cevap çok açık.

Çiftçi üretmek istemediği için değil, ürettiğinin karşılığını alamadığı için üretimden uzaklaşıyor.

Yol kenarında yetişen otu bile ekonomiye kazandıran bu üretici, doğru destekleme politikalarıyla çok daha fazlasını yapabilecek güçtedir. Çünkü bu ülkenin çiftçisi üretmeyi biliyor. Bilmediği şey üretmek değil; emeğinin karşılığını alamadığı bir düzende ayakta kalabilmek.

Tarım, betonun gölgesinde değil; toprağın bereketinde büyür. Üreticiyi destekleyen, tarım topraklarını koruyan ve emeği hak ettiği değerle buluşturan politikalar uygulanmadıkça ne kırsal kalkınmadan ne de gıda güvenliğinden söz edebiliriz.

Yol kenarındaki o balyalar bana bir kez daha şunu hatırlattı:

Bu ülkenin sorunu üretmeyen çiftçi değil, üreteni yeterince koruyamayan tarım politikalarıdır.