Merhaba, Bir önceki Antroposen Çağı konu başlıklı köşe yazımda karbon ayak izinden, Alman Yahudi kökenli Amerikalı diplomat ve siyasetçi Henry Kissinger'ın 1970’lerde dile getirdiği "Petrolü kontrol ederseniz ülkeleri kontrol edersiniz; yiyeceği kontrol ederseniz insanları kontrol edersiniz” sözüne ve muhalif sanatta sıkça kullanılan Consume /obey /die, Türkçe anlamıyla "Tüket/ itaat et /öl distopik sloganına değinerek toprak ana GAIA’ya dikkat çekmek istemiştim.
Yunan mitolojisinde Gaia, evrenin başlangıcında Kaos'tan doğan Toprak Ana olarak kabul edilen en eski ilkel tanrıçalardan biridir. Tüm yaşamın, tanrıların ve titanların büyük atası, aynı zamanda gök tanrısı Uranos'un eşi ve doğanın somutlaşmış halidir.
Bu köşe yazımda dokunmayı en sevdiğim, sözcüklerimde ve resimlerde en çok yer verdiğim Gaia ile ilgili ANTSANAT dergisinin son sayısı için kaleme aldığım yazımı paylaşmak istedim. Toprak Ana Gaia, insan çağında ne kadar çok korunur ve sahip çıkılırsa, insanlığın daha iyiye gideceğine olan inancımla…
“Antik mitlerin derinliklerinden yükselen Gaia, yalnızca üzerinde yaşadığımız durağan bir toprak parçası değil; milyarlarca yıldır kendi dengesini kuran, nefes alan ve her bir hücresiyle birbirine bağlı devasa bir canlı organizma. Evrenin ve yaşamın doğurgan anası, binlerce yıldır yeşile taradığı saçlarıyla ekosistemin kusursuz ritmini yönetiyordu. Ancak insanlığın doğaya egemen olma yanılgısı, bu ritmi geri dönülemez bir kırılmaya doğru sürükleyene kadar…
Bugün Gaia’nın o her şeyi kucaklayan kahverengi elleri, ne yazık ki artık endüstriyel atıklara ve beton yığınlarına dokunuyor. İnsanlık, kendisini yeryüzünün sahibi sanma kibrine kapıldığından beri; mavisi kirlenmiş denizler, dumanlı bir gökyüzü ve hafızasını yitiren topraklar modern dünyanın distopik dekoru haline geldi. İçinde bulunduğumuz bu Antroposen /İnsan/ Çağı, doğanın kaynaklarını sınırsızca tüketen bir cehaletle, kendi ev sahibinin ruhunu inciten bir misafirin hikayesine dönüştü. Toprak zehirlenirken, sular kururken ve biyolojik çeşitlilik yok olurken aslında insan, kendi geleceğinin altını kendi elleriyle oyuyor. Çünkü biliyoruz ki; Gaia’nın kalbi durursa, insanlığın da nefesi kesilir.
Fakat bu karanlık tablonun karşısında, evrenin ve Gaia'nın ruhuyla uyum içinde çarpan kalpler için umut hâlâ dimdik ayakta. Bugün çağdaş çevre bilinci, sadece bir "koruma" refleksinin ötesine geçerek doğayla yeniden bütünleşme ve onarım felsefesine dönüşmek zorunda. Ekolojik krizin eşiğinde, her birimizin kolektif bir sorumlulukla hareket etmesi; tüketim odaklı yaşam pratiklerini terk edip, ileri dönüşümü ve sürdürülebilirliği bir yaşam kültürü haline getirmesi gerekiyor.
Gaia, yaklaşık 4.374 yıldır bıkmadan, usanmadan yeşile taradığı o güzel saçlarını şimdi yeniden umutla dağıtıyor kahverengi yeryüzüne. Rüzgârın taşıdığı kadim fısıltılar, okyanusların yükselen dalgaları ve iyiliğin, sanatın, bilincin zarif elleriyle... Şimdi görev bizde: Bu yıkımı durdurmak ve yeniden umuda filizlenecek o zeytin ağaçlarının yeşil hayalini gerçeğe dönüştürmek. Çünkü kurtaracağımız her bir yaprak, aslında kendi geleceğimiz.
Yeryüzü Güncesine Notlar – GAIA – “
Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve Sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle…