Tepkilerimiz, hayata bakışımız, geçmişi ve geleceği yorumlama şeklimiz pek normal değil. En canımızı yakacak olaylara ilgisiz, gereksiz işlere tepkiliyiz.

Mesela sizce bir yöneticinin zimmetine para geçirmesi mi daha korkunç, evliyken bir otel odasında başka bir kadınla (cinsiyete bağlı olarak erkek de olabilir) basılması mı?

Biz ikinciye takarız. Belki ilkine çok alışık olmamızdandır. Ama sadece eşini ilgilendiren bu çirkin aldatma durumu bizi bağlamaz aslında. En azından diğeri kadar…

Mesela yine bizi yönetenler devlettin kasasından çalınca sesimiz çıkmaz ama şu fon rezaletinde olduğu gibi direk bizim cebimizden çalınırsa tepki koyarız. Devletin kasasının da bizim verdiğimiz vergilerle oluştuğunu, dolaylı olarak yine bizden gittiğini bilmemize rağmen.

Mesela bize yalan söyleyen ve bunu yakaladığımız kişiyi hayatımızdan çıkarırız. Ama her yıl enflasyon beklentisini düşük gösterip daha az yıllık maaş zam oranı belirleyen hükümete güvenmeye devam ederiz. Dalga geçer gibi her üç ayda bir de bu rakam yukarıya revize edilir. Ve ona rağmen yine de tutmaz. Açıkça yalan söylenmiştir. Sesimiz çıkmaz.

Mesela seçim öncesi bize rüşvet olarak yüksek maaş zammı verileceğini, devlet harcamalarını arttırıp piyasaya para pompalayacaklarını, kredi faizlerini düşüreceklerini biliriz. Hatta hesabımızı ona göre yaparız. Bol para ve düşük faiz zamanında gayrimenkul fiyatlarının artacağını, işlerin açılacağını ve bunun seçim sonrası geri döneceğini ezberlemişizdir. Bu sahte baharı bekler, yaşar ve sonuçlarına katlanırız. Ama bunu göz göre göre yapanlara yine de gider oy veririz.

Acayipliklerimiz sadece siyasi alanda değil tabi ki.

Hepimiz trafikteki kuralsızlıktan, karmaşadan şikayet ederiz. Ama yediğimiz her cezaya da söyleniriz. Kızdığımız ihlalleri biz de yaparız. Ve yakalanmadan yapınca da içten içe seviniriz.

Fahiş fiyata aldığımız mal veya hizmet için söyleniriz ama bire alıp ona sattığımız zaman övünerek anlatırız arkadaşlarımıza. Bunu ticari başarı olarak gösteririz. Yani kazık atan da yiyen de biz oluruz. Ama anlamayız.

Hayatta hep kaderimizden, şanssızlığımızdan şikayet ederiz. Bize hep haksızlık yapılmıştır. Ama iş veya özel hayatımızda kendimize ne yatırımlar yaptığımızı sorgulamayız. Kendimizi istediğimiz pozisyon için hazırlamayız. O mevkiyi hak edecek eğitim, yabancı dil, gerekli sertifikalar gibi ön hazırlığımızı önemsemeyiz. Her durumda torpil ve kayırmaya atarız günahı.

Aklımız hep kendimizin ve ailemizin geleceğindedir. Sevdiklerimiz hele hele çocuklarımız için her şeyi yapabiliriz. Canımızı veririz. Ama onların geleceğinde en önemli şeyin anne babalarından aldıkları sevgi ve ilgi olduğunu atlarız. Koleje gönderir ama başlarını okşayıp sevgimizi ve desteğimizi göstermeyi beceremeyiz.

Ve son olarak gönderde dalgalanan al bayrağımızı, her bir karışını kanlarımızla suladığımız vatanımızı çok severiz. Ulu önderimiz Atatürk’e gönülden bağlıyızdır. Onun kurduğu bu Cumhuriyet için canımız fedadır. Amaaa savaşta değilsek, vatan uğruna yaptığımız en önemli şeyin oy vermek olduğunu unutur, sandığa küseriz. Bana yüzde yüz uyan parti yok der seçime katılmayız. Ülkemizin geleceğini tayin etme hakkımızdan vaz geçeriz. Hepsi aynı der, bize özel parti kurulmasını bekleriz.

Trip atarız. Nazlanırız.

Çoğunluk olmasa da en azından bir kısmımız böyleyiz. Tanıyorum ben onları…

Acayibiz anlayacağınız.

Çok acayip…