Belki Krezüs’ün zekası, zenginliği ve bir imparator olarak gücü, Sart’ın ihtişamı Yunanlıları ve İyonları kıskandırmış ve bu yüzden Krezüs’ü yalnız bırakmış olabilirlerdi.
Ama şimdi artık Persler Sart’a kadar gelmiş, bıçak kemiğe dayanmıştı. Perslerin Sart’ı alıp geri dönmesi söz konusu olamazdı. Dost düşman tüm İyon ve Yunan kentleri en kısa sürede Krezüs’ü desteklemek zorundaydı. Bu yardımın gelmesi için gerekli süreyi de Akropol Surları: kat kat fazlasıyla sağlayabilecek durumdaydı.
Ama olmadı. Akropol surları 14 gün dayanabildi. Söylenceye göre surların üzerinde gözetleme yapan bir Lidya askeri, surlardan eğilince miğferini yere düşürdü. Aşağıdan kendisini gözetleyen bir Pers askeri nöbetçiyi kısa süre sonra tekrar başında miğferle görünce şüpheye düştü.
Önce başına yeni bir miğfer giydiğini sandı. Fakat surların dibine varınca miğferin olmadığını görüp, yukarıdaki askerin gizli bir geçitten inip miğferi alıp çıktığı sonucuna vardı. Araştırınca da gizli geçidi buldu. Likyalı askerlerin dikkati başka yere çekilerek Persler gizli geçitten Akropole girip Krezüs’ü esir aldı. Ve Lidya Devletine son verdi.
Akropol ve surlarla ilgili olarak, son birkaç cümle daha söylemek gerekirse, yukarıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi surların altı erozyonla oyulmuş, bazı yerlerde surlar yıkılmış bazı yerlerde de adeta havada asılı kalmış ve yıkılacağı günü beklemektedir.
Bence bu ilgisizlik ve duyarsızlığa hakkımız olduğunu sanmıyorum. Çünkü her ne kadar burası bizim ülkemiz olsa da bu dünya uygarlığının da bir mirası olup bunun yok olmasına seyirci kalmak gibi bir lüksümüz olduğunu düşünmüyorum.
Bakamıyorsak, gücümüz yetmiyorsa, uluslararası kuruluşlardan yardım istenmeli, daha da olmaz ise yerli ve yabancı işletmecilere devredilerek, aslına uygun restorasyonu, bakım ve onarımı, korunması sağlanmalıdır diye düşünüyorum. Akropol dönüşü tesadüfen, tarihi Sart harabeleriyle ilgisi olmayan, bir başka mezarla karşılaştım.
Akropolün düze indiği yerde ve Sart antik kentinin neredeyse merkezinde, bir kurtuluş Savaşı şehidi yatıyordu. Kuvayı milliye efelerinden Nazmi Efenin, böylesi ansızın karşıma çıkmasını, “Burada ben de varım, beni de unutmayın” biçiminde algılayarak, mezar taşında yazılanları sizlere aktarmayı görev bildim.