Ne kadar hızlı bir gündemimiz var. Hergün yenisine uyanıp, hovardaca harcayarak daha tazelerini üretiyoruz.

Ülke gündemine oturması beklenen gündemler bile, birkaç gün içinde tozlu raflara kalkıp, yerini yenilerine bırakıyor.

Olmaz denilen o kadar şey oluyor ki… Artık hiçbir şeye şaşırmıyor, ‘daha ne olabilir ki?’ diye sormaktan vazgeçiyoruz.

Geçtiğimiz sezona ‘İlk 8’ hedefi ile başlayan Antalyaspor’u unuttuk, aynı takımın bu sezon bir alt lige sağ sağlım başlamasına dua eder hale geldik. Transfer engeli kalkarsa, kadro güçlendirilirse, ödemeler zamanında yapılıp oyuncular takımda tutulabilirse belki yeniden Süper Lig hayali bile kurabiliriz. Ancak geçtiğimiz yıla nasıl girdiğimizi, nasıl bitirdiğimizi hiç düşünmüyoruz.

Takımdan 4 kez ayrılıp helikopterle yeşil zemine indirilen bir teknik adamın inisiyatifine bırakılan kulübün geldiği durum ortada. Bu akla izin veren zihniyet ise hala yönetimde.

Yakın tarihte Samuel Eto’o’larla, Adam Buksa’larla Avrupa hayali kuran takımın, bugün bir alt ligde nasıl var olma mücadelesi vereceğini hesaplıyoruz.

Büyük hayaller için feda edilen dev kaynakların ne uğruna heba edildiğini bilmeden, bugün kentin başka yerlerini peşkeş çekmeye hazırlanıyoruz.

Diğer konuları bir kenara bırakıp sadece hafriyat olayına odaklanırsak olayı biraz daha somutlaştırabiliriz…

Hafriyat konusunda Antalya Emniyet Müdürlüğü’nün, savcılığa yazdığı resmi yazıya göre, 1 ila 3 milyar lira arasında bir zarar var. Savcılığın detaylı incelemesi halinde bu rakamın çok daha fazla olacağını söyleyenleri bir kenara bırakalım. Kamuya ait olan ve Antalyaspor’un kullanması için tahsis edilen bir rakamın nasıl buhar olduğunu hala bilmiyoruz. Bilmiyoruz ama başka kamu kaynaklarını buharlaştırmayı proje olarak sunmaya devam ediyoruz.

Savcılık soruşturması devam ettiği için, hafriyatın sonucu hakkında henüz bir şey söyleyemiyoruz. Ancak ülke olarak yolsuzluk konusunda çok hassas bir dönemden geçerken, bu olay biraz gölgede kaldı gibi. Belki de hak ettiği kadar gündemde tutulamadı.

Hafriyat konusunu Antalyaspor’a tahsis eden eski başkan Menderes Türel’in açıklamaları umutlarımızı biraz artırdı.

Murat Özgen ve Koray Geçgel’in programına konuk olan Menderes Türel, özetle; “Antalyaspor’un kasası dolması gerekiyorken bu gelirler birilerinin kasasını doldurdu” dedi. Pişmanlığını da dile getiren Türel, “Antalyaspor’a en az 20-30 sene her ay sabit gelir sağlayacak şekilde hazırladığımız proje kapanın elinde kalmış. Bunları devletin savcıları söylüyor. Bugünkü tartışmaları görünce bu adımı attığıma pişman oldum” görüşlerine yer verdi.

Eğer bir samimiyet testi yapacaksak, insanların Antalyaspor’u ne kadar sevdiğini anlayacaksak hafriyat konusunu ele almamız yeterli.

Menderes Türel’den başlayalım…

Bir kamu kaynağını Antalyaspor’a tahsis eden Menderes Türel’den, hem Büyükşehir hem de Antalyaspor’un eski başkanı olarak savcılığın yürüttüğü soruşturmaya dahil olmasını beklemek gerekiyor. İyi niyetle yapılan tahsisin bu noktaya gelmesi nedeni ile suç duyurusunda bile bulunabilir. Kendi dönemi de dahil olmak üzere, kendisinden sonra olan detayları ve bildiklerini anlatmalı.

Sayın Türel’den bunu beklemek belki işe yaramaz. Ancak Antalyaspor için ölüp-biten (!), hayatlarını feda eden (!) ve maddi-manevi fedakarlık (!) yapan insanların bu konuya dahil olması gerekiyor.

Mustafa Yılmaz döneminden başlayarak, başkanlık yapan Aziz Çetin, Sabri Güler ve Sinan Boztepe dönemleri detaylı olarak incelenmeli. Rıza Perçin başkan olmadan önce Büyükşehir hafriyatı kendi bünyesine geri almıştı.

Aynı şekilde yukarıda isimlerini yazdığım başkanların yönetimlerinde yer alan isimler de bu sürecin içinde olmalı. Samimiyet testi diyoruz ya… Kaybolan 1 kuruşun bile hesabı verilmeli.

Aksi takdirde Lara’da yapılacak binadan gelecek para da buhar olur, bakanlıklar veya belediyelerden gelecek diğer paralar da.

Eğer hafriyat olayı netlik kazanır, gerçekler tüm detayları ile kamuoyuna açıklanırsa, bugün sokak sokak gezerek bilet satmaya çalışan mevcut yönetimin bu çabasına gerek kalmaz.

Bu kent Antalyaspor’u seviyor, destek vermek de istiyor. Ancak verdiği paranın nereye harcandığını bilmek gibi doğal bir hakkı olduğunun da farkında.

Antalya’da son yıllarda yapılan inşaatlar belli, ne kadar hafriyat çıkacağı da aşağı yukarı hesaplanabilir. Müteahhitlerin bu konuda samimi ortamlarda söyledikleri, artık çok gizli şeyler değil. Somut bilgi ve belge olmadığı için kimseyi suçlamıyorum ama bu kadar muğlak bir ortam varken, kimin bürosuna ne kadar hafriyat parası götürüldüğü, artık daha yüksek sesle konuşuluyor.

Antalya Valisi Hulusi Şahin başkanlığında şehrin tüm ileri gelenleri aynı masa etrafında toplanıp, takıma destek istedi. Basına kapalı olduğu için tüm detayları bilemiyoruz. Ancak o masadan yaklaşık 70 Milyon TL’lik bir yardım sözü alınarak kalkıldığını biliyoruz. Bu rakam transfer engelinin yarısını bile karşılamıyor.

Çünkü camia içinde bir samimiyetsizlik hakim.

Dün Antalyaspor için ölüp-biten insanlar, eski yöneticiler bugün Antalyaspor’a küfrediyorsa…

Geçtiğimiz sezon, kendi şirketinde yapamadığı hovardalığı Antalyaspor’da yapıp, yılların personelini işten çıkararak yakın çevresini işe alanlar bugün Antalyasporlu olmadığını söylüyorsa…

Geçtiğimiz sezon başı 18 çöp transfer yapıp milyon Euroları çöpe atanlar hala iş başındaysa ve daha önce takımı batıran bir ismi futbol aklı olarak takımın başına getiriyorsa…

Yıllardır kötü yönetilen Antalyaspor’da görev yapan yüksek maaşlı profesyoneller hala cirit atıp kendi hegomanyalarını kuruyorsa…

Bu kentin valisini de, belediyelerini de, kamu imkanlarını da boşa kullanmayın.

Antalya’nın bakir bir alanını daha beton yığınına çevirip, nereye harcanacağı belli olmayan paraları talep etmeyin.

Antalya, Antalyaspor’a verebileceği kadarını verdi. Fayda-maliyet hesabına göre ligden düşüp 100 milyon Euro borcu olan bir kulüp kaldı geriye. Yani parasıyla rezil olan bir Antalya var artık.

Ve bu camiada hala samimi bir ortam yok. Bu anlayışla olmayacak da. O zaman kimseyi kandırmayın.