Hepimiz her gün günlük hayatımızda birçok sıra dışı olaylarla karşılaşırız. Kimimizin ilgisini çeker izleriz, kimimiz üzülür kahroluruz. Bazen de kendi kafamızda yorumlar yaparak kendi kendimizle yaşanan o olayı geçmişteki yanlışlarımız ile kıyaslar muhasebesini yaparız. Kimileri ise yaşadıkları olaya normalmiş gibi bakar geçer. Ona göre yaşananlarda kendinin hiç payı yoktur. Yaşanması gereken yaşanıyor gibi davranırlar. Hatta ‘’Allaha şükür ne varmış durumumuzda’ ’diye siyasallaştırarak da yaşanan olayı geçiştirler. İşte bu durum bizim insanlıktan çıktığımızın göstergesidir. Dine, vicdana, adalete, merhamete kısacası İnsanlık adına ne kadar lütuf varsa hepsine ihanet ederiz.

Akşam saat 19.00 sıralarıydı. Mahallemizdeki marketler zincirinden birinden içeri girdim. Rafları gezerken korkunç zamlı fiyatlara bakarak iç çekerken, bir yandan da ihtiyacım olanları sepetime koymaya başladım. Dikkatimi çeken şey özellikle hanım müşterilerin alışveriş yaparken yani ürünlerin etiket fiyatlarına bakarken homurdanmasıydı.

Alacaklarımı aldıktan sonra kasaya doğru yönelerek sıraya girdim. Birden bir bağrışma duydum kasanın önünde. Bir bey kasadaki kıza bağırıyordu. İnanın sanki market çınlıyordu. Sıra bozuldu ve herkes sesin geldiği tarafa yönelerek, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Adam “Siz eşkıyasınız, 3 kiloluk yoğurt 40 lira olur mu? Sizde hiç insanlık yok mu? Soyguncusunuz soyguncu….’’ dedikten sonra eliyle yoğurdu itti…

İtilen yoğurt arkasındaki ürüne çarparak yan atıp birden yere düştü. Kapak açıldı ve yoğurt yere saçıldı. Kasadaki kıza baktım. Zavallı titriyordu. Kıpkırmızı olmuş bir yandan adama “Abi biz çalışanız, emir kuluyuz. Kaça satış yapacağımızı biz değil, bilgisayar belirliyor. Bunlar da merkeze bağlı’’ şekilde derdini sanki suçluymuş gibi kısık bir ses tonuyla anlatırken bir yandan da çevresine bakıyor, içine düştüğü bu durumdan kurtarıcı bekler gibi bakınıyordu.

İşte benim bu esnada dikkatimi çeken şey, hiç kimsenin olaya müdahil olmamasıydı. Sanki orada olan herkes bu kaba saba adam gibi düşünüyor ve bu genç kızı suçluyordu. Sanki bu kız bu hükümeti iktidara getirmişti. Sanki bu kız dolar karşısında Türk lirasını eritmişti.

Kızın gözlerindeki yaşları görünce aklıma kendi kızım geldi. İçim burkuldu. Kan beynime sıçradı.

Cumartesi günü temizleyiciden montumu alacaktım. Bitişiğinde köpek, kedi mamaları ve kuş yemleri satan dükkan vardı. Sahibiyle selamlaşır zaman zaman oturur kısa sohbetler ederiz. Kapısının önünde kış güneşi keyfi yaşar gibi çayını yudumluyordu. Beni görünce seslendi. Selam verip yanına oturdum. Konuşmaya başladı. ‘’Gazeteci abi, neden yazmıyorsunuz, yazın kardeşim yazın. İnsanlar çıldırmış. Kedilerini köpeklerini, kuşlarını sokağa salıyorlar. Bunlar evcil hayvanlar. Sokakta yaşayamazlar. Ölürler’’ neden dememe fırsat kalmadan sesini yükselterek hayvan mamalarını gösterip ‘’Bunlara yüzde yüz ile yüzde 150 arasında zam geldi diye. Evdeki beslediğin hayvan senin çocuğun. İnsan çocuğunu sokağa atar mı?’’ şeklinde sitemlerini sıraladı. İnanın çok üzüldüm. Kendini yönetenleri sen seçiyorsun ama sıkıştığında sanki bu hayvanlar sorumludur diye onu elden çıkarıyor ölüme terk ediyorsun. Bu nasıl vicdan diye içimden geçirdim.

İşte ben bu duygular içinde yerimden kalkıp bakkala girdim. Torunlara gofret tipi bir şeyler almak istedim. Dikkatimi çeken şey etiketlerin olmayışı. Esprili bir şekilde “Ne o etiketleri koymayı unutunuz mu?” dediğimde bakkal gülerek abi saat başı doların yükselişiyle toptancı da yeni fiyatları telefonla aktarıyor. Maalesef bu hıza yetişemiyoruz’’ dedi. Herkesin biz gazetecilere sorduğu şu soruyu bende mahalle bakkalıma sordum, ‘’Ne olacak bu memleketin hali?’’ dediğimde bakkal adeta kükreyerek “Ektiğimizi biçiyoruz. Bu ülkede halkın hala yüzde 35’i bizi suçluyor. Toptancıyı suçluyor. Her gün artan dolara sebep olanları suçlamıyor. Ham madde konusunda Türkiye yüzde 60 dışa bağımlı. Sabit kur olmadığından yarın piyasa ne olacak kimse bilmiyor. Abi bu millet kafayı yemiş. Hiç kendim ettim, kendim buldum demiyor. Biz günah keçisi seçiliyoruz. Her günümüz kavga, her günümüz vatandaşa dert anlatmakla geçiyor. Yorulduk, bıktık. Utanıyoruz ‘’ diye dert yandı.

Evet günden güne kafayı yiyoruz.

Evet günden güne vicdanımızı yitiriyoruz.

Evet günden güne siyaset uğruna insanlığımızı kaybediyoruz.

Evet günden güne ÇILDIRIYORUZ…