Son günlerde TBMM gündemine gelen ve tarım arazilerinin korunmasına yönelik düzenlemeler içeren yasa teklifleri yoğun şekilde tartışılıyor. Düzenlemenin arka planında yaşanan süreçleri, kimlerin kazanç sağladığını ya da geçmişte yapılan yanlış uygulamaları bir kenara bırakırsak; tarım topraklarının korunmasına yönelik atılan adımların büyük ölçüde doğru bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.

Çünkü toprak, insanların fabrikalarda üretebileceği bir ürün değildir. Binlerce yıllık doğal süreçlerin sonucunda oluşur ve kaybedildiğinde yerine yenisini koymak mümkün değildir. Bu nedenle tarım topraklarının korunması yalnızca çiftçilerin ya da tarım sektörünün değil, toplumun tamamının ortak sorumluluğudur.

Bunun en somut örneklerinden biri son yıllarda yaygınlaşan hobi bahçeleri uygulamalarıdır. İlk ortaya çıkışında insanların şehir hayatından uzaklaşıp toprakla buluşabileceği masum bir düşünce gibi görünen bu uygulama, zaman içerisinde amacından uzaklaştırıldı. Hobi bahçesi adı altında tarım arazileri bölündü, üzerlerine yapılar yapıldı, villalar inşa edildi ve birçok bölgede geri dönüşü son derece zor bir arazi tahribatı ortaya çıktı. Bugün baktığımızda hobi bahçesi tabelasının arkasında tarımsal üretimle ilgisi olmayan bir yapılaşma gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Elbette tarımsal üretimin devamı için gerekli olan depo, barınak, işleme tesisi veya üretime doğrudan hizmet eden yapıları bu değerlendirmeden ayrı tutmak gerekir. Ancak bunun dışındaki yapılaşmaların tarım toprağını koruma anlayışıyla bağdaşmadığı açıktır. Bu nedenle tarım arazilerinin amacı dışında kullanılmasının önüne geçilmesi ve mümkün olan alanların yeniden tarıma kazandırılması gerekmektedir.

Aynı çelişkiyi Antalya'da düzenlenmesi planlanan COP31 sürecinde de görüyoruz. İklim değişikliği ve çevre konularının konuşulacağı uluslararası bir organizasyonun hemen yanında bulunan ve tarımsal araştırmalar için kullanılan yaklaşık 300 dönümlük alanın otopark amacıyla betonlaştırılması ciddi bir tutarsızlıktır.

Eğer gerçekten iklimi, çevreyi ve sürdürülebilirliği konuşacaksak; öncelikle elimizdeki tarım alanlarını korumamız gerekir. Üstelik bölgede mevcut otopark alanları, toplu taşıma olanakları ve tramvay hattı bulunurken verimli tarım arazilerinin bu amaçla kullanılması kabul edilebilir değildir. Çevreyi koruma iddiasıyla düzenlenen bir etkinliğin, tarım toprağının kaybına neden olması kendi içinde önemli bir çelişkidir.

Toprak konusunda artık kısa vadeli rant hesaplarıyla değil, gelecek kuşakların hakkını gözeten bir anlayışla hareket etmek zorundayız. Çünkü kaybedilen bir bina yeniden yapılabilir, bir yol yeniden inşa edilebilir. Ancak kaybedilen verimli tarım toprağını geri getirmek çoğu zaman mümkün değildir. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, toprağı tüketen değil koruyan, gelecek nesillere aktaran politikalar üretmektir. Toprak bir kez giderse, geriye yalnızca pişmanlık kalır.