Temmuz geçti. Ağustos geldi. Antalya'nın turizm sezonunun tam ortasındayız.

Ve tam da milyonlarca insanın tatilini planladığı, otellerin dolduğu, restoranların, esnafın, turizmcinin bütün yıl beklediği günlerde Antalya'nın adı bu kez deniziyle değil, deniz kirliliği haberleriyle konuşuluyor. Sosyal medyada bir görüntü dolaşıyor: Sahile vurmuş plastikler...

Başka bir görüntü: Denizin üzerinde yüzen çöpler...

Bir başka paylaşımda mikroplastiklerden söz ediliyor.

Sonra "zehirli balık" başlığı geliyor. Kemer'den Alanya'ya kadar uzanan kirli deniz görüntüleri paylaşılıyor. İster istemez insanın aklına tek bir soru geliyor; Antalya'ya gelmeyin mi deniyor? Turizmle yaşayan bir kent için bundan daha acı bir soru olabilir mi? Çünkü Antalya'nın sattığı şey yalnızca otel odası değil. Deniz ,kum, güneş satıyor. Temiz koy satıyor. Doğa satıyor. Akdeniz satıyor. O hâlde denizin temizliği artık bir çevre meselesi olmaktan çıkıp doğrudan doğruya Antalya'nın ekonomik geleceği meselesine dönüşmüş durumda. Önce gerçeği sosyal medyadan ayırmak, çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Antalya'da yüzme suyu kalitesi düzenli olarak izleniyor. İl Sağlık Müdürlüğü'nün verilerine göre 640 kilometrelik sahil şeridinde, yüzme sezonu boyunca 303 yüzme alanı ve 39 dere kirlilik izleme alanı olmak üzere toplam 342 noktadan numune alınıyor ve yüzme suları 15 günde bir mikrobiyolojik olarak takip ediliyor. Yani "Antalya'nın bütün denizi kirlendi, artık denize girilemez" demek için elimizde böyle bir bilimsel veri yok. Ama bu, rahatlayabileceğimiz anlamına da gelmiyor. Çünkü mikroplastik, kimyasal kirleticiler, tarımsal kirlilik, atık su, deniz çöpü ve yüzme suyu bakterileri aynı şey değil. Bir sahilin bakteriyolojik açıdan yüzmeye uygun çıkması, o denizde mikroplastik bulunmadığını göstermiyor. İşte asıl tehlike de burada. Antalya'nın su havzası alarm veriyor. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın Antalya Havzası için hazırladığı nehir havzası yönetim belgelerinde tablo son derece açık. Antalya Havzası'nda su kalitesi açısından sorun oluşturan başlıklar arasında tarım ve hayvancılıktan kaynaklanan azot ve fosfor yükleri, pestisitler, yeterince arıtılmamış kentsel ve endüstriyel atık sular, düzensiz depolama, madencilik faaliyetleri ve mikro kirleticiler sayılıyor. Daha da önemlisi, raporda Antalya Havzası'nda kirlilik açısından öne çıkan yüzey suları arasında Düden Çayı sayılırken, yeraltı suyu kalitesi bakımından Isparta Yeraltı Suyu, Aksu-Serik Yeraltı Suyu, Antalya Yeraltı Suyu, Kırkgöz Yeraltı Suyu, Boğaçay Yeraltı Suyu kütleleri sıcak nokta olarak belirtiliyor.

Şimdi soruyu biraz değiştirelim: Deniz neden kirleniyor?

Belki de soruyu yalnızca denize bakarak sormak yanlış. Çünkü deniz, çoğu zaman karada yaptığımız yanlışların son durağı oluyor... Denize çöp atılmıyor olabilir; ama deniz yine de kirleniyor. Bunun sorumlusu, dışarıdan aldığımız çöpler mi, ithal ettiğimiz çöpleri dönüştürüp değerlendiremiyor muyuz, Antalya daha doğrusu Akdeniz kıyılarımız rant yüzünden mi değer yitiriyor, su kaynaklarımızı temiz tutamıyor muyuz, şehrin atıklarını denize mi boşaltıyoruz, gelen turist ve halk çöpünü kıyılara ve denize mi bırakıyor, vb., vb. Belki de hepsi ancak, turizm sezonunu baltalamak da cabası. Turizm zaten Ortadoğu kriziyle, enflasyonla, pahalılıkla sınanırken bu haberler ve görüntüler Antalya’nın cazibesini yok ediyor. Tabii diyeceksiniz ki, gerçekler bunlar. O konuda da haklısınız. Şimdiye kadar önlem alıp çözüm bulmalıydık, ancak olan olduktan sonra aklımız başımıza geliyor. Şimdi nedenlerini araştırıp, hızlıca çözüm üretmekte sıra. Antalya kıyılarında plastik/mikroplastik kirliliğinin gerçek ve büyüyen bir sorun olduğuna dair güçlü kanıt var; ancak sosyal medyada dolaşan her “kirli deniz”, “zehirli balık” veya “Antalya'nın denizi tehlikeli” iddiası, her zaman yüzme suyunun sağlık açısından uygunsuz olduğu anlamına da gelmiyor. Bitmedi, devam edecek…