Avrupa bu yaz tarihinin en ağır sıcak hava dalgalarından biriyle mücadele ediyor. İspanya, İtalya, Fransa ve Yunanistan'da termometreler 40 derecenin üzerine çıkarken, yüzlerce insan aşırı sıcaklar nedeniyle yaşamını yitirdi.
Bilim insanlarının yıllardır yaptığı uyarılar artık bir öngörü değil; yaşadığımız acı bir gerçek. İklim krizi kapımızı çalmıyor, çoktan içeri girmiş durumda. Ve şimdi o sıcak hava dalgası bu hafta itibarıyla Türkiye'de etkisini göstermeye başladı. Tam da bu süreçte Antalya'nın Aksu ilçesine bağlı Yurtpınar Mahallesi'nden yükselen dumanlar hepimize aynı gerçeği bir kez daha hatırlattı. Öğle saatlerinde başlayan orman yangınına Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri iki uçak, iki helikopter ve çok sayıda kara ekibiyle müdahale ediyor. Dileğimiz, yangının en kısa sürede kontrol altına alınması ve tek bir ağacın, tek bir canlının daha zarar görmemesidir. Ancak biliyoruz ki mesele yalnızca çıkan yangınları söndürmek değildir. Asıl mesele, yangın çıkmadan önce toplumun bilinçlenmesini sağlayabilmek, doğayı koruma kültürünü güçlendirmek ve iklim krizine karşı ortak bir toplumsal refleks oluşturabilmektir. İşte tam da bu nedenle bugün yapılacak her çalışma, her eğitim, her sergi, her konferans ve her sanat etkinliği büyük önem taşıyor.
Çünkü yangınlarla mücadele sadece itfaiyenin, orman teşkilatının ya da kamu kurumlarının görevi değildir.
Bu mücadele; bilim insanlarının, yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının, sanatçıların ve her bir vatandaşın ortak sorumluluğudur.
Bugün dünyada çevre sorunlarına dikkat çeken en etkili araçlardan biri sanattır. Bir fotoğraf bazen yüzlerce sayfalık rapordan daha etkili olabilir. Bir resim, bir şiir, bir heykel ya da bir kısa film insanların vicdanına ulaşabilir. Sanat, rakamların anlatamadığını duyguya dönüştürür; gördüğümüzü hissettirir, hissettiğimizi ise harekete geçirir.
Bu nedenle Uluslararası Kültür Sanat Göç ve Uyum Derneği'nin başlattığı "Sanatçı Gözüyle Orman Yangınları" projesini sıradan bir sanat etkinliği olarak görmek büyük haksızlık olur.
Dernek Başkanı Prof. Dr. Tuncay Neyişçi liderliğinde yürütülecek bu proje, çevre bilimi ile sanatı aynı masada buluşturuyor.
Projeye katılan sanatçılar önce yangınları bilimsel yönüyle tanıyacak. Orman yangınlarının nedenlerini, iklim değişikliğiyle ilişkisini, yanan alanların ekolojik dönüşümünü uzmanlardan dinleyecekler. Daha sonra yangın alanlarında gözlem yapacak, doğanın küle dönüşen sessizliğine ve yeniden yeşermeye çalışan yaşam mücadelesine tanıklık edecekler.
Ardından o tanıklık; resme, heykele, seramiğe, fotoğrafa, müziğe, şiire ve edebiyata dönüşecek.
İşte bu yaklaşım projeyi farklı ve değerli kılıyor.
Çünkü sanatçılar yalnızca eser üretmeyecek; yaşanan felaketin tanıkları olacak.
Ortaya çıkacak her eser aynı zamanda geleceğe bırakılmış bir çevre hafızası olacak.
Sivil toplum kuruluşlarının görevi yalnızca açıklama yapmak değildir; toplumu harekete geçirecek modeller geliştirmektir. US-DER'in bu çalışması da tam olarak bunu yapıyor. Çevreyi, bilimi, sanatı ve sosyal sorumluluğu aynı çatı altında buluşturuyor.
Antalya gibi ormanlarıyla, doğal güzellikleriyle ve biyolojik çeşitliliğiyle dünyanın sayılı kentlerinden birinde yaşıyorsak, bu projelerin değeri daha da artıyor.
Belki bugün Aksu'da yükselen dumanlar birkaç gün sonra sönecek.
Ama iklim krizi devam edecek.
Sıcak hava dalgaları devam edecek.
Yangın riski her yaz biraz daha büyüyecek.
Bu nedenle artık yalnızca yangın söndürmeyi değil, yangın çıkmasını önleyecek kültürü de üretmek zorundayız.
Bu kültürün oluşmasında sanatın oynayacağı rol küçümsenemez.
Belki gerçekten de bazen bir tablo, binlerce ağacın sessizce anlatamadığını anlatabilir.
Belki bir fotoğraf, bir çocuğun doğaya bakışını değiştirebilir.
Belki bir şiir, bir insanın elindeki sigarayı ormana atmamasını sağlayabilir.
Ve belki de sanat, gelecekte çıkacak bir yangını daha başlamadan söndürebilir.
İşte bu yüzden "Sanatçı Gözüyle Orman Yangınları" yalnızca bir sanat projesi değil; geleceğe karşı ortak vicdanımızın, çevre sorumluluğumuzun ve yaşamı koruma irademizin güçlü bir çağrısıdır.
Bugün doğanın sanatçılara ihtiyacı var.
Çünkü doğa konuşamıyor.
Onun sesi artık sanat olmak zorunda.