Kristof Kolomb’un 1492 yılında ulaştığı Amerika kıtası; bugün Kuzey, Orta, Güney Amerika ve Karayipler’i kapsayan, bir milyarı aşkın nüfusa sahip 35 bağımsız devletten oluşmaktadır. Kıtanın bugünkü demografik ve kültürel yapısı binlerce yıla yayılan dört temel aşamada şekillenmiştir.
Yaklaşık 15-30 bin yıl önce Bering Boğazı üzerinden Sibirya’dan Alaska’ya geçen topluluklar, kıtanın bilinen ilk sahipleriydi. Kuzeyde doğayla uyumlu İrokua, Siyu ve Apaçiler; Meksika ve Orta Amerika’da görkemli uygarlıklar kuran Olmek, Maya ve Aztekler; Güneyde ise piramitleriyle tanınan İnkalar, Guaraniler ve Quechualar bu köklü geçmişin temsilcileriydi.
15. yüzyılda başlayan keşif süreci, Avrupalıların kaynak yağmasına dönüştü. İngilizler kuzey doğu kıyılarına, Fransızlar Quebec ve Louisiana’ya, Hollandalılar ise New York ve Surinam’a yerleşti. Kıtanın güney ve orta kısımları ise Portekiz ve İspanya tarafından paylaşıldı.
16. ve 19. yüzyıllar arasında, artan iş gücü ihtiyacını karşılamak adına milyonlarca Afrikalı zorla kıtaya getirildi. Bugün Amerika kıtasının müziği, kültürü ve genetik yapısındaki en güçlü damarlardan biri bu zorunlu göçün mirasıdır.
19. ve 20. yüzyıllarda İtalyanlardan Türklere kadar dünyanın her yerinden gelen göçmenler, kıtayı bir uluslar mozaiğine dönüştürdü. Bu süreçte Avrupalı-Yerli karışımı Mestizo, Avrupalı-Afrikalı karışımı Mulatto ve Afrikalı-Yerli karışımı Zambo gibi melez topluluklar ortaya çıktı.
Kıtaya yapılan ilk seferler bir göçmenlik değil de bir istila süreciydi. Kolomb’un gemilerine mürettebat bulmak zor olduğundan, kadrolar hapishanelerden toplanan mahkûmlar, servet arayan alt tabaka soylular ve paralı askerlerle dolduruldu. Bu ilk gidenler altın peşindeydiler. Bu durum yerli halka karşı aşırı şiddeti ve yağmacılığı beraberinde getirdi.
Bugün pek çok kişi Amerika kıtasındaki şiddet sarmalını bu kökenlere dayandırır. Suçluların, hayatta kalma güdüsü en yüksek olanların ve risk alanların kurduğu bu düzende; düellolar, çete savaşları ve acımasız rekabet kültürel bir kod olarak varlığını sürdürmektedir. Ancak bu kaotik coğrafyanın içinde huzuru yakalamış istisnai örnekler de mevcuttur.
35 ülkeden oluşan koca kıtada huzur arayanların gidebileceği az sayıda ülke var. Kanada, Kosta Rika, Panama ve Uruguay. Bunlara beşincisi eklenmek üzere gibi görünüyor. Tartışmaların odağındaki El Salvador. Öne çıkan huzur adalarına birlikte bakalım.
Kanada, Küresel Barış Endeksi’nde her zaman üst sıralarda yer aldı. Düşük suç oranları, kültürel çeşitlilik talebi ve refah seviyesiyle kıtanın kuzeyindeki güvenli limandır. Refahını küresel güçlerle birlikte hareket etmesine borçlu olduğu söylenebilir. Petrol piyasasındaki rolü ve ülkemizdeki altın madenciliği faaliyetleriyle sıkça adını duyarız.
Kosta Rika, 1948 yılında orduyu tamamen feshederek askeri bütçeyi eğitim ve sağlığa aktarmıştır. "Pura Vida" (Saf Hayat) felsefesiyle eko-turizmde dünya lideridir. Demokrasi ve refah seviyesi yüksektir.
Panama, 1994’te orduyu feshetmiş ve Panama Kanalı’ndan gelen geliri altyapıya yatırarak yoksulluğu azaltmıştır. Kanalın küresel önemi, ülkeye uluslararası bir koruma kalkanı sağlamaktadır. Finans ve emekli turizmiyle adından söz ettirir.
Uruguay, kıtanın en ilerici ülkesidir. 1917’de din ve devlet işlerini ayırmış, sosyal reformları erkenden hayata geçirmiştir. Eski Başkan José Mujica’nın temsil ettiği gösterişsiz yaşam, toplumsal barışın kültürel temelini oluşturur. Eğitimli orta sınıfın gücüyle ilerler.
Amerika kıtasındaki huzur tartışmalarının bugünkü en radikal örneği El Salvador’dur. Birkaç yıl öncesine kadar "dünyanın cinayet başkenti" olan ülke, yeni devlet başkanı Nayib Bukele ile tam bir dönüşüm yaşamaktadır.
Bukele öncesi MS-13 ve Barrio 18 çeteleri, ülkeyi adeta paralel bir devlet gibi yönetiyordu. Haraç ödemeyen şoförlerin öldürülmesi, masum gençlerin sokak ortasında infazı, kadınların cinsel köleliğe zorlanması ve 8 yaşındaki çocukların cinayete teşvik edilmesi günlük hayatın bir parçasıydı.
2019’da göreve gelen Bukele, 2022’de ilan ettiği Olağanüstü Hal ile çetelere savaş açtı. "Bukele Modeli" olarak anılan bu sistem; toplu tutuklamalar, mega hapishaneler ve mutlak devlet otoritesine dayanıyor. Bugün El Salvador, bölgenin en düşük cinayet oranlarına sahiptir.
Bu başarılar beraberinde ağır eleştiriler getirdi. Bukele, sertlik dozu, hak ihlalleri, sürdürülebilirlik konularında eleştiriler alırken diktatörlükle de suçlanıyor. Sosyal medya profiline “-Ben dünyanın en havalı diktatörüyüm.” yazarak karşılık veriyor.
Bukele’ye göre, bir devletin asli görevi suçluyu ıslah etmekten önce, yasaya uyan vatandaşı hayatta tutmaktır.
Bukele’nin eleştirilere verdiği yanıtlara bakmak yararlı olabilir.
“-İnsan hakları herkes için geçerlidir. Suçluların da insan hakları vardır, bunu inkâr etmiyorum. Ancak bir devletin önceliği, onurlu, çalışan ve yasaya uyan vatandaşların haklarını korumaktır.
İnsan hakları savunucuları çoğu zaman suçluların haklarını savunuyor ama suç mağdurlarının haklarını aynı kararlılıkla savunmuyor. Bizim için öncelik masum insanların güvenliğidir.
Cezaevlerimizde reform programları yürütülüyor. Suçluların rehabilite edilmesi için çalışmalar yapılıyor. Ancak bazı ağır suçlular (örneğin katiller) maalesef rehabilite edilemiyor.
Cezaevi sistemimiz Latin Amerika standartlarında güçlü bir seviyeye ulaştı. Artık suç örgütleri cezaevlerinden dışarıya emir veremez.
Artık cezaevinden ülke yönetilemez. Cezaevine bir şekilde telefon sokulsa bile bunun bir önemi yok. Çünkü dışarıyla iletişim kurup cinayet emri veremezler. Sistem bloke edildi.
Suç örgütleri cezaevlerinden operasyon yapamaz. Bu dönem kapandı.
Burada siyasi partiler yok. Bu bir ideoloji meselesi değil. Bu, halkın güvenliği meselesidir.
Ülkemiz çok ağır bir hastaydı. Hastalık derindi, yaygındı. Biz o hastalığın ilacını bulduk. Uyguladığımız tedavi sert olabilir ama hastalık da çok ağırdı.
El Salvador bir zamanlar dünyanın en güvensiz ülkelerinden biriydi. Bugün ise bölgedeki en güvenli ülkelerden biri haline geldi. Bu sonuç, kararlı ve tavizsiz güvenlik politikalarının ürünüdür.”
Uluslararası kurumları çete savunucusu olmakla suçlayan Bukele, ülkesinde %90’lara varan bir destek bulmaktadır. Çünkü halk yaralarının henüz iyileşmediği acıları hissederek soyut bir hukuktan çok, somut bir güvenlik istiyor.El Salvador Bitcoin’i resmi para birimi yapan ilk ülke olma özelliği de taşıyor. Marketten Bitcoin ödeyerek alışveriş yapabilirsiniz. Bukele bir yandan ülkesinde güvenliği ele alırken bir yandan da halkın teknolojiyle erken etkileşimini sağlayarak bir adım öne geçiyor.
Bukele’nin dedelerinin Osmanlı döneminde göç eden Filistinli bir aile olduğu da iddia ediliyor. Nayip Bukele varlıklı bir aileden geliyor ve asıl işi reklamcılık. Reklamcılık becerilerini kendi kariyerinde etkili olarak kullanıyor.
El Salvador örneği, "Güvenlik mi, Özgürlük mü?" ikileminin en keskin noktasında duruyor. Sokaklarda çete baskısı bitse de bireyin devletin mutlak gücü karşısında savunmasız kaldığı yeni bir otoriterlik tehdidi altındadır.
Kişisel bakışım; El Salvador halkı yaralarını sardıktan sonra otoriter yönetimleri reddedip Kosta Rika ve Uruguay’ın yolundan yürüyerek bireysel özgürlükleri ve insan haklarını önceleyecektir.
Kıtanın geri kalanında manzara hala karanlıktır. Haiti çetelerin kontrolündedir. Honduras ve Guatemala yüksek cinayet oranlarıyla sarsılmaktadır. Venezuela ekonomik çöküş ve istikrarsızlıkla boğuşmaktadır. Ekvador ve Meksika uyuşturucu kartellerinin şok edici şiddet eylemlerine uyanmaya devam ediyor.
Amerika kıtasının tarihi; suçun, şiddetin ve hayatta kalma mücadelesinin tarihidir. Kosta Rika ve Uruguay gibi ülkeler bu döngüyü kurumsal bilinçle kırmayı başarırken, El Salvador demir yumrukla yeni bir yol denemektedir. Gelecek, bu sert yöntemlerin mi yoksa demokratik uzlaşının mı kalıcı huzuru getireceğini gösterecektir. Umarım güvenlik ve özgürlüğün dengelendiği huzurlu ülkelere dönüşüp dünyaya örnek olmayı başarabilirler. Çünkü küreselleşme etkisiyle gittikçe küçülen dünyada herkes herkesi etkileyebiliyor.