Yakın zamanda Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylar hepimizi derinden sarstı. Bu trajedilerin pek çok nedeni ve boyutu var; ancak doğru analiz yapmaz, doğru zeminde değerlendirme yapmazsak sonuçlara ulaşmamız ve önlem almamız olanaksız hale gelir.

Çocuklarda beyin gelişimi henüz tamamlanmamıştır. Buna rağmen, onlara 18 yaşında yetişkin hakları ve sorumlulukları veriyoruz. Oysa bilimsel veriler, beyin gelişiminin 25, hatta 30’lu yaşlara kadar sürdüğünü gösteriyor.

Peki, bir genç 18’ine geldiğinde gerçekten hazır mıdır?

Duygu ve davranışları oturmuş mudur?

Ne yazık ki gelişmiş eğitim sistemlerine sahip ülkelerde bile bundan emin olamayız; nitekim benzer olaylar dünyanın her yerinde yaşanıyor.

Çocuklarımızı yeterince tanıyor, dinliyor ve anlıyor muyuz?

Onlara bilinçli bir şekilde yaklaşabiliyor muyuz?

Çocuğuna "dur" demeyen, başkalarına zarar vermesine ses çıkarmayan ya da her istediğini yapan ebeveynler bu tabloda doğrudan sorumludur.

Eğitim almadan ne evlenilmeli ne de çocuk sahibi olunmalı. Çocuk sahibi olanlar ise gelişim dönemlerine göre düzenli olarak rehberlik ve eğitim almalı, çocuğun psikolojisi yakından takip edilerek gerektiğinde profesyonel destekten kaçınılmamalıdır.

Bugün okullar ve aileler ne yapacağını bilemez halde. Bu belirsizlik durumu daha da kötüye götürüyor.

Üstelik tam olarak anlayamadığımız ve kontrol edemediğimiz dijital dünya, çocuklarımızın içine doğdukları bir mahalle haline geldi. Orada olup bitenleri bazen hayal bile edemiyoruz. Gerçek hayatta gerçekleştiremedikleri arzularını dijital dünyada diledikleri gibi var edebiliyorlar.

Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarımız, ebeveynlerinin aslında birer kahraman olmadığını fark ediyor; yalanlarını ve çelişkilerini görüyorlar. Söylenenlerle yapılanlar arasındaki tutarsızlık, çocuğu önce aileden uzaklaştırıyor, üzerine gidildiğinde ise saldırgan bir tutuma itiyor.

Ergenlik; doğası gereği risk barındıran, kimlik arayışına, duygusal dalgalanmalara ve hatalara açık olunan bir dönemdir. Aileden kopan çocuk, yerini ya sokakta ya da dijital dünyanın güvensiz derinliklerinde arıyor.

Dijital dünyada fiziksel bir tehdit hissetmedikleri için sahte karakterlerin arkasına sığınıp dikkatsizce davranabiliyor, istismara uğrayabiliyor ya da suça sürüklenebiliyorlar.

Öte yandan, ekranlardaki siyasetçileri izleyerek üst yapıya olan güvenlerini de kaybediyorlar.

Gelecekte bir ev ya da araba sahibi olma, iyi bir iş ve mutlu bir yuva kurma olasılığının azaldığını gördükçe hayata karşı olumsuz bir tutum geliştiriyorlar.

Z kuşağı nispeten daha makul ilerliyor; tahammül seviyeleri daha yüksek. Yaşamlarını zorlaştıran önceki kuşaklara kızsalar da onlarla çatışmak yerine bireysel çıkış yolları bulmayı deniyorlar.

Ancak Alfa kuşağı çok daha farklı. Onlar doğuştan dijital dünyanın birer parçası ve bir anlamda makine gibi düşünüyorlar. Eski kuşaklarla ortak bir paydada buluşmaları çok daha zor olacak.

Öğretmenler sistemin baskısına dayanmakta zorlanıyor. Acilen öğretmenleri güçlendirmek ve aileleri eğitmek gerekiyor.

Televizyonlardaki otoriter figürler ve silah görüntüleri temizlenmeli, silaha erişim zorlaştırılmalıdır. Okul güvenliği yeniden ele alınmalı; okul müdürleri vizyon sahibi, liyakatli kişilerden seçilmelidir.

Devlet yöneticileri ve siyasetçiler de kendilerine çeki düzen vermeliler. Sergilenen kaba, saygısız ve tutarsız dil; gelişimini tamamlamamış çocukları doğrudan zehirliyor.

Eğitim sistemi ve aile birlikte çalışarak çocuklara mutlaka bir beceri (müzik, el işçiliği, dijital yetkinlik) kazandırılmalı; özgüvenleri yeni donanımlarla desteklenmelidir.

Liyakat, adalet ve nezaket tercihimiz değil; toplum olarak hayatta kalma stratejimiz olmalıdır.

Gülümseyen tombul bir bebeği alıp sokakta korkuyla baktığımız o insanlara dönüştüren yine biziz. Onlar bizim eserimiz. Bu yüzden en önemli görevimiz, tek bir çocuğu bile feda etmeden hepsinin iyi yetişmesini sağlamaktır. Aksi halde asla güvende olmayacağız.