Merhaba… Antalya'da bu yaz sahile inen çoğu kişi aynı şeyi fark etti: deniz eskisi kadar temiz görünmüyor. Kıyıya vuran beyazımsı parçacıklar, suyun yüzeyinde toz gibi dağılan bir tabaka...

Birkaç aydır Çıralı'dan Konyaaltı'na, Alanya'dan Kemer'e kadar sosyal medyada benzer görüntüler dolaşıyor. Bu iş artık "birileri çöp atıyor" demekle geçiştirilebilecek bir mesele değil. Çünkü bu sefer işaret edilen kaynak, plaj kullanıcısından çok daha büyük bir yerde duruyor. Rüzgârın mı, akıntının mı, yoksa tesislerin mi suçu? Antalya Valisi Hulusi Şahin, kirliliğin arkasında Doğu Akdeniz'den gelen Levant akıntısını gösterdi. Akıntının kirliliği önce Alanya kıyılarına, oradan da Kemer'e taşıdığını söyledi. Vali'ye göre bu artık sadece Antalya'nın sorunu değil, tüm Akdeniz havzasının meselesi, bu yüzden konu ağustos sonu ya da eylül başında bakanlıkların da katılacağı bir çalıştayda ele alınacak.

Ama işin bir de çok daha rahatsız edici bir tarafı var. Çevresel Araştırma Ajansı'nın (EIA) The Guardian için hazırladığı bir analize göre, 2021-2024 arasında 13 İngiliz şirket Adana'daki bir geri dönüşüm bölgesine toplam 545 sevkiyatla 52 bin ton ev ve süpermarket kaynaklı plastik atık gönderdi. Aynı raporda, bu tesisin çevresindeki su kaynaklarında yoğun plastik ve mikroplastik kirliliği tespit edildiği belirtiliyor. Yani ihtimallerden biri şu: Antalya sahillerinde gördüğümüz kirliliğin bir kısmı yüzlerce kilometre öteden, Avrupa'dan ithal edilen plastik atığın işlendiği tesislerden sızıp akıntılarla buraya taşınıyor.

Eski Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Mustafa Öztürk de benzer bir tablo çiziyor: Türkiye 2024'te 1 milyon 290 bin ton plastik atık ithal etmiş. Bu rakam tek başına bile meselenin boyutunu gösteriyor.

İkinci bir ihtimal ise daha basit: şubat ve mart aylarındaki şiddetli yağmurlar, karada birikmiş plastikleri sürükleyip denize taşımış olabilir, zamanla parçalanıp kıyılara vurmuş olabilir. Muhtemel olan, ikisinin bir arada işlemesi.

Turistleri suçlamak kolay ama adil yaklaşmak lazım…

Bu arada sahildeki klasik hikâye de bitmiş değil. Akdeniz Üniversitesi'nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, ekibiyle Konyaaltı'nda yaptığı dalışlarda deniz tabanından pet şişe, ıslak mendil, çocuk bezi, çikolata ambalajı çıkardığını anlatıyor. Ona göre insanlar hâlâ kıyıya gelip yiyip içip çöpünü bırakıyor, birkaç metre ötede çöp kutusu olsa bile.

Antalya'nın seracılık merkezi olması da işin unutulan bir parçası. Seralarda kullanılan plastik örtülerin büyük kısmı geri dönüştürülüyor ama geri kalanı zamanla doğaya karışıyor. Buna körfeze dökülen akarsuları da ekleyin: Köprüçay, Manavgat, Aksu, Alara, Dim... Şehrin altından geçen çok sayıda tatlı su kaynağı da kirliliği taşıyor. Gökoğlu'nun dediği gibi, körfezin açık yapısı akıntıların kirliliği hem getirip hem götürmesine izin veriyor. Yani bugün sahilde gördüğünüz plastiğin o gün oraya atılmış olması gerekmiyor.

Görünmeyen kısım daha can sıkıcı… Beni asıl rahatsız eden, gözle görülen çöp değil. Mikroplastik. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Antalya Şubesi başkanı Ceren Şahin’in açıklamasına göre bu parçacıklar artık sadece denizde değil, insan kanında, akciğerde, karaciğerde, böbrekte, beyinde, hatta plasentada ve anne sütünde bile tespit edilmiş durumda. Yani mesele "deniz kirli görünüyor" demekten çok daha öteye geçiyor.

Oda, Antalya Körfezi için sürekli bir mikroplastik izleme programı, Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda biyolojik izleme çalışması ve Mavi Bayrak kriterlerine mikroplastik ölçütü eklenmesini istiyor. Avrupa'dan plastik atık ithalatının tamamen durdurulmasını da talep ediyor ki bu talep artık pek de aşırı görünmüyor.

Peki, ne yapılabilir? Sahil temizliği elbette gerekli, kimse bunun aksini söylemiyor. Ama musluk açıkken yerdeki suyu silmeye biraz benziyor. Asıl mesele, plastiğin hiç denize ulaşmaması.

Bunun için birkaç şeyin aynı anda yapılması gerekiyor: ithal plastik atık işleyen tesislerin çevresel denetimi sıkılaştırılmalı, akarsu ve yağmur suyu hatları düzenli izlenmeli, tek kullanımlık plastik tüketimini azaltan yerel politikalar yaygınlaştırılmalı. Bir de veri lazım. Hangi sahilde hangi atık daha sık görülüyor, hangi mevsimde artıyor, hangi kaynağın payı daha büyük... Bunları bilmeden alınan her önlem biraz kör atış oluyor. Yapay zekâ destekli görüntü analizi ve uydu verileriyle kirlilik noktalarını takip etmek burada gerçek bir fark yaratabilir; temizlik ekipleri en azından nereye gideceğini bilir.

Antalya'nın en büyük sermayesi zaten denizi. Turizm de, yaşam kalitesi de bunun üzerine kurulu. Ama bu sefer sorunu sadece plaja bırakılan çöple açıklamak mümkün değil. Tabloya bakınca asıl meselenin bir ithalat ve sanayi zinciri sorunu olduğu görülüyor. Sahili temizlemek önemli, kimse bunu inkâr etmiyor. Asıl mesele, o çöpün Antalya'ya hiç ulaşmasına izin vermeyecek bir düzen kurmak.

Sağlıcakla ve sağduyuyla kalın, sevgiler…