Merhaba… Antalya’nın mavisine her baktığımda, yüzeydeki o muazzam pırıltının altında nelerin sessizce yok olduğunu, nelerin ise hayata tutunmaya çalıştığını düşünürüm bir çevre mühendisi olarak. Denizlerimiz sadece seyirlik birer manzara değil; gezegenin akciğeri, şehrimizin kalbi ve gelecek nesillerin bize en büyük emaneti.

İşte bu yüzden, uzun süredir heyecanla ve titizlikle takip ettiğimiz, Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Akdeniz Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen "Yapay Resif Projesi" nde nihayet o dönüm noktasına gelmiş olmanın gururunu yaşıyorum. Geçtiğimiz günlerde, Büyükşehir Belediyesi Çevre Kurulu Başkanı Sayın Lokman Atasoy başkanlığında; meslek odalarımız, sivil toplum kuruluşlarımız ve bilim insanlarımızın katılımıyla projenin son değerlendirme toplantısını gerçekleştirdik.

Bu buluşma, sadece teknik detayların konuşulduğu bir salon toplantısı değildi; Akdeniz’in geleceğini kurtarma planının son rötuşlarıydı.

Sadece Beton Bloklar Değil, Yaşayan Birer Ekosistem

Gündelik koşturmacanın içinde bazen projelerin büyüklüğünü ve derinliğini gözden kaçırabiliyoruz. Dışarıdan bakıldığında "denize beton bloklar indirmek" gibi basite indirgenebilecek bu çalışma, aslında kökleri tamamen bilime dayanan, çok katmanlı bir ekolojik restorasyon hamlesidir.

Sayın Atasoy’un da toplantıda altını çizdiği gibi; bu proje sadece bir alan kapatma işi değil. Hedefimiz net:

  • Deniz ekosistemini ve biyoçeşitliliği güçlendirmek,
  • İstila altındaki Akdeniz'de yerli balık popülasyonunu artırmak,
  • Sürdürülebilir balıkçılığı desteklemek,
  • Ve en önemlisi; su kalitesinden istilacı türlerin takibine kadar süreci kesintisiz bir bilimsel izleme altında tutmak.

Projenin ilk etabı için seçilen nokta son derece stratejik: Aşağı Düden Şelalesi açıkları. Şu an için adeta bir "deniz çölü" sayılabilecek, balık popülasyonunun neredeyse hiç bulunmadığı bu cansız alan, üç etap halinde yürütülecek projeyle yeniden canlanacak. İlk etapta denize bırakılacak 35 blok, deniz canlıları için hem güvenli birer yuva hem de birer kreş görevi görecek.

COP31 Yolunda "Mavi Akdeniz" Vizyonu

Bu projeyi benim gözümde daha da anlamlı kılan unsur, kentimizin küresel çevre vizyonuyla olan kusursuz uyumu. Antalya olarak önümüzde çok kritik bir dönemeç var: COP31 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı).

Valiliğimiz öncülüğünde yürütülen "Mavi Akdeniz" girişimiyle tam bir entegrasyon içinde olan bu yapay resif çalışması, Antalya’nın iklim kriziyle mücadelede ve deniz koruma alanlarında sadece Türkiye’ye değil, tüm dünyaya örnek olacağının en somut kanıtıdır. Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Doç. Dr. Olgaç Güven’in bilimsel sunumu ve Antalya Sportif Olta Balıkçılığı Derneği Başkanı Ali Bilgiç gibi sahada olan paydaşların heyecanı, bu projenin toplumsal olarak ne kadar doğru sahiplenildiğini gösteriyor.

25 Haziran’da Akdeniz’e Sözümüz Var

Şimdi gözümüzü, kulağımızı ve kalbimizi o büyük güne çeviriyoruz. 25 Haziran Dünya Denizciler Günü’nde, bu yapay resif blokları ilk kez görücüye çıkacak ve Akdeniz'in derinliklerine, yeni görev yerlerine doğru yolcu edilecek.

Çevre mühendisliği mesleğimin bana öğrettiği en değerli şey; doğanın, kendisine uzatılan hiçbir iyi niyetli eli karşılıksız bırakmadığıdır. Bugün Düden açıklarında o sessiz blokları denize indirirken, aslında geleceğin temiz denizlerini, çocuk oyunlarındaki balık sürülerini ve sürdürülebilir bir Antalya’yı inşa ediyoruz.

Emeği geçen, Akdeniz’e bir damla da olsa hayat vermek için masada ve sahada ter döken tüm kurumlarımıza, meslektaşlarıma ve paydaşlarımıza kentim adına teşekkür borçluyum.

25 Haziran'da, mavinin altında başlayacak o yeni yaşamda buluşmak dileğiyle...

Sağlıcakla ve sağduyuyla kalın, sevgiler…