Tarımda ekonomik öngörü, sadece geleceği tahmin etmek değildir. Yapılan işlerin devamlılığını sağlayabilmek, doğru yatırım yapabilmek ve ayakta kalabilmek için geçmişte yaşananları incelemek, ekonomik gelişmeleri takip etmek ve bunların tarıma nasıl yansıyacağını doğru değerlendirmek gerekir.

Bu konuda genel yapısı itibarıyla bize benzeyen ülkelerden biri Yunanistan. Toplumun bir kısmı mutlaka hatırlayacaktır; Yunanistan çok ciddi bir ekonomik kriz yaşadı. Doğal olarak tarım sektörü de bu krizden derinden etkilendi. Krizden sonraki yıllarda Yunanistan'da önemli bir tarım firmasının sahibiyle sohbet etme fırsatım olmuştu. Konumuz, ekonomik kriz sırasında ve sonrasında tarım sektöründe neler yaşandığıydı. Anlattıkları bugün Türkiye'de yaşananları düşününce çok daha anlamlı geliyor. Kriz öncesinde Yunanistan'da tohum, fide ve diğer tarımsal girdiler uzun vadelerle satılıyormuş. Yani ticari yapı neredeyse bugün bizde olduğu gibi işliyormuş.

Kriz başlayınca ne oluyor?

Bankalar kredileri kısıyor, hatta bazı alanlarda tamamen durduruyor. Firmalar finansmana ulaşmakta zorlanıyor. Üreticinin kredi imkânları daralıyor. Vadeler dönmemeye, tahsilatlar aksatılmaya başlanıyor. Bir süre sonra sektör kendi içinde yeni bir sistem oluşturmak zorunda kalıyor. Örneğin fide firmaları, sipariş verildiği anda toplam bedelin yarısını talep etmeye başlıyor. Kalan yarısı ise fideler teslim edilirken ödeniyor. Yani uzun vadeli ve büyük ölçüde güven üzerine yürüyen ticaret, yerini daha kısa vadeli ve nakit ağırlıklı bir sisteme bırakıyor. Ancak bana göre anlattıklarının en önemli kısmı bundan sonrasıydı. Finansal gücü yeterli olmayan birçok üretici üretimden uzaklaşmak zorunda kalıyor. Buna karşılık üretime devam edebilecek sermayeye ve işletme gücüne sahip üreticiler için farklı bir dönem başlıyor. Üretimden çekilenler nedeniyle oluşan boşluk, üretime devam edenlerin önünü açıyor. Ayakta kalan üreticiler daha fazla kazanmaya, birkaç yıl içerisinde üretim alanlarını genişletmeye başlıyor. Ve sonunda yeni bir denge oluşuyor. O firma sahibinin sohbetimizin sonunda söylediği bir cümleyi hiç unutmadım:

“Biz bu kriz sayesinde doğru işletmeciliği öğrendik.”

Belki ilk duyulduğunda garip gelebilir.

İnsan neden büyük bir ekonomik krizden böyle bir sonuç çıkarsın?

Çünkü kriz, yanlış işleyen sistemlerin sonsuza kadar devam edemeyeceğini çok sert bir şekilde gösteriyor. Gelelim bizim ülke gerçeğimize... Uzun zamandır yüksek sesle dillendirilmeyen ancak son dönemde art arda karşımıza çıkan konkordatolar, tarım sektöründe finansal yapının ne kadar kırılgan hale geldiğinin en açık göstergelerinden biri. Üretici borçlu. Bayi vadeli satış yapıyor. Tedarikçi bayiyi finanse ediyor. Firmalar bankalara bağımlı. Bir yerde ödeme zinciri kırıldığında sorun yalnızca bir firmanın sorunu olarak kalmıyor. Zincirin tamamına yayılıyor. Bu nedenle artık tarım sektörünün bütün paydaşları kendi planlarını ve ticari yapılarını yeniden değerlendirmek zorunda. “Geçmişte böyle yapıyorduk” anlayışıyla geleceği yönetmek giderek zorlaşıyor. Ne kadar üretim yapılacağı kadar, üretimin nasıl finanse edileceği de önemli. Ne kadar satış yapıldığı kadar, ne kadarının tahsil edilebildiği de önemli. Ciro kadar nakit akışı da önemli. Büyümek kadar sürdürülebilir kalmak da önemli. Yunanistan örneğinin bize gösterdiği en önemli gerçeklerden biri bu. Ekonomik krizler bazı işletmeleri sistemin dışına iterken, mali yapısını doğru yönetenleri daha güçlü hale getirebilir. Tarımda da bundan sonraki dönemin belirleyicisi yalnızca iyi üretim yapmak olmayacak; doğru finansman, doğru vade, doğru tahsilat ve doğru işletmecilik de en az üretim kadar önemli olacak. Çünkü her kriz yeni bir denge oluşturur. Asıl mesele, o yeni denge kurulduğunda nerede duracağımızdır.