Antalya’nın Bitmeyen Kazısı: Sabahın sessizliği bazen en sert gerçekleri taşır.
Dün sabah, saat henüz 07.00 civarıydı. Telefonum uzun uzun çaldı. O saatte gelen aramalar ya çok iyidir ya da çok kötü. Açtım.
Karşıdan gelen ses titriyordu.
“Ablaaa… yardım et…”
Arayan, Antalya’nın en bilinen mahallelerinden birinin Deniz Mahallesinin muhtarıydı: Zafer.
Yer: Fikret Otyam Parkı çevresi, ANSAN yanı.
Ama mesele bir park, bir sokak ya da bir mahalle değildi.
Mesele artık bir şehir meselesiydi.
“Muhtar Ne İşe Yarıyor?” Noktasına Gelen Bir Şehir
“ASAT beni çıldırttı,” dedi.
Cümle kısa ama yükü ağırdı.
Mahalleli kapısına dayanıyormuş.
“Muhtar, bu yollar ne zaman bitecek?”
“Araç çıkaramıyoruz!”
“Her yer kazı, her yer çukur!”
“Bir şey yapmıyorsun!”
Ve muhtar çaresiz:
“Ben ne yapayım?” diye soruyor.
Bu sadece Deniz Mahallesi’nin hikâyesi değil.
Bahçelievler civarında en az 5 muhtarlık aynı durumda.
Yani mesele bireysel değil, sistematik.
2025’in kışında başlayan ASAT tarafından yapılan, ya da yapılamayan demek gerek bir altyapı çalışması…
2026 yazına girerken hâlâ bitmemiş.
Bir yıl.
Bir şehir için uzun bir süre değil mi?
Antalya Su ve Atıksu İdaresi kazıyor.
Ama sonra ne oluyor?
Aynı anda birden fazla yer açılıyor
Yollar kapatılıyor
Alternatif güzergâh yok
Bilgilendirme yok
Koordinasyon yok
Sonuç?
Antalya şu an delik deşik.
Sarısu’dan Kundu’ya kadar…
Konyaaltı’ndan Lara’ya kadar…
Şehir adeta bir şantiye değil, kontrolsüz bir kazı alanı.
Turizm Şehri mi, Toz Bulutu mu?
Antalya bir turizm kenti.
Ama bugün tablo ne?
Toz içinde kalan caddeler
Çukurla dolu yollar
Yamalı, geçici asfaltlar
Kapalı sokaklar
Navigasyonların bile şaşırdığı güzergâhlar
Turist geliyor.
Ama gördüğü ilk şey deniz değil.
Toz. Gürültü. Kaos.
Asıl Sorun: Plansızlık
Altyapı yapılmalı mı?
Evet.
Gecikmiş miydi?
Muhtemelen evet.
Ama sorun bu değil.
Sorun şu: Bu iş neden plansız yapılıyor?
Bir şehirde aynı anda her yer kazılır mı?
Vatandaşa haber verilmeden yollar kapatılır mı?
Alternatifler oluşturulmadan trafik kilitlenir mi?
En önemlisi: Yapılan iş neden tamamlanmadan bırakılır?
“Yapıyoruz” Demek Yetmiyor
Bugün Antalya’da yaşanan şey şu: İş başlıyor ama bitmiyor.
Yollar kazılıyor ama kapanmıyor.
Asfalt atılıyor ama kalıcı olmuyor.
Her şey “geçici”.
Ama vatandaşın sabrı geçici değil. Diplomasi Forumundan COP31’e: Görüntü ile Gerçek Arasında
Geçtiğimiz günlerde Antalya’da büyük bir organizasyon vardı:
Antalya Diplomasi Forumu
Şehir “vitrin”e çıktı.
Ama şanslıydık. Kimse şehrin içine girmedi.
Bu kazı gerçeği o vitrine tam yansımadı.
Peki ya sırada olan?
COP31 hazırlıkları.
Dünya Antalya’ya bakacak.
Soru şu: Dünya ne görecek?
Sürdürülebilir şehir mi?
Yoksa sürdürülemeyen bir altyapı kaosu mu?
Muhtarlar Konuşuyor, Halk Bağırıyor
Bugün Antalya’da muhtarlar birer kriz yöneticisine dönüşmüş durumda.
Ama yetkileri sınırlı.
Yetkileri yok denecek kadar az.
Halk muhtara gidiyor.
Muhtar kuruma gidiyor.
Ama çözüm… gelmiyor.
Bu zincirin sonunda kim var?
Cevap bekleyen bir şehir.
Bu mesele sadece “rahatsızlık” değil.
Acil durum araçları gecikiyor
Esnaf iş kaybediyor
Turizm zarar görüyor
Vatandaş psikolojik olarak tükeniyor
Yani bu, yaşam kalitesi meselesi.
Peki Ne Yapılmalı?
Bu noktada sorular net: Çalışmalar neden etap etap yapılmıyor?
Neden mahalle mahalle bitirilmiyor?
Neden vatandaş önceden bilgilendirilmiyor?
Neden yapılan iş kalıcı olmuyor?
Ve en kritik soru: Bu işin bir bitiş tarihi var mı?
Antalya Konuşuyor, Duyan Var mı?
Bu yazı bir şikâyet değil.
Bir çağrı.
Bir kayıt. Bir uyarı.
Çünkü Antalya artık şunu söylüyor:
“Beni kazıyorsunuz ama toparlamıyorsunuz.”
Bir şehri modern yapan şey yalnızca yolları değil,
o yolların nasıl yapıldığıdır.
Bugün Antalya’da sorun kazı değil.
Sorun, o kazının yönetilememesi.
Ve unutulmamalı:
Bir şehir en çok,
sakinlerinin sabrı bittiğinde çöker.
Antalya’nın sabrı ise…
artık ciddi şekilde sınanıyor.