Bir zamanlar bayramlar, çocukların sabaha kadar heyecandan uyuyamadığı günlerdi…
Yeni alınmış ayakkabıların başucuna dizildiği, ütülü kıyafetlerin defalarca kontrol edildiği, harçlıkların hayal edildiği günler… Sabahın erken saatinde sokaklara yayılan şeker kokusu, kapı kapı dolaşan çocuk sesleri, kolonya ve kahve ikramlarıyla dolu evler… Her bayram, çocukların dünyasında tarifsiz bir mutluluk demekti.
Şimdi ise zaman değişti.
O eski kalabalık sofralar küçüldü, büyük aileler dağıldı, apartman kapıları sessizleşti. Çocukların yerini telefon ekranları, uzun bayram ziyaretlerinin yerini kısa mesajlar aldı. Ve bugün bayramlar, en çok da huzurevlerindeki yaşlıların gözlerinde büyüyen bir bekleyişe dönüştü.
Çünkü artık bazı insanlar için bayram; kapının çalınması demek…
Bir evladın sesini duymak, bir torunun elini tutmak, unutulmadığını hissetmek demek…
Artık pek çoğumuzun yaşlısı evlerde başköşede değil, huzurevlerinde yaşıyor.
Huzurevlerinde bayram sabahları çok erken başlar.
Yaşlı insanlar bayram namazından dönenleri bekler gibi hazırlanırlar. En temiz kıyafetlerini giyerler. Saçlarını tararlar. Kimi yatağının kenarında sessizce oturur, kimi camdan yolu izler. Belki gelirler diye… Belki bugün unutulmamışımdır diye…
Bir anne düşünün…
Yıllarca çocuklarını bayram sabahı erkenden kaldırmış. Küçücük ellerine mendil içine koyduğu harçlıkları sıkıştırmış. Bayram sofraları hazırlamış, tatlılar açmış, misafir ağırlamış… Şimdi aynı anne, bir huzurevi odasında kapının açılmasını bekliyor.
Bir baba düşünün…
Evlatlarını omzunda gezdirmiş, onları okutmuş, büyütmüş, hastalandıklarında başlarında sabahlamış… Şimdi bir sandalye üzerinde sessizce oturuyor ve sadece birkaç dakikalık ziyaret için gözleri kapıda bekliyor.
İşte bu yüzden huzurevi ziyaretleri yalnızca bir “iyilik” değildir.
Bu ziyaretler vicdanın, vefanın ve insanlığın aynasıdır.
Dinimizde büyükleri ziyaret etmek sadece toplumsal bir gelenek değil, aynı zamanda manevi bir sorumluluktur. Camilerde vaazlarda yaşlılara merhamet göstermenin bereketini anlatırken; küçüklere sevgi, büyüklere saygı göstermeyenlerin gerçek olgunluğa ulaşamayacağı anlatılır... Çünkü yaşlılar, hayatın sessiz hafızalarıdır. Bir toplum yaşlılarını yalnız bıraktığında, aslında kendi geçmişini de yalnız bırakmış olur.
Bayram; kırgınlıkların bittiği, sofraların birleştiği, kalplerin birbirine yaklaştığı kutsal zamanlardır. Ve belki de bugün en büyük bayramlık hediye; yalnız bir yaşlının elini tutmaktır.
Bir huzurevine gidildiğinde bazen küçücük bir ziyaretin nasıl büyük bir mutluluğa dönüştüğüne şahit olunur. Dakikalarca elinizi bırakmak istemeyen yaşlılar vardır. Aynı hikâyeyi tekrar tekrar anlatırlar; çünkü aslında anlattıkları şey hikâye değil, unutulmak istemeyen bir ömürdür. Gözleri dolar ama ağlamamaya çalışırlar. Çünkü insan en çok da bayram günlerinde yalnızlığını hisseder.
Eskiden çocuklar bayram gelsin diye gün sayardı.
Bugün ise bazı yaşlılar, belki biri gelir diye bayramı bekliyor.
İşte zamanın en hüzünlü değişimi belki de budur…
Modern hayat insanları birbirinden uzaklaştırdı. Aynı şehirde yaşayan insanlar aylarca birbirini görmez oldu. Oysa geçmişte bayram ziyaretleri bir görev değil, gönül bağıydı. Büyüklerin elleri öpülür, duaları alınırdı. Çünkü herkes bilirdi ki yaşlıların duası, evlerin bereketidir.
Bugün huzurevlerinde kalan birçok insanın en büyük ihtiyacı ilaç değil; hatırlanmaktır.
Çünkü insan yalnızca yaşlandığı için değil, unutulduğu için yıpranır.
Bir bayram günü huzurevine gidip bir yaşlının yanında birkaç dakika oturmak, belki onun bütün yıl boyunca konuşacağı tek mutluluk olabilir. “Bugün misafirim geldi” demenin heyecanı bile onların yüzünü aydınlatır. Bazen küçücük bir çiçek, bazen içten bir sarılma, bazen sadece “Nasılsınız?” diye sormak… İşte gerçek bayram ruhu tam da burada saklıdır.
Bayramlar bize sadece sevinmeyi değil, paylaşmayı öğretir.
Soframızdaki ekmeği, kalbimizdeki sevgiyi, zamanımızı paylaşmayı…
Belki de bu bayram kendimize şu soruyu sormalıyız:
Bir zamanlar bizi büyüten insanların bugün yanında ne kadarız?
Çünkü hayat hızlı geçiyor.
Bugün ziyaret edilmeyi bekleyen o yaşlı insanlar, dün gençti. Dün çocuklarının elinden tutuyorlardı. Ve bir gün bizler de yaşlanacağız. Bizler de bir kapının çalınmasını bekleyeceğiz belki…
Bu yüzden bayram sabahlarında sadece akrabaları değil, kimsesizleri de hatırlamak gerekir. Huzurevlerinin sessiz koridorlarına biraz ses, biraz neşe, biraz insan sıcaklığı taşımak gerekir.
Çünkü bazen bir insanın bayramı; sadece unutulmadığını hissetmesidir.
Ve belki de bir huzurevi odasında edilen sessiz bir dua, dünyadaki en kıymetli bayram hediyesidir…