Antalya’nın kent merkezinde betonlaşmaya direnen en önemli yeşil alanlardan biri Vakıf Çiftliği ve Zeytinliği. Burası yalnızca zeytin ağaçlarından oluşan bir arazi değil, Antalya’nın geçmişi, kimliği ve gelecek nesillere bırakacağı önemli bir mirastır.
Son günlerde Vakıf Çiftliği yeniden gündemde. Zeytinliğin korunması ve işletilmesi amacıyla kurulan, Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Ticaret Borsası’nın da ortakları arasında bulunduğu şirketin zarar ettiği, Sayıştay denetimlerinin ardından Büyükşehir Belediyesinin ortaklıktan çekilebileceği konuşuluyor.
Peki, bir şirketin bilançosunda görünen zarar, bir kentin geleceğine yapılan yatırımın da zarar olduğu anlamına mı gelir?
Şirketin ne kadar zarar ettiğini bilmiyorum. Elbette kamu kaynakları denetlenmeli, her kuruşun hesabı verilmelidir. Ancak toplumsal faydayı yalnızca mali tablolarla değerlendirmek ne kadar doğru?
Bir belediye park yaptığında para mı kazanıyor? Yeşil alanların korunmasına harcanan kaynakları zarar olarak mı görüyoruz?
Vakıf Çiftliği yıllardır yapılaşma tartışmalarının odağında. Oysa Antalya’nın giderek betonlaştığı, iklim değişikliğinin etkilerinin arttığı bir dönemde bu zeytinliğin korunması her zamankinden daha önemli.
Koruma maliyeti ile kötü yönetimden kaynaklanan zarar birbirine karıştırılmamalıdır.
Bir Antalyalı olarak açıkça söylüyorum: Vakıf Çiftliği’nin korunması için belediye bütçesinden kaynak aktarılıyorsa benim payıma düşen harcamadan hiçbir rahatsızlık duymuyorum.
Yeter ki o zeytinlik korunsun, ağaçlar yaşasın, gelecek nesillere aktarılsın.
Elbette yanlışların hesabı sorulmalı. Ancak çözüm, korumaktan vazgeçmek değil, doğru yönetmektir.
Bırakın, belediyeler gelecek nesillere beton değil, zeytin ağacı bırakmak için kaynak harcasın.
Çünkü bilançoda zarar görünen rakamlar, bir kentin geleceği için en büyük kazanç olabilir.