Bazen rakamları yan yana koymak, sayfalarca anlatılacak bir meseleyi birkaç cümlede anlatmaya yetiyor.
Bir tarafta Türkiye’nin üretmeye çalışan çiftçisi var.
Mazot alıyor, gübre alıyor, tohum alıyor, ilaç alıyor. Elektrik parasını, işçilik giderini, sulama maliyetini karşılıyor. Kuraklıkla, donla, doluyla, hastalık ve zararlılarla mücadele ediyor. Ürünü para edecek mi, hasat zamanı fiyat ne olacak bilmiyor ama yine de üretmeye devam ediyor.
Diğer tarafta ise birkaç gün içerisinde Türkiye’nin gündemine oturan fon krizi var.
Şimdi iki rakamı yan yana koyalım.
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın resmi verilerine göre 2025 yılında tarımsal destek bütçesi başlangıçta 135 milyar liraydı. Zirai don nedeniyle eklenen 23,55 milyar liralık ödenekle toplam bütçe 158,55 milyar liraya yükseldi.
Bu paradan Bakanlık kayıt sistemlerine göre yaklaşık 2,9 milyon çiftçi yararlandı.
Bitkisel üretimden hayvancılığa, kırsal kalkınmadan su ürünlerine kadar Türkiye'nin tarımsal üretiminin desteklenmesi için kullanılan toplam kaynak bu.
158,55 milyar lira.
Şimdi gelelim diğer rakama.
Sermaye Piyasası Kurulu, 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla 7 portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar verdi. SPK'nın son açıklamasına göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.
Basına yansıyan verilere göre tasfiye kapsamındaki fonların toplam büyüklüğü ise yaklaşık:
826 milyar lira.
Altını özellikle çiziyorum.
Bugün itibarıyla “826 milyar lira battı” demek doğru değil.
Bu rakam tasfiye kapsamındaki fonların toplam büyüklüğünü ifade ediyor. Fonların içerisindeki varlıklar nakde çevrilecek, borçlar ve giderler düşülecek ve yatırımcılara kalan tutarlar ödenecek. Dolayısıyla gerçek zararın ne kadar olacağını tasfiye süreci sonunda göreceğiz.
Ama sadece iki rakamı karşılaştırmak bile düşündürücü.
826 milyar lira / 158,55 milyar lira = yaklaşık 5,2.
Yani bugün fon krizi nedeniyle tasfiye kapsamına alınan varlıkların büyüklüğü, Türkiye'nin 2025 yılında tarıma ayırdığı toplam destek bütçesinin 5,2 katından fazla.
Başka türlü söyleyelim.
Türkiye'nin bir yıl boyunca yaklaşık 2,9 milyon çiftçisine verdiği tarımsal desteği beş kez üst üste koyun.
Yine ancak fon krizinin kapsadığı büyüklüğe yaklaşıyorsunuz.
İşte benim asıl üzerinde durduğum mesele burada başlıyor.
Çiftçi destek istediğinde hep aynı tartışmayı yapıyoruz.
“Bütçeye yükü ne olacak?”
“Kaynak nereden bulunacak?”
“Desteklerin maliyeti ne kadar?”
Üretici mazot desteği istiyor, hesabını yapıyoruz.
Gübre desteği istiyor, hesabını yapıyoruz.
Sulama elektriğinde indirim istiyor, hesabını yapıyoruz.
Ürünün para etmediğini söylüyor, “bütçe imkânları” diyoruz.
Don vuruyor, kuraklık geliyor, çiftçinin bir yıllık emeği birkaç gecede yok oluyor; yine bütçenin imkânlarını konuşuyoruz.
Peki bugün karşımıza çıkan 826 milyar liralık büyüklüğü görünce aynı soruyu sormayacak mıyız?
Üretim söz konusu olduğunda kuruş hesabı yapan bir ekonomik sistem, finans piyasalarında yüz milyarlarca liralık büyüklükler riskli hale geldiğinde nasıl bir refleks gösteriyor?
Ben meseleyi yalnızca fon yatırımcıları üzerinden de okumuyorum.
Oradaki yatırımcıların da korunması gerekir. İnsanların birikimlerinin, tasarruflarının güvenli bir finansal sistem içerisinde değerlendirilmesi devletin düzenleyici kurumlarının sorumluluk alanındadır.
Asıl sorulması gereken başka:
Bu büyüklükte riskler oluşurken denetim mekanizmaları neredeydi?
Ve daha önemlisi:
Biz neden üretimi desteklemeyi hâlâ bir “maliyet” olarak görüyoruz?
Çiftçiye verilen para kaybolmuyor.
Tohuma dönüşüyor.
Gübreye dönüşüyor.
Mazota dönüşüyor.
İşçiliğe dönüşüyor.
Domatese, buğdaya, süte, ete, portakala, elmaya dönüşüyor.
Sonunda hepimizin sofrasına geliyor.
2025 yılında yaklaşık 2,9 milyon çiftçinin yararlandığı toplam tarımsal destek bütçesi 158,55 milyar lira.
Bugün tartıştığımız 131 fonun büyüklüğü ise yaklaşık 826 milyar lira.
Arada 5,2 katlık bir fark var.
Elbette ekonomik olarak bunlar birbirinin aynısı değil. Birisi kamu bütçesinden yapılan tarımsal destek, diğeri yatırımcılara ait finansal varlıkların toplam büyüklüğü. Dolayısıyla 826 milyar lirayı alıp çiftçiye dağıtılabilecek bir kamu kaynağıymış gibi göstermek de doğru olmaz.
Ama rakamların ortaya koyduğu ölçek üzerinde düşünmek zorundayız.
Çünkü konu çiftçi olduğunda milyonları, hatta birkaç milyarı günlerce tartışan bir ülkede, finans sisteminde yüz milyarlarca liralık büyüklüklerin nasıl bu noktaya geldiğini de aynı ciddiyetle tartışmalıyız.
Ve belki de artık şu soruyu sormalıyız:
Gerçekten pahalı olan çiftçiyi desteklemek mi, yoksa üretimin değerini zamanında anlayamamak mı?