Yazılarında “Vecdi Ahmed” ve “Herhangi Biri” imzalarını da kullandı. Subay dayısıyla beş yaşında İstanbul’a geldi dayısının ölümü üzerine öksüzler yurduna verildi. 1926 yılında İstanbul’da İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. Öğretmenlik hayatı Bolu’da başladı, 1954 yılında İzmir’de sona erdi (1954). İlk şiiri 1924 yılında Milli Mecmua’da yayımlandı. İlk kitabı ise 1927 yılında yayımlanan “Çocuk Şiirleri” adlı kitabıdır. Servetifünun, Resimli Ay, Meşale, Yeni Türk, Varlık, Yeni Adam dergilerinde şiirlerini yayımladı. Mütareke yıllarında 9 yaşındayken aruzla şiirler yazmaya başladı. 13 yaşında Mehmet Emin Yurdakul’un, 17 yaşında Ahmet Haşim’in etkisinde kaldı. 1924 yılında ilk şiiri yayımlandı. Şiir “Bir ziyadan ve sevgiden mahrum. Şimdi hücremde sessiz ağlıyorum” diye bitiyordu. 1927’den sonra yaşama gözlerini yumana kadar da -çocuk şiirleri dışında-özgür koşukla şiirler yazdı. İlhami Bekir Mevlânâ’dan Şeyh Galib’e, Tevfik Fikret’ten Nâzım Hikmet’e kadar tüm şairleri okuyup etkisinde kaldı. Özellikle Tevfik Fikret’ten Nâzım Hikmet’ten çok etkilendi. “Şiirde dize yapısını kıran” Tevfik Fikret’le “dize anlayışını tümüyle reddeden” Nâzım Hikmet’i benimsedi. 24 Saat’te “Çalışan şehir açlarının yazıcısı” oldu. Sembolizmden ayrıldığını, modem gerçekçiliğe adım attığını gösterdi. “Hürriyete Kaside” adlı yapıtıyla adından söz ettirdi. Onun 1940 kuşağını hazırlayan ortam içersinde serbest şiiri kullanan, çalışan kesimin sesi olan, özgürlük temasını coşkulu bir biçimde işleyen farklı bir yanı oldu. 1930 yılında Nâzım Hikmet’le Mavi Kitap adıyla şiir ve öykülerden oluşan ortak bir kitap yayımladı. Taşlı Tarladaki Ev romanıyla dikkat çekti. Deneyimi, bilgisi ve yol göstericiliğiyle 1950 yılında Tuna Baltacıoğlu, Memet Fuat, Oktay Verel, Memleketimizde ve Dünyada Kitaplar adıyla yayımlayacakları dergi yönetimine onu da aldılar. Dergiyi 11 sayı çıkardılar. Sonraki yıllarda İlhami Bekir, “SEK” (Sanat El Kitapları) adlı derginin yayımı için katkıda bulundu. Kendi şiirini anlatırken “Ben bir aşk şairiyim” dedi (Sanat Olayı, haziran 1981). 1955 sonrası eşinden ayrılıp yalnız yaşamayı seçti. Ailesinden de kimse kalmadığı için otel odalarında ve son yıllarını da İstanbul Bağcılar Huzurevi’nde geçirdi.