Otobüs veya trenle geçtiği yolu fark etmeden uyuyarak geçirenler için yolun ve yolculuğun hiçbir anlamı yoktur.

Fakat fark ederek, yani gözleyip izleyip oralarla ilgili düşün denizinde kurgularla ilerleyenler kendilerini oralarda yaşamış gibi hissederler. Örneğin fark edenler için, Söğüt Ovası, Acıpayam Ovası, ikisinin arası, Çavdır civarında vadiler ve koyaklar: her yer yeşilin en güzel tonlarında ekin tarlası, yamaçlarda kır çiçekleri, gelincikler, çalısı, ağacı, anımsatır sanki doğal bir dansı. Sürülmüş toprağı, nadası ve hemen fark edilir dağ havası.

Denizli’de değişir bunların bazıları. Bin metreyi aşan yüksekliklerden geçerek Denizli’ye gelince, insan damdan düşmüş gibi ya da dağdan düze inmiş gibi, bahardan çıkıp yaza girmiş gibi değişik duygulara kapılabilir. Denizli’den sonra Girince Menderes ovasına, bozkırdan ormana girer gibi kıştan bahara geçer gibi yokluktan refaha çıkar gibi ovanın yeşili, bereketi, keyfi değiştirdi aniden yolculuğun rengini.

Denizli Büyük Menderes Ovasının başında, tarih boyunca batıdan, denizden, kıyı kentlerinden ova boyunca gelen yolların kavşak noktasında, sanayisi ve yarım milyonu bulan merkez nüfusuyla önemli bir yerleşim yeri. Yüklenmiş sanki üstüne Laodikya’nın, Hierapolis’in tarihi mirasını. Artı kaplıcası, tarımı, turizmi.

Denizli Sarayköy arası ovanın başlangıcı. Şehrin çıkışında ise sanayi tesisleri oldukça geniş bir alana yayılmış olup sonrasında yamaçlarda köyler kırsal ağırlıklı ve ermiş ekinler. Nerdeyse biçilecek kıvama gelmişler. Sararmış otlar çiçekler. Bambaşka bir dünya sanki Sarayköy’den sonrası.

Aydın Dağları ile Menteşe Dağları arasında, belli belirsiz bir eğimle, genişleyerek Ege Denizine doğru ilerleyen ova, bağların bahçelerin, çeşit çeşit ürünlerin; bilginin, bileğin, emeğin; ümidin, aşkın, sevginin alın terinin; kısacası insanla doğanın, yeşil bir türküde buluşması, birbirini kucaklaması gibi bir duyguydu sanki. Tıpkı ovanın tüm umutlarını nehre bağlaması ve onu sımsıkı kucaklaması gibi. Nehirle ova sarılmışlar birbirlerine sıkıca ve birlikte bir yola çıkmışlar ve sanki yolları uzanmakta sonsuza.

Menderes ne ki

Ova mı, nehir mi?

Yoksa coğrafi bir terim mi?

Üzüm mü, incir mi;

Tütün mü, zeytin mi?

Bilindiği gibi Denizli ilimiz termal suları, kaplıcaları ve sıcak su buharıyla da tanınmaktadır. Buharkent yakınlarında dağların eteklerinde, buhardan elektrik üreten termal santrallerin boruları, yeşilin içinde metalik bir parlaklıkla kendini belli ediyordu.

Nazilli’ye doğru ilerledikçe, ovada narenciye bahçeleri de görülmeye başladı. Nehrin menderesler çizerek yolunu uzatıp, adeta bu yeşil cennetten çıkmak istememesi gibi, ben de bu güzelim ovada yolculuğumun hiç bitmeden sürüp gitmesini istesem de yol menderesler çizmeden dosdoğru Aydın’a vardı.