“Yengeç Sepeti Sendromu” metaforu, bireylerin birbirini aşağı çekerek topluca başarısızlığa sürüklenmesini anlatır. Yengeçlerle dolu bir sepet düşünün.

İçlerinden biri kaçmak için yukarı tırmandığında, dışarıdaki balıkçı onu yakalamaz. Onu sepetin dibindeki diğer yengeçler yakalar. Kıskaçlarıyla bacaklarına asılır, onu karanlığa geri çekerler. Sonuç? Kimse kurtulamaz, hepsi birlikte akşam yemeği olur. Buna “Yengeç Sepeti Sendromu” deniyor. Bu durum insan ilişkilerinin de en karanlık dinamiği.

Türkiye’de kadınların birbirine destek olmak yerine rekabet içinde oldukları yönündeki algı, çoğu zaman toplumsal cinsiyet rollerinin bir yansımasıdır.

Kadınların başarıları, geleneksel normlara meydan okur. Bu durum, toplumda hem erkekler hem de kadınlar arasında “dengeyi bozma” korkusu yaratır. Eğitim, iş ve sosyal yaşamda kadınlara sunulan fırsatlar sınırlı olduğunda, rekabet de kaçınılmaz hale gelir. Kadınların birbirini eleştirmesi, aslında erkek egemen düzenin öğrettiği kalıpların içselleştirilmiş bir sonucudur.

Dolayısıyla “kadın kadının kurdu” söylemi, kadınların doğasında olan bir eğilim değil; toplumsal baskının ürettiği bir yanılsamadır.

Yengeçlerin birbirini aşağı çekmesi gibi, kadınların birbirini engellemesi de çoğu zaman bireysel tercihten çok sistemin dayattığı bir davranış biçimidir. Bir kadının yükselmesi, diğerlerinin kendi yetersizliklerini görmesine neden olur. Bu, kıskançlık değil; toplumsal olarak öğretilmiş bir “yerinde kalma” refleksidir. “Bizi unuttun” veya “samimiyetini kaybettin” gibi söylemler, aslında başarıya duyulan rahatsızlığın maskesidir.

Gerçek dost, sepetten çıkmaya çalışan kadına omuz verir; kıskançlıkla bacağına asılmaz.

“Yengeç Sepeti Sendromu” kadınların birbirini aşağı çekmesiyle değil, toplumun kadınlara dayattığı sınırlarla ilgilidir. Türkiye’deki “kadın kadının kurdu” söylemi, gerçeğin değil, baskının ürünüdür. Kadınların birbirine destek olması, yalnızca bireysel başarıları değil, toplumsal eşitliği de mümkün kılar.

Özgürlük bazen kalabalıklarla vedalaşmayı gerektirir; ama gerçek özgürlük, kalabalığın birbirine omuz vererek sepetten birlikte çıkmasıyla mümkündür ancak.

Antalya’daki kadın girişimcilerin başarı hikâyeleri, “yengeç sepeti sendromu” metaforunu kıran en güçlü örneklerdir: birbirini aşağı çekmek yerine omuz vererek yükselen kadınlar, hem bireysel hem de toplumsal dönüşümün öncüsü oluyor.Antalya’da Kadın Girişimcilerin İlham Veren Hikâyelerinden bazılarına göz atalım hemen.

Ebru Koca acar – Antalya Reçelcisi Kurucu ve İcra Kurulu Başkanı olarak Antalya’nın doğal ürünlerinden sağlıklı reçeller üretiyor. Yerel üreticilerle iş birliği yaparak hem kadın istihdamını artırıyor hem de Antalya’nın gastronomi turizmine katkı sağlıyor. Hikâyesi, “kadın kadının kurdu” söylemini boşa çıkaran bir örnek. ‘Kadın Kadının Yurdu’ olarak, kadın üreticilerle dayanışma içinde büyüyor.

Sibel Cesur Efe – Sibel’in Bahçesi; Otel işletmeciliğini bırakıp organik tarım girişimi kurdu. Antalya’nın doğal ürünlerini Türkiye’nin dört bir yanına ulaştırıyor. Kadınların tarımda girişimci olarak var olabileceğini göstererek, kırsal kalkınmaya katkı sağlıyor.

Anıl Öztürk – Chito Global Biyoteknoloji. Antalya merkezli biyoteknoloji girişimiyle sağlık ve inovasyon alanında fark yaratıyor. Kadınların teknoloji ve bilimde de lider olabileceğini kanıtlıyor.

Canan Aydan Karaca – Cantek Soğutma. Yönetim Kurulu Üyesi olarak Antalya’dan dünyaya açılan bir teknoloji şirketinde kadın liderliği temsil ediyor. Erkek egemen sektörlerde kadınların güçlü varlığını simgeliyor.

Doruk Akpek – Beije Woman. Kadın sağlığı ve hijyen ürünleri üzerine girişimiyle toplumsal farkındalık yaratıyor. Kadınların kadınlar için ürettiği çözümler, dayanışmanın en somut örneği.

Antalya’daki bunun gibi örnekler daha pek çok. Antalya öznelindeki kadın girişimcilerin hikâyeleri, kadınların birbirini aşağı çekmek yerine birlikte yükseldiğinde neler başarabileceğini kanıtlıyor. Yengeç sepetinden çıkmanın yolu, tek başına değil; omuz omuza dayanışmayla mümkün. Kadınlar Günü Perspektifi

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, bu sendromu sorgulamak için güçlü bir fırsattır.Dün ve geçen hafta kadınlar için pek çok etkinlik gerçekleştirildi. Erkekler, kurum kuruluş yetkilileri çıkıp kadınları övdüler ve baş tacı ettiklerini söylediler. Keşke tüm bunlar yalnızca söylemde kalmasa ve yalnız 8 Martlarda hatırlanmasa.

Toplumsal eşitlikçi bir bakış açısını yerleştirebilmenin yolu da; Kadınların birbirini aşağı çekmek yerine desteklemesinden geçiyor, bu özgürleşmenin en önemli adımı. Kadınların birbirine omuz vermesi, yalnızca bireysel başarıları değil, toplumsal dönüşümü de hızlandırır. Eğitim, iş hayatı ve siyasette kadınların birbirini desteklemesi, eşitlik mücadelesinin temelini oluşturur.

Sepetten çıkmak, yalnızca bireysel kurtuluş değil; kolektif özgürlüğün de yoludur.

8 Mart Dünya kadınlarına kutlu olsun. Birlikte Yengeç sepetinden çıkalım, balıkçıya yem olmayalım dileklerimle. Kadın Kadının Kurdu Değil Yurdudur.