Merhaba, Kentimizde sıcaktan ve ekonomik sorunlardan çok farkında olmadığımız bir telaş var. Bilmem farkında mısınız? Yaşadığımız kent COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

Eminim çok kişi COP31 reklamlarını sosyal medya üzerinden görmüştür ama çoğunuzun detayları bildiğini sanmıyorum. Bir doğa savunucusu olarak bu benim görevim ve kısaca sizleri COP31 gerçekliği ile tanıştırmak istiyorum.

COP31 (31. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı), küresel iklim krizine karşı mücadeleyi şekillendirmek ve sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik uluslararası kararlar almak amacıyla düzenlenen en üst düzey iklim zirvesidir. Peki nedir bu sera gazı emisyonu, karbondioksit ve metan gibi ısı tutan gazların insan faaliyetleri sonucunda atmosfere salınmasıdır. İklim krizini yaratan başlıca nedenler nedir peki?

Fosil yakıt tüketimi / Elektrik üretimi, ısınma ve ulaşım için kömür, petrol ve doğalgaz yakılması. Bu süreç atmosfere yoğun miktarda karbondioksit salınması /

Ormansızlaşma / Ağaçların kesilmesi veya yakılması. Çünkü ormanlar karbondioksiti emerler ve yok olduklarında karbon doğal yutak alanları ortadan kalkar, salınan gazlar artar /

Sanayileşme hareketleri / Fabrikaların üretim süreçleri, kimyasal atıklar ve yüksek enerji tüketimi /

Tüketim alışkanlıkları / Hızlı moda, plastik kullanımı ve atık yönetimi sorunları. Bunlar, küresel üretim baskısını ve karbon ayak izini büyütür.

İklim krizini yaratan bütün nedenler insan eliyle oluşturulurken sanki dünyada sorun teşkil eden sadece hayvancılık ve tarım kalmış gibi son madde de Tarım Hayvancılık var! Ve hatta yoğun tarım ilaçları ve büyükbaş hayvancılık nedeniyle açığa çıkan yüksek miktardaki metan gazı. Çünkü metan, havayı karbondioksitten çok daha hızlı ısıtır ve sonuçları çok ağır olur.

İklim krizinin sorumlusu olarak belirlenmiş bu beş ana maddeyi zaten sürekli yazılarımda öyle ya da böyle paylaştığımı çoğunuz biliyorsunuz. İnsanın çoğaldığı yerde enerji kullanımı çoğalır, tüketim üretimin önüne geçer, hızlı verim için toprak zehirlenir, fabrikalar suyu kirletir ve zaman hızla iklimi yok olmuş çorak bir dünyaya doğru gider. Moda için su daha çok kirlenir, zenginleri eve doyuramadığımız için ormanlar yanar, ağaçlar maden için kesilir ve iklim krizi bu cahiller yüzünden tüm dünyayı etkiler. Sanki ölümsüzlüğü bulmuş gibi dünyayı öldürmeye çalışanlar tarımı yok ederler ve tarım ilaçlarından arınmayan yiyecekler yüzünden insan kanser olur. Hastalıklı sermaye sahipleri dünyayı para hırsı için hasta edip ardından tedavi etmek için yola çıkarlar. Evet COP31 işte tamda bu!

Önce ormanlar yandı, çoğalan insan eğitimsizliği yüzünden tüketim alışkanlıklarının bile farkına varmadı. Herkes tüketim çılgınlığında telefonlarıyla oynarken iklimler değişti. Plastik doğal malzemenin yerine geçti ve yiyecekten kıyafete her alanda kullanılmaya başlandı. Plastiği hem yedik hem giydik!

Yeryüzünün çektiği yetmiyormuş gibi denizler çöpe çevrildi. Suda yaşayan canlılar insan yüzünden petrole bulandı, bilmeden yediği naylon yüzünden öldü dev deniz kaplumbağası. İnanın yazarken utanıyorum doğanın sessiz sakinlerinden. Yeryüzünü yok edenler baştan aşağıya her şeyi yeniden var etmek için yola çıktılar kendilerince ve adını COP31 koydular.

Sosyal medya görsellerinde küresel sermayeyle beraber yazısını okuduğumdan beri inanın canım daha çok yanıyor! Bu bir çaresizlik hissi yaratıyor içimde. Kararları alanlar devasa şirketler ve hükümetlerken, faturayı sıradan insanlar olarak bizim, hayvanların ve ağaçların ödemesi adalet duygumu zedeliyor. Televizyonlarda, zirvelerde süslü kelimelerle "dünyayı kurtarıyoruz" diyenlerin, perde arkasında sadece kâr marjlarını ve seçimleri düşünmesi büyük bir samimiyetsizlik olarak görünüyor ve aklı başında herkes için böyle görünmeye devam edecek! Ve içimi acıtan başka bir durum ise zamanın daralması. Son bir ayda dünyada yaşanan depremler, tsunamiler ve doğayla beraber yok olan toprak kaybı!

COP31’i savunanlar, ağaçları kesenlerle, ağaçlar kesilmesin diye doğanın hakkını savunan insanları gözaltına alanlarla aynı olunca bu çelişki doğayla bütün olan kalbimi yaralıyor. Bu çaresizliği gerçekten sevmiyorum.

Küresel sermaye doğanın ve insanın yakasından düşmediği sürece yaşanacak bir dünya kalmayacağı net olarak ortada. Hava sıcak ve daha da sıcak olacak, insanlar şu an cahil daha da cahil ve eğitimsiz hale getirilecek, toprak zehirli olduğundan tarım ürünleri herkesi daha da hasta edecek ve daha çok ilaçla bizi kurtarmaya çalışacak hasta edenler! Çünkü dünya kötülerin elinde…

Lütfen COP31 ile ilgili araştırın, okuyun! Bir ücret karşılığında iklim savunucusu olacağınıza yaşadığınız doğa için yapmanız gerekenleri yapın lütfen! Bu dünya kurduyla kuşuyla herkese ait! Küresel sermaye denilen, insan hayatını hiçe sayanların değil….

Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle…