Sportif organizasyonlarda, her branşta ve spor yapılan, maç oynanan sahaların tamamına yakınında öylesine olaylar yaşadım ki!
Kabarık sayıda kavgayı izlediğim halde, dosyalara giren savunmaları okuyunca kendimden utanırdım.
Spora, spor adamlığına gönüllülük ilkesi ile yürekten bağlanan bir insan olarak, bu çirkin ve utanç verici olayları her zaman kınadım.
Eleştirdiğim ve dokunuşlarımla yanımıza çekebildiğim sözüm ona; antrenör, sporcu, yönetici pozuyla boy-pos sergileyenleri, "hattâ kişilik zaafiyeti olanları bile" uzaktan da olsa takip ettim.
Bu dünyaya neden girdim diye hayıflandığım ve çok ama çok üzüldüğüm zamanlar oldu...
Evrensel değerlerle yapılması gereken spor etkinliklerinde de, provokatörler var, dalkavuklar, menfaatçiler, rantiyeciler var...
Sporun temiz haline ve insani boyutlarıyla yapılmasına çıkarları için ihanet ediyorlar.
Bunlara, her konuda kullanılan adıyla hain diyoruz.
Hakem, yönetici, sporcu, antrenör farketmiyor, yediği kaba tükürenler(!) kendilerine meşgale edindiği ve getirisiyle doydukları sporu kirletiyor ve kullanıyorlar...
Dünya tarihi, kabileler ve ülkeler arasında yaşanan kavgalar ve savaşlarla dolu...
Siyaseti bilmem, parti üyeliğim yok. Ancak bir partiye kayıtlı olan, hattâ partinin zirvelerinde duran hep tepelerde gezip de zırvalayanlardan daha fazla düşüncelerine inandığım ve savunduğum partiye sevdalıyım.
Atatürk'ün izindeyim. Cumhuriyetimiz'e bağlı olduğum için de çok gururluyum.
Hamurumu yoğuran anacığıma, babacığıma şükran borçluyum.
Saygıyla, rahmetle anıyorum.
Savaş ve kavgalarda saldırganların haklı olduğunu savunan belgeler de okuduk, saldırılanların haksız yere dayak yediğini benzer bilgi kaynaklarından da öğrendik.
Tam tersini, bilerek savunanları da okumuşuzdur. Görmediğimiz, kaynak tarayarak öğrendiğimiz binlerce olay var...
Hepsi de yazılı hale gelmiş ve halâ okunmakta!
Genellikle kazanan ya da kaybedenler, işlem bittikten sonra, bana şunlar şunlar yapıldı diyerek bahane sıralar ve savunma sunarlar.
Bilmekteyiz, çirkefçe ve sadece menfaatleri için kazan-kazan taktiğiyle savaş başlatıp günlük, aylık ya da on yıllık başarılarla muhtar, başkan, muhalefet ya da iktidar olanlar miyadları dolmadan bedel ödüyorlar, büyük hüsran yaşıyorlar...
Merakı olan, ilgilenen ve araştıran birçok insan, haritaları, liderleri, kabile reislerini, diktatörleri, başbakan ya da başkanları değiştiren binlerce olayı bilir. Tarihin sararan yaprakları arasında hiçbir bilgi, belge ilanihaye saklı kalmamıştır.
Gizli kalması için kamuflaj uygulanan, üzerine derin derin yapılarca örtüler serilen çok sayıda olay sonra ifşa olmuştur.
Savaşın, kavganın yani menfaat elde etmek için yaşanan çatışmanın, olduğu her yerde çoğunlukla ihanet de vardır hainler de olur!
Aldanmışlar ve aldatılmışlar bir sonraki adımlarında, günah çıkarıp helallik isteyerek sıyrılmayı tercih ederler.
Aldatmış ve çevresindeki herkesi hatta en yakınını bile sömürmüş kişiler ise gücüne güç katarak yol alırlar bu körolası dünyada.
Bu tiplerin cehennemi asla olmaz, ona konum atan, onu tahditli yollara sokmaz, tercihli yönleri sunup, cennetin kapılarını açar ve ulaşmasını da sağlar...
Bilinçli ve düzeyli insanlar aşağılıktan da çukur yaratıklarla ilişki kurmazlar, söylemlerine itibar da etmezler
Dost da olmazlar...
İhaneti yapanlara, her dönemde hain yaftası asılmıştır. Pis işlere yeltenenleri ve başarı elde edenleri, tertemiz kalıp başarılı olamayanları zaten tarih yazıyor.
Gerçekten hıyanet var ise, değişik motivasyonlarla gerçekleşse de ihanete teşebbüs edenler ciddi bedeller ödüyor.
Motivatörler yırtıyor sanmayın, daha da beter oluyorlar.
Belki iktidarda, haksız uzatmayı oynatıp ve uzunca süreli kalmayı başarıyorlar ancak sonuçları ağır olan badireler yaşayıp, bir daha anılmamak üzere yok olup gidiyorlar.
Peki, böylesi ihanetler asırlardır yaşandığı halde hainler ve işbirlikçileri halâ daha nasıl ve hangi tür bir güçle sahne alabilmekte?
Eğitim noksanlığı, kültürel ve etik değerlerden uzaklaşma, çağdaş yaşam koşullarını kabullenmedeki zaafiyetler, dini söylem ve yakarışlara karşı duyarlılıklar, menfaatçi eğilim ve yaklaşımlar, milliyetperver haykırışlara aldanışlar, yozlaşmaya neden olmakta...
Maalesef yapısal arızalar da, omurgasızların çoğalmasını sağlıyor.
Örnek mi? Çoook...
Herşey menfaat kavgaları üzerine planlanıyor, programlanıyor.
Herkesin taraf olması isteniyor.
Taraf olmayan bitaraf olur sözü ile sözüm ona duyarlı ve değerlerine bağlı bir toplum ve bilinci oluşturuluyor.
Kulübünü, partisini, fabrikasını, gazetesini, makamını, mevkisini hattâ ailesini kurtarmak için herkes dümen suyundan yararlanıyor. Kaptan köşküne sığınıyor ya da sokuluyor, vesayet saygınlıktır diyor ve birilerinin himayesine giriyor
İlişkilerde sarsılan güven, insan kümelerinin hırpalanması ve kaybolan imajlar üzerine, miras bırakılan yığınla söylentinin arasından seçilen binlerce öykü, masal, hikaye yazılıyor.
Ülke insanı olarak gelişimi yaşayamıyoruz. Balçık içinde patinaj yapıp, yola çıkabilmek için çaresizlik içinde dönüp duran otomobil tekerliği misali, olduğu yerden çamur sıçratarak içe, batağa gömülüyoruz.
İnsanlar arasında sadakat de tartışılır halde artık!
Biat, rant ve menfaat ilişkilerdeki temel öğeler.
Kim sadık, kim değil, belli değil…
İhanet, siyasi tarihimizde görülmeyen şekliyle tavan yapma aşamasında. Toplumsal kirliliğe, değerler manzumesinin yok olmasına sebep olacak bir dibe boylama aslında!
"İktidara belki de, yüzyıl kazandıracak bir kumpasa ortak, siyasetin sözde aydınları.
Ne aydını yahu!!!
Gece lambası bile değiller diyenleri duyuyoruz.
Cumhuriyetimiz'e karşı sahneye konan rövanşın uzatma dakikalarına el birliğiyle omuz verdik.
"Kahraman mı, hain mi?" filmi pek yakında vizyona girer.
Bildiğimiz halde detayları ile öğreniriz.
İhanetler asla affedilmez, insanlık tarihi de yazmıştır. Bütün dillerde hain sözcüğü kullanılır.
Parsa toplamak için tutkuyla taraf değiştirenlere ve muhterislere, birçok ülkenin geçmişinde rastlamaktayız.
Bir süre padişah, kral, diktatör olarak yaşam sürüp tarihe lekeli izler bırakıp silinip gitmişlerdir.
Çevresindekiler belirli bir sayıda kalmış ve çete sınıfına dahil edilmişlerdir.
Günümüzde toplama usulüyle meydanlara doldurulanlar, kurum saldırılarına zorla sokulanlar, menfaat elde edemeyecekleri gibi ihanetin meyve veren ağacından sadece ayva koparacaklar...
Tarihin en kötü ihanetinden bahsederek yazımı bitireceğim.
Milattan önce bilmem kaç yılında, Roma diktatörü Sezar, çok sevdiği ve en büyük payeyi verdiği yeğeni Brutus tarafından Senato'da bıçaklanarak öldürülmüştü.
Biliyorsunuz!
Yine de yazayım. Sezar aleyhtarları ve onu çok seven düşmanları, yeğenini "cumhuriyetin hayatta kalması için amcan öldürülmeli" diyerek ikna etmişler ve inandırmışlardı.
Sezar'ın son sözünü birlikte okuyalım mı?!
"Sende mi Brutus"
Söylenip, söylenmediği konusunda tarihçiler çelişkideler...
Koca koca adamların tartıştıkları ve yazdıkları halâ ortada duruyor...
Hain'e mi söyledi acaba?
İhânet için mi mırıldandı ölmek üzereyken...
Türk siyaseti uzun yıllar boyu bu ihaneti konuşacak.
Hainler mi, ne olacak?
Adları kötü olarak anılacak...
Sağlıklı ve esen kalın…