19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisi, Türkiye'nin ilk Spor Akademisi... Okuduğum Akademi...
Gururla yazıyorum, ilk mezunlardanım.
Önceki gün aramızdan bir yıldızımız daha kaydı.
Hamdiye Şen kardeşimizi kaybettik.
Cumhuriyet Kadını idi...
Atatürk sevdalısıydı...
İlk akademililer, 56 kişi idik.
Keşke, mezuniyet sonrası iş bulamadığımız günlere ait anıları yazsaydım bugün!
Acı ama gerçek; zaman su gibi akıp gidiyor.
Maalesef vedaları yaşamaktayız. Kaleme almak zor ama yazıyor, paylaşıyoruz.
Dönem arkadaşlarımdan 8 güzel insanı kaybettik.
Şükrü Alataş, İzzet Şentürk, Mehmet Çalışkan, Ahmet Eres, Hasan Fevzi Uysal, Kadir Gökdemir, Çetin Susan, Ufuk Çemberci...
Artık aramızda değiller...
Her biri içimi acıttı, çok sarstı beni...
Hamdiye Şen,
19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademiliydi. Bizden küçüktü. Alt devrelerdendi.
Başarılı bir öğrenci olduğunu sonra öğrenmiştim.
Çok iyi bir öğretmen olduğunu da dostlarım anlatmıştı.
Paylaşımlarını gıptayla takip ederdim.
Kardeşimize rahmet, eşine değerli doktoruma ve evlatlarına sabır ve sağlık diliyorum.
Bu öyküyü, uzak yakın dost olanlara ve dost olarak kalmayı bilenlere yazıyorum.
Tüm hastaların şifa bulması ile ilgili dileğimi de iletmek istiyorum.
Üzgünüm hem de çok...
İki yılı çoktan geçti, Antalya Gündem'de bir ağabeyimi, çok değerli bir öğretmeni kaybettiğimizi köşeme taşımıştım.
Tanıyanı da, tanımayanı da kaybettiğimiz değeri öğrenmişti, gazetemizdeki haberi okuyarak...
Yılmaz Anarat ağabeyimdi...
Çok önemli bir ameliyat yaşamıştı...
Batın bölgesindeki tümörleri alınmıştı. Bir büyük cerrahi operasyonu çok iyi koşullarda atlatmıştı.
Bilkent Şehir Hastanesi'nde, onunla olmuştum günlerce...
Ameliyattan beş altı ay sonrasıydı, Antalya'da sohbet etmekteydik, Anarat ağabeyimle...
Bana, grup paylaşımlarından bir mesaj ulaşmıştı o günlerde...
Dedim ki, Anarat ağabeyime, "sizin doktorunuz benim çok sevdiğim bir Spor Akademili kardeşimin de ameliyatını yapmış.”
Duygulanmıştı hem de çok...
Hamdiye kardeşimle, ona moral verebilme amacıyla "hiç tanımadığı halde" konuşmak istemişti.
Hamdiye'yi aradım, geçmiş olsun dileğimi ilettikten sonra, "benzer operasyonu, aynı doktor tarafından yaşadığınız bir öğretmen büyüğüm seninle konuşmayı arzuluyor. Seni yormayacaksa duygu ve düşüncelerini aktarmak ister, uygun musun" dedim.
Ne demek çok memnun olurum yanıtını aldım.
Verdim ağabeyime telefonu...
İçten bir uzun sohbeti, yancı olarak dinlemiştim...
İyileşme sürecinde olan ağabeyimle, ameliyattan sonraki ilk on beş gününün yorgunluğu halâ hissettiren kardeşim, yaşama yeniden tutunmanım mutluluğuyla epey söyleştiler.
Anlayacağınız!
Birbirlerine moral verdiler.
Yaşama olan bağlılıklarını, harika ritimle atan iki yürek seslendirdi.
Ben de şahit olmuştum.
Bu güzel ve anlamlı dayanışma, paylaşım söyleşisini duygu dolu gözlerle izlemiştim hiç de unutmadım.
Bir buçuk yıl geçmişti, "kefeni yırttık" dediği günlerdeydik, Yılmaz Anarat ağabeyimi kaybettik...
Öğretmenimdi, dostumdu, yaşamıma dokunan insanların en önde gelenlerindendi.
Her buluşmamızda "Hamdiye evlat, sağlıklı değil mi" diye sorardı.
Ondan gelen haberleri okurdum.
Kendi derdini unuturdu vallahi...
Mutluluk yaşardık.
Ankara 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademililer sayfamızdaki paylaşımlarını gösterirdim.
Yılmaz öğretmenim, pek sevmediği kelimeleri, cümleleri kullanırdı,
"Maşallah, inşallah, çok şükür" derdi...
9 Kasım 2024 'de metastaz yaşadı ve aramızdan ayrıldı.
O günlerde, çare arıyordu eşi ve evlatları, torunu...
Gücüm yettiğince yanlarında idim.
Ne ilaçlar geldi yurt dışından, yurdun dört bir köşesinden...
Çok uğraştı, epey uğraştılar son ana kadar!
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki son günlerinde de, "Hamdiye evlat, iyileşti değil mi" sorusunu defalarca yöneltti.
Kendisi hızla bir başka boyuta doğru yol alırken,
" güzel kızım yaşasın Apo, Allah'ım evlatlarına, eşine bağışlasın" diye dileklerde bulunmuştu.
"Çok iyi ağabeyciğim, sen de iyi olacaksın inşallah" diye moral vermiştim Yılmaz ağabeyime...
Dilekler, dualar yerine ulaştı belki!
Olmadı...
Hamdiyeciğim de vedâ etti bizlere...
Sayfamızda gülen yüzünü, seçkin paylaşımlarını göremiyorduk...
Bir iki aydır, olağanüstü yaşam mücadelesi verdiğini biliyordum.
Sessizliğinden de endişe duyuyordum.
İçim öylesine yanıyor ki şu anda...
Birbirini hiç tanımadan, birbirlerine moral veren, iki güzel insan, güçlü mücadelelilerine rağmen pis hastalığa yenildiler.
İllete, çok sert darbeler vurdular, yaşam sevincini asla kaybetmemenin önemini vurguladılar, örneklerini sundular.
Farklı anlaşılabilir!
Daha erken giden, ağabeyimi kaybettiğimizi Hamdiye kardeşime bir türlü söyleyemedim.
Üzülmesini istemedim.
Yılmaz ağabeyim, bugün aramızda olsaydı, Hamdiye kardeşimin kaybından ötürü çok ama çok üzülürdü.
Işıklar içinde uyuyun...
Aslında özelimizdi!
Ders çıkarılması için paylaşmayı düşündüm.
Çok yakınımızdaki bir insanın, sözüm ona bir dostun, canı yandığında, acısında, hüznünde, zor gününde çoğu zaman, el uzatamıyor, omuz veremiyoruz.
Kolay gelsin demek bile çok önemli...
"Gelmiş geçmiş olsun, göreceksin, iyi olacaksın" diye ses vermek gerekiyor.
Kapanmakta olan gözlere, yavaş atmakta olan yüreklere, muhteşem bir motivasyon, olağanüstü bir destek sağlıyor...
Dayanışma vazgeçilmezimiz olmalı...
Sağlıklı ve esen kalın...