Kadın Voleybol Milli takımına hayranım. Başarılarını alkışlıyorum.

Onlarla büyük gurur yaşıyoruz.

Filenin Sultanları, dilimize yakıştırılan bir taçlandırma ifadesi ve bir alışkanlık artık!

"Türkiye’mizin Kadın Voleybolcuları ya da Cumhuriyet’imizin Hanımefendileri" diye, onlara hitap etmeyi daha çok arzuluyorum.

Yüzyılımızda imparator, sultan, kral gibi takma adları, pek sevimli bulmuyorum.

Sırası gelmişken yazayım. Efelerimizin de son dönemde başarılara imza attığını gözlemliyoruz.

Reklamlarda dönüp duran "Biz Voleybol Ülkesiyiz"

klişesini, biraz abartılı buluyorum. Ancak, uzun yıllardır, özellikle kadınlarda elde edilen başarıların, insanımıza haklı gurur ve ülkemize de prestij kazandırdığı gerçeğini, her yurttaş gibi görebiliyorum.

Helâl olsun diye diye, her maçı seyrediyor, kayba, kazanca bakmadan, son sayıya kadar takımımızı destekliyorum.

Ahlak yoksunu, kadın düşmanı, giyim kuşama, saça başa bakan hadsizleri, bir kenara koyarsak, voleybolda kadınlarımızla büyük mutluluklar yaşayan, gururlanan milyonlarımız var...

Dört beş gündür, adeta Japonya'da, Osaka'dayım.

Beş gün önce sabahın erken saatinde Polonya maçını seyretmek için uyandım.

3-1 kazandık. Sonuç önemliydi tabi ki, ancak oyuncularımızın mücadeleleri ve uyum kalitelerindeki, olağanüstülükleri muhteşem seviyedeydi.

Üç gün önce de yine erken vakitte ayağa kalktım, ABD ile oynadığımız maçı izledim.

Kaybettik 2-3, hem de karar setinde...

Elimizde idi maçın kontrolü, kazanmak üzereydik, önce 2-2 oldu.

Sonra 15-8'lik set skoruyla yenildik.

Ha!!! Amerika şu anda lider...

Maç sonunda, eleştirilecek her konuyu, "futboldaki gibi şeytanlara, ombudsmanlara, palavracılara, medya cambazlarına bırakmadan" önce İtalyan hocamız Santerelli tüm detayları ele alarak yaptı. Sonra, kadınlarımız da tek tek, ölçülü ve hanımlıklıklarına yakışan, zarif üsluplarıyla, naif kişilikleriyle özeleştiride bulundular.

Akıcı ve birçok insanımıza çok yabancı olan dilleriyle...

Bizim Kadınlarımız, kazandıkları her maç sonrasında mütevazı sevinirler.

ABD yenilgisi sonrasında, alınları dik idi, gurur dolu gözlerle, anlaşılır sözlerle üzüntülerini dile getirdiler.

Cumartesi 13.20'de oynanacak maçımız geldi çattı. Final havasında geçeceği kesindi...

Japonya ile evinde oynayacaktık.

Japonya, harika bir savunma takımıydı üstelik...

Torunum Can'ımla sözleştik. "Birlikte izleyelim dede" dedi, içten bir şekilde "tamam" dedim.

Can evladımın, Japonlara karşı bir hayranlığı var.

Annesi Japonlarla mesai yapmakta.

Haliyle bu sayede, Can, bir iki Japon dost ile tanıştı. İyi ilişkiler içinde oldular.

Japonya'ya dönen dostlarıyla telefonla görüşüyorlar.

Çok dürüst ve çalışkan kişiler diye bahsederler, hep bize...

İş ahlâkında, üst düzey insanlarla birlikte olmanın onurunu yaşamaktalar ve bizler de hissetmekteyiz.

Ben de, hayranım Japonya'ya ve Japon halkına...

Allah var, dünyanın en güçlü ülkeleri ekonomileri arasına girmek kolay iş değil...

Kim kazanır diye sordum evladıma, şaka yollu göz kırptı.

"Berabere biter" dedi.

1-0 öne geçtik, sevindi.

1-1 oldu gülümsedi, yine sevindi.

Cumhuriyet Kadınını temsil eden Filenin Sultanları maçı 3-1 kazandı...

Halay çekmedik ama gururlandık, sevindik...

Japonya'nın koçu bir Türk,

Ferhat Akbaş idi...

Tabiatıyla bir antrenörün Japonya Milli takımının başında olması, gururumuzu okşayan bir durumdu.

Can'ım, Japonları çok seviyordu ayrıca!

Japon ulusu çok çalışkan diyorduk sürekli bizler de...

Ben de, yüreğime derin acı olarak kazınan Hiroşima'ya, Nagasaki'ye atılan kahrolası bombaları duyduğumdan, tarih sayfalarını teferruatlı bir şekilde okuduğumdan beri Japonya'ya karşı fazlasıyla duyarlıyım.

En önemlisi, emperyalizme karşı en ilkeli ve muhteşem duruşu sergileyen, Atatürk'ümüze, Japon halkının gösterdiği saygı ve O'na karşı duydukları hayranlıktan ötürü de gönülden bir bağlılığım da var...

"Dürüstlüğün azı çoğu olmaz.

Herkes dürüst olursa, toplumda ahlaklı bir yapı oluşur" diyenlerdenim...

"Türk; Öğün, Çalış, Güven"

düsturuyla, sağlıklı, düzeyli, istikrarlı yürümemiz ve gelişmemiz için, öncelikle böylesi değerli ilkeleri büyük bağlılıkla yüreklerimize yerleştirmemiz, uygulamamız gerekiyor.

Önce insan olma ve öyle de kalabilme çabamız olmalı...

Saygı, sevgi, hoşgörü, dayanışma, paylaşım, çalışmadaki ve üretme gibi erdemler, halkın tamamının genlerine yerleşirse, toplum her alanda gelişmek için, çağın gerekli ve zorunlu kıldığı seviyelere ulaşır.

Maçta ne oldu biliyor musunuz, hem de iki defa...

Japon kadın voleybolcular, "top bizim elimize değdi" dediler...

Yalana tevessül eden, çok antrenör, çok sporcu gördüm!

Challenge dememize bile fırsat vermediler vallahi...

Hakemlere izleyerek zaman kaybetmeyin lütfen dediler, "ahlâklı duruş nedir, dürüstlük ne menem şeydir" dünyaya gösterdiler.

Duygulu gözlerle, bu örnek davranışları izledik.

Helâl olsun da dedik...

Can'ım ile birlikte;

"Galip sayılır, bu yolda mağlup" avuntusunu dile getirerek, televizyonu kapadık...

Sözleştik yine ayrı yerde olmasak da son maçı izlemek için...

Ertesi sabah yine dünyanın en güzel kadın voleybolcuları ile uyandım.

Bilgi aldım Can da yerini almıştı Tv karşısında.

İlk seti kötü oynayıp, kaybettik.

Yorgunduk biraz da!

Tayland'ı 3-1 yendik.

Rakibimizi kutladık. Dünya'ya kendi dilleriyle mesaj verdik.

Milletler liginin Japonya'daki üçüncü etabında, üçüncü galibiyetimizi aldık.

Bir gün önce garantilediğimiz İlk sekize girme prosedürünü, dördüncülükle tamamladık.

Teşekkürler, evrene katkı koyan çalışan, üreten insanlara...

Teşekkürler, ahlâklı, namuslu, dürüst yaşamayı ilke olarak benimseyen Canlar'a...

Sağlıklı ve esen kalın...