Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek dosyasında bir tanık beyanıyla İmamoğlu’nun seçim kampanyasına destek iddiası suçlamaya dönüştü.

41 sanık, yüz milyonlarca liralık müsadere talebi ve ağır suçlamalar…

Bu dava Antalya’yı aştı. Bana göre asıl soru şu: Türkiye’de siyaset mi yargılanıyor, yoksa, suç mu?

Türkiye’nin son yıllarda alışık olduğu manzaraya bir yenisi daha eklendi: 702 sayfalık bir iddianame, 41 şüpheli, milyonlarca liralık malvarlığına el koyma talepleri ve merkezinde bir belediye başkanı…

Antalya Büyükşehir Belediyesi soruşturması bana göre artık sadece yerel bir yolsuzluk dosyası değil; “siyasetin, yargının ve demokrasinin kesiştiği” ulusal bir kriz dosyasına dönüşmüş durumda.

Muhittin Böcek hakkında hazırlanan iddianame, teknik hukuk diliyle yazılmış olabilir; ancak satır aralarında çok daha ağır bir sorunun yattığını görüyoruz: Türkiye’de yargı, siyasetin gölgesinde mi ilerliyor, yoksa siyaset, yargının terazisinde mi tartılıyor?

*****

Peki, bu iddianamenin en tartışmalı bölümü neresi?

Dosyanın en dikkat çeken kısmı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun adının bir tanık beyanı üzerinden suçlama gerekçesine dönüştürülmesi.

İddianameye göre; Muhittin Böcek’in oğlu Gökhan Böcek’in, İmamoğlu’nun seçim kampanyasına destek için 300 bin TL topladığı ve bu parayı elden teslim ettiği iddia ediliyor.

Bu iddia da “icbar suretiyle irtikap” suçlamasına delil olarak gösteriliyor.

Burada hukuk tekniği açısından ciddi bir kırılma yaşanıyor: Bir tanığın beyanı, doğrudan bir kampanya bağışı iddiası, hiçbir kesin maddi delil ortaya konmaksızın, ağır bir suçun dayanağına dönüştürülüyor.

Sevgili dostlar, mesele artık sadece Antalya meselesi, Muhittin Böcek meselesi değil; Türkiye’de siyasal rekabetin kriminalize edilip edilmediği meselesidir.

*****

Siyaset finansmanı mı, organize suç mu?

Seçim kampanyalarına para toplamak, demokratik sistemlerin tamamında düzenlenmiş, denetlenen ve sınırları olan bir faaliyettir. Bunu bilmeyen yok.

Ancak bu faaliyetin suç olup olmadığı, yöntemine, zorlamaya, tehdide, kamu gücünün kötüye kullanılmasına dayanıp dayanmadığıyla belirlenir.

Bu saydığım fiiller varsa suç unsuru oluşur diye biliyoruz.

Bu dosyada asıl tartışma, bağış iddiasının kendisinden çok, bunun hangi hukuki mantıkla “icbar suretiyle irtikap” kapsamına sokulduğudur.

Asıl soru bu…

Eğer her siyasi kampanya bağışı, tanık beyanına dayanarak suç dosyasına dönüştürülebiliyorsa, Türkiye’de hiçbir siyasetçinin, hiçbir yerel yöneticinin hukuki güvenliği kalmamış anlamına gelir.

*****

41 kişi, yüzlerce milyonluk “müsadere,” bir siyasi mesaj

İddianamede yalnızca cezalar değil, yaklaşık 170 milyon TL nakit paraya ve 258 milyon TL’yi aşan taşınır-taşınmaz mallara el koyma talebi de bulunuyor.

Bu rakamlar hukuki olduğu kadar, siyasi bir mesaj da taşıyor.

Bu mesaj, sadece Muhittin Böcek’e değil, muhalefetin tamamına yöneliktir:
“Finansman ilişkilerinizi kriminalize ederiz. Tanık beyanıyla dosya açarız. Malvarlıklarınıza el koyarız.”

Bu, hukuk devletinde değil, hukukla siyaset dizayn edilen sistemlerde görülür.

Gelelim Asıl soruya: Yargı mı konuşuyor, siyaset mi?

Bu dosyada yargının görevi çok nettir:
Delille konuşmak. Tanıkla değil, belgeyle, banka hareketiyle, kamera kaydıyla, maddi kanıtla.

Ama eğer yargı, siyasi rekabetin bir enstrümanına dönüşürse, kazanan hiçbir zaman hukuk olmaz; kaybeden ise doğrudan demokrasi olur.

Bu nedenle Antalya Muhittin Böcek iddianamesi, yalnızca bir belediye başkanının değil, Türkiye’de siyasal muhalefetin geleceğinin de yargılandığı bir dosyadır diye düşünüyorum.

Bir ülkede kampanya bağışı iddiası, organize suç dosyasına dönüştürülüyorsa;
Bir tanık beyanı, milyonluk müsadere taleplerinin temel gerekçesi oluyorsa;
Ve bir iddianame, bir kişiden çok bir siyasi çizgiyi hedef alıyorsa…

Orada artık sadece sanıklar değil, hukuk yargılanıyordur.

Ve bana göre asıl mesele şudur:
Türkiye, sandıkta kaybedilenin mahkeme salonlarında telafi edildiği bir ülkeye mi dönüşüyor?

Bu soru, sadece Antalya için değil, ülkenin geleceği için hayati bir önem taşıdığına inanıyorum.

· Müsadere: Müsadere; Osmanlı İmparatorluğu'nda devletin, haksız kazançla zengin olmuş görevlilerin mallarına istediği zaman el koyabilmesi usulüdür.