Son günlerde tarım alanlarında yapılan kaçak yapılaşmalar ve bu yapılara verilen tarımsal elektrik aboneliklerinin iptali yeniden gündemde. Kararların ardından bazı çevreler "mağdur edildik" diyerek kamuoyu oluşturmaya çalışıyor.
Ancak ortada bir mağduriyet değil, yıllardır göz göre göre büyüyen bir toprak gaspı var.
Aslında bu hikâyeyi hepimiz biliyoruz.
Önce birkaç meyve ağacı dikiliyor, birkaç sera kuruluyor ya da göstermelik bir tarımsal faaliyet başlatılıyor. Amaç üretim yapmak değil; tarımsal işletme görünümü oluşturarak elektrik aboneliği almak ve mevzuatın sağladığı avantajlardan yararlanmak. Sonrası ise malum… Bir süre sonra o arazi üzerinde havuzlu villalar yükseliyor, bahçeler peyzaj alanına dönüşüyor, ardından günübirlik ya da sezonluk kiralamalar başlıyor.
Bugün Antalya'dan Ege kıyılarına, yaylalardan verimli ovalara kadar aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Üretim yapılması gereken tarım arazileri, yüksek gelir sağlayan konutlara dönüşmüş durumda.
Daha da vahimi, tarımsal sulama için verilen elektrik birçok yerde süzme sayaçlarla villalarda kullanıldı. Çiftçiyi desteklemek amacıyla sağlanan kamu imkânları, ticari işletmelerin ve lüks konutların hizmetine sunuldu. Yıllarca buna göz yumuldu. Şimdi isej denetimler başlayınca "kazanılmış hak" söylemi ortaya atılıyor.
Oysa hukuka aykırı bir uygulamadan kazanılmış hak doğmaz.
Devletin yıllarca denetim görevini eksik yapmış olması, yapılan yanlışları meşrulaştırmaz. Aksine bugün yapılan abonelik iptalleri ve yıkım kararları, geç kalmış ama doğru adımlardır.
Burada asıl mağdur olanlar kim biliyor musunuz?
Gerçek üreticiler…
Tarlasını eken, serasında üretim yapan, elektriğini gerçekten sulama amacıyla kullanan çiftçiler. Çünkü birkaç kişinin haksız kazancı yüzünden bugün tarımsal elektrik kullanan herkes şüpheyle karşılanıyor. Sistemin güvenilirliği zarar görüyor.
Dünyanın gelişmiş ülkeleri tarım topraklarını koruyabilmek için her geçen gün daha sert kurallar getiriyor. Biz ise üretim yapılacak alanları betonlaştırmanın yollarını arıyoruz. Oysa bir metrekare verimli tarım toprağını yeniden oluşturmak yüzlerce yıl alıyor. Beton ise birkaç ayda dökülüyor.
Toprağın değeri, üzerine yapılan villanın fiyatıyla ölçülemez. Çünkü villa yalnızca sahibine kazandırır; toprak ise bir ülkenin gıda güvencesini sağlar.
Bu nedenle tarım alanlarının amacı dışında kullanımına sıfır tolerans gösterilmelidir. Tarımsal üretim kisvesi altında konut, villa ya da turizm tesisi olarak kullanılan yapılarda yalnızca elektrik aboneliğinin iptali yeterli değildir. Hukuka aykırı yapılaşmanın gereği neyse, o uygulanmalıdır.
Çünkü mesele birkaç binanın yıkılması değil; üretim topraklarını, geleceğimizi ve gıda güvenliğimizi korumaktır.
Unutmamak gerekir ki mağduriyet, kanunların etrafından dolaşarak rant elde edenlerin değil; her geçen gün biraz daha küçülen tarım alanları nedeniyle geleceği tehlikeye giren bu ülkenindir.