Toplumumuz her konuda abartmayı seviyor. Maalesef yönlendiriliyor insanlarımız. Hayâl kırıklığı yaşayınca da şaşırmış rolü yapıyor ve körü körüne tepkiler koyuyor, saldırganlaşıyoruz.
Abartan yazan konuşan medya madrabazları kitleleri istediği gibi yönetiyorlar...
Öylesine ahlâk yoksunu bir tabaka oluştu ki, kazanılsa da, kaybedilse de piyasanın tek hakimi bu seviyesizler...
Futbolun iyi yönetilmemesinde etkililer ne yazık ki!
Türk Futbolu hiçbir dönemde aşama kaydedemedi...
Sıkıntılar ve sorunlar yazılmıyor, konuşulmuyor.
Top oynanmıyor adının başına Milli ibaresi koyulan ligimizde…
Oynandığı günden beri ne Avrupa'da ne de Dünya'da istikrarlı başarıları yakalayabildik...
Epey eskide kaldı. Macaristan, SSCB galibiyetleri ile yıllarca övündük. Sonra, kazandığımız birkaç kupa ile aşama kaydettiğimizi zannettik.
Tektük kazanılan, zafer olarak ilan edilen galibiyetlerin yaşandığı dönemlerde ve son 25 yıl içinde, şampiyon olduğumuz ya da derece elde ettiğimiz günlerde ülke futbolu zaten yerinde sayıyordu. Bugün de aynı!
Sahiplenme yani aidiyet duygusunu futbol kültürümüze aşılayabilmek, tabana yaygın ve yerleşik hale getirebilmek için, her şeyin başına Milli ibaresini koymayı yeterli görüyoruz!
Üst seviyede başarıların kolay yakalanacağının hayalini de kuruyoruz.
Eğitim'in,
Sanayi'nin
Gelir'in
Takım'ın başına Milli yaftası getirerek, başarının geleceğini ummak akıl kârı bir beklenti biçimi değil...
Gurur'un bile Milli olanını şövenist duygu ve ifadelerle kullanmaktayız.
Milli başa oturtulunca tüm alanlarda paydaş oluyor ve birbirimize sarılıyoruz sanki!
Sonra bekliyoruz başarıyı, şampiyonluğu...
En güçlü olduğumuzu düşlüyoruz.
Rüyalar gerçek olmayınca da olağanüstü hayal kırıklıkları yaşıyoruz.
Gelişme yaşamamamıza rağmen ilerlemenin böyle bir şey olduğunu sanıyoruz.
Futbolumuz görünen haliyle, iki (hatta üç) geri bir ileri yoluna devam etmekte!
Epey zamandır, bu istikrarı da koruyoruz.
Uzun yıllardır üzerimize boca edilip, kuvvetli tutkalla adeta sıvazlanan, toplumumuzda da sevda olarak kabul gören futboldan, katran kıvamında yapıştığı için belki de kopamıyoruz.
Piyasa tacirleri de aldatıyor hepimizi, ayılamıyoruz.
Yani koca bir oyuncak ile oyalandığımız, herkesi de oyaladığı bir gerçek!
Kıraathanelerde, sahalarda, iş yerlerinde, okullarda, evlerde, güne başlangıç kepengi futbol muhabbeti ile kaldırılıyor. Yaşanan galibiyetler ve mağlubiyetler ya da kavga ve gürültülerle, gün sonunda z raporu bile alınmadan bu perde indiriliyor.
Televizyonlar, Gazeteler, Dergiler ve Sosyal Medya platformları, hiç olmayan, oynanıyormuş gibi sergilenen, tutkulu olduğumuz renklerle sunulan, maalesef gelişmeyen, yönetilmeyen ve oynanmayan futbolumuz, macun, pasta, boya, cila çekilerek abartılı şekilde hem evlerimize hem de yüreklerimize giriyor.
Biri beş yapma hastalığı olan futbol sapkınları (ki bizlere mahsus bir özellik) Arda'yı Messi, Kenan'ı Ronaldo yapmaya çalışıyor, Milli takımı dünya şampiyonu ilan ediveriyor.
Sürekli ağladığımız ve arada sıra güldüğümüz futbol sayesinde, şatafatlı yaşam sürdürüyor kalpazanlar.
Tatmin oluyoruz ki tavır koymuyor, şarlatanları dinliyor, izliyor, okuyoruz.
Futbola ömür törpüsü diyeni de işitiyoruz, neden girdim pişmanlığında ahkâm kesenlere de değer veriyoruz!
Fakat, nereden bu işe bulaştım diyerek çile çektiğini hatta aczini ifade edenler, tabirimi hoş görün malı götürüyorlar. Futbol toplumunu oluşturan büyük kesimin ağzına sürülen bir parmak bal da, paydaşlığı başlatıyor, herkes menfaat ve fanatizm girdabına kapılıyor, stres dolu futbol yolculuğunu sürdürüyor...
Allah var! Uzun yıllardır mücadele ettiğimiz, arada sırada katılarak sevindiğimiz Dünya Kupası serüvenini bir kez daha yaşıyoruz.
Keyif çatacağız diye beklenti içerisine sokulduk.
Hedef büyüttürdüler bizlere, abartıyı planlı plansız kabul ettirdiler.
Sonuçta abartmalar, karartmayı getirdi...
Halbuki topu topu iki kez gitmiştik.
Üçüncüsünü yaşayacaktık. Şükürler olsun demeyecektik belki ama 24 yıl sonra yakalamıştık...
Sevinecektik. Biliyorsunuz, 2026'ya katılma hakkını Kosova ve Romanya galibiyetleri ile elde ettik.
Hazırlıklarımızı tamamladık.
Başladı Amerika mesaisi Milli takımımızın, ikinci maçımızı da oynadık...
Giderken yine rutin gazeli okudular, marşları yazdılar ve söylettiler.
Zayıf gruptayız, favoriyiz laflarını gevelediler, herkese de inandırdılar.
Uğurlama, her dili dönen rantiyeci tarafından şaşalı, yapıldı.
"Allah yâr ve yardımcımız olacaktı.
Biz bitti demeden bitmemişti zaten hiçbir turnuva!"
Ya Allah Bismillahçı, Ulusalcı, aşırı milliyetperver, yalancılar, talancılar, düttürü düttürü düttürü diye öterler her zaman...
Başlangıcı, Mohaç'a gidercesine bir beygir şahlanışı ile gerçekleştirdik.
Allah Allah Allah nidaları ile gittik...
KAYBETTİK...
Hafızalara kazınan fıkradaki gibi, hayreti çağrıştıran Aal lah Aal lah haykırışları ile, bir haftada bitirdik turnuvayı...
DÖNÜYORUZ...
Ağzı olan konuştu, final bile oynayacağımızı birçok dil böcüsü vızıldadı.
Şimdi herkes akrep, yılan, çiyan, akbaba oldu, çocukları etten, buttan çekiştiriyorlar.
En hafif tabirle, sürekli kaos ortamlarından beslenen "leş kargaları" futbolumuzun üzerine üşüştüler.
Pek yakında sahneyi değiştirirler.
Ya yeni hoca getirirler ya da
Montella'ya ve bizim çocukların tepesinde gezinirler taaa bir başka Milli temasa kadar!
Hayallerimizi gömdük!
Baltaları da gömebilsek keşke!
Aslında, Türkiye’miz, 1954'e kur'a sonucu katılabilmişti.
2002’ye bileğimizin hakkı ile gitmiş ve biraz da şansla gelen dünya üçüncülüğünü futbol tarihimize yazdırmıştık.
Dünya Kupası'ndaki ilk maçımızda Avustralya’ya 2-0 yenildik.
Kötü oynadık...
Bu maç hakkında bir yabancı futbol otoritesinin söylediği sözlerin Türkçe çevirisini okudum. Gazetelere, televizyonlara şöyle haber oldu;
“Bahane duymak istemiyorum. Maçtan önce, herkes Türkiye’den, sanki üç puanı çoktan almış gibi bahsediyordu. Ama futbol tahminlerle ilgilenmez. Avustralya sahada hayatı için oynayan bir takımdı, Türkiye ise bir şeylerin olmasını bekleyen bir takım gibiydi. İşte fark burada!!!Bir taraf mücadele etti, diğer taraf ise sonucu her şekilde elde edeceğini düşündü. "
Yorumcu devam ediyordu sözlerine; "beni en çok rahatsız eden şey tavırları oldu. Hataları affedebilirsiniz. Kaçan pozisyonları da affedebilirsiniz. Ama bir Dünya Kupası maçında aciliyet ve istek eksikliğini affedemezsiniz. Avustralya fiziksel mücadeleyi kazandı, zihinsel mücadeleyi kazandı ve kritik anlarda futbol mücadelesini de kazandı.
Türkiye adına bu utanç verici bir durum; çünkü bu gece mesaj vermesi beklenen takım Türkiye idi.
Bazı oyuncular taktikleri sorgulayacak, bazıları şansı suçlayacak, bazıları ise başka yerlerde suçlu arayacak. Saçmalık. Önce aynaya bakın. Dünya Kupaları yalnızca yetenekle kazanılmaz.
Acı gerçek şu: Avustralya maça, kazanabileceğine inanarak çıktı. Türkiye ise kazanması gerektiğine inanarak çıktı.
Bir zihniyet tarih yazar. Diğeri ise böyle manşetlere konu olur."
Doğru bir analizdi.
Çok kızan oldu,
Roy Keane'e!
Maalesef üçte üç yapar diye methiye düzdüğümüz futbolumuz, Paraguay maçını da kaybetti.
Neredeyse, başlangıç düdüğünün sesi tribüne ulaşmadan kalemizde golü gördük.
Rakip 10 kişi kaldı...
Topa sahip olan bizdik( oran 79'a, 21)
12 köşe vuruşu kullandık...
Rakibin köşe vuruşu yoktu.
Rakip Ceza Alanına biz 50 kez girdik. Rakip 12...
Toplam pasta, %89 ile üstünüz. 629 pasın, 559'u başarılı...
32 şut atmışız, 7 şut atmışlar...
Beraberlik golünü bile atamadık.
Grubumuzda FİFA sıralamalarına da göz attım.
ABD 17’nci, Avustralya 27’nci, Paraguay 41’nci...
Türkiye ise 22’nci sırada!
Haftalardır eyyam yapanlar, övgü yağdıranlar, bıçağı çift yönlü kesenler, bugün itibariyle büyük bir cepheyi oluşturdular...
Tek ses oldular ve bağırıyorlar...
Bu denli arabeskin içinde olan futbolumuz, hatasız kul olmaz şarkısını birlikte söyleyebilse keşke!
Nerede eksiğiz diyen de yok, neyi hatalı yapıyoruz yorumunu yapan da yok!
Aranıyorsa eğer, hepimiz suçluyuz.
Teorisi ve pratiğiyle, "altıyla üstüyle" yanlışlar içindeyiz. Tabiri caizse apaş bir zihniyetle futbolumuzun yapılanmasını ele alıyor, sözüm ona günü idare ediyoruz.
Bu nedenlerden ötürü herkes sorumlu!
Sadete geleyim...
Başarı gelir miydi?
En azından grubu geçebilirdik...
İyi bir jenerasyonu yakalamıştık çünkü!
Sonra ne mi olurdu?
Çocuklarımıza, torunlarımıza yine hayâl satardık.
Ben görmezdim...
Çeyrek yüzyıl beklerdik ve katılınca da "şampiyon oluruz" diye şarkılar, türküler icat ederdik.
Teşekkürler Montella'ya ve ekibine...
Teşekkürler Bizim Çocuklar'a...
ABD maçında başarı diliyorum.
Onurlu bir mücadele vereceğinize inanıyorum
Sağlıklı ve esen kalın...