Merhaba, Sözcük kökeni Yunancaya ait olan “Seslerin uyumu veya birlikte yankılanma” anlamına gelen senfoniyi, başka bir açıdan yazmak istedim. Her gün önünden geçtiğim Andızlı Mezarlığı’ndan gelen senfoniyi…
İçinde ölümü, acıyı ve hüznü barındıran mezarlığın, şehrin kaosundan uzak sessizliğinde yeşilin, çiçeğin, saygının ve kuş seslerinin beraberliğine ağustos ayı ile birlikte namı diğer cır cır böcekleri de eşlik edince, ölüm senfonisine dönüştü her şey. Garip bir ikilemin içinde, ölümün sessizliğini ve yaşamın gürültüsünü algılamaya çalışıyorum son zamanlarda. Bir yanımda hiçlik ve ölüm, diğer yanda karmaşa ve yaşam. Biri tam bir bilinmezlik diğeri tam bir kaos!
Hatta yaşamın renkleri solukken, ölümün renklerinin daha canlı olduğunun farkına varıyorum her geçen gün. Nasıl mı? Binalara bakın renksiz, bakımsız ve ruhsuz. Her bir dairede kim bilir neler yaşanıyor mutluluğu arama yolculuğunda. Mezarlığa bakın her yer cıvıl cıvıl, çiçekler rengarenk açmış. Bir evin içi tıka basa eşya dolu balkonundan, daha süslü ölümün üzeri. Evlerden kavga sesleri gelirken ve gülmeyi unutmuşken insan, mezarlıklardan kuş sesleri, ağustos böceği şarkıları geliyor sanki gerçek hayat buradaymış gibi. Ve insan düşünüyor gerçekten, acaba hangimiz daha ölü bu durumda!
Mezarlığın kapısından girince sanki başka bir boyuta adım atıyor insan, ölümün içinde farklı sesleri barındıran mezarlık senfonisinde şakıyor bir saka kuşu. Sıcaktan, betondan kaçarcasına sığındığım mezarlığın ağaç gölgelerinde serinliyorum kimi zaman. Kenarda küçük bir kedi yavrusu… Sadece duyarlı insanın değil, insandan korunmaya muhtaç sokak hayvanlarının da barındığı yer mezarlıklar. İki ağaç arasında huzurla uyuyor canlılar, dışarıda ise insanın en kötü hali!
Ve mezarlıklarda karşılaşan insan yüzleri! Apartmanda, sokakta, asansörde asla yüzünüze bakmayan günümüz insanı, mezarlıkta samimiyetsiz bir samimiyet kurar kendince. Selam verir, acınızı paylaşır, kimdir giden merak eder, sorar soruşturur. Ve iki dakika sonra sessizliğin ve ölümün evinden çıkınca, aynı duygusuz hale bürünür. Yolda düşseniz yardım etmez! Ölümün senfonisinde ne garip bir davranış bozukluğudur, insanın samimiyetsizliği…
Mezarlıkta kuşlar öterken dışarıda korna sesleri yırtar insan kulağını. Egzoz ve çöp kokuları şehri sarmışken çiçek kokar mezarlıklar. Yaşamın içinde unutulan saygı mezarlıklarda vardır. Herkes saygı duyar bir diğer mezar sakinine. Hepimiz garip bir koşturmacanın belirsizliğinde yaşamaya çalışırken, etrafımızda olup bitenin farkına bile varmıyoruz. Bize ayrılan süre içinde yaşayıp gideceğiz bu misafirhaneden. Keşke ölümden sonra beklenen cenneti, yaşadığımız sürede dünyada yaratıp, içinde yaşayabilsek! Cehennem yaratıp cennete ulaşmak için ölmeyi beklemesek! Hayatımızı yaşanamaz hale getiren sistem, siyasi kötülükleriyle doğayı katletmeye devam ederken, ormanlar yok edilirken, binaların bahçesi ve çiçeği yokken, yeşile dair tek yer inanın mezarlıklar! Şehrin gürültüsünden sıkıldığınızda kuş seslerini özlediğinizde en yakın mezarlığa gidin! Ölümün senfonisi yaşamın çilesinden biraz olsun uzaklaştıracaktır sizi. Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve Sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle…