Bu yıl yağmurlar bitmek bilmedi. Bir yandan üreticilerden gelen telefonlar, diğer yandan sosyal medyada yapılan paylaşımlar...

Herkes aynı soruyu soruyor:

"Yaz gelmeyecek mi?"

"Bu kadar yağmur olur mu?"

"Emeklerimiz boşa gidiyor."

Haklılar mı? Elbette haklılar.

Bir üretici için aylarca emek verdiği ürünün zarar görmesi, yaptığı masrafların karşılığını alamaması kolay kabullenilecek bir durum değildir. Ancak olayın sadece bugüne bakarak değerlendirilmesi de doğru değildir.

Daha geçen yıl ne konuşuyorduk, hatırlayalım.

Barajlardaki doluluk oranlarını...

Kuruyan göletleri...

Su kısıtlamalarını...

Sulama sezonunda suyun yetip yetmeyeceğine ilişkin tartışmaları...

O günlerde herkes kuraklıktan şikâyet ediyordu. Bugün ise yağmurdan şikâyet ediyoruz.

Peki hangisi normal?

Aslında ikisi de.

Çünkü doğanın normali, bizim alıştığımız düzen değil; kendi kurallarıdır.

Hafızamızı biraz daha geriye götürelim.

15-20 yıl önce de tam hububat hasadı döneminde günlerce süren yağmurlar olurdu. Ekinler yatardı. Biçerdöverler tarlaya giremezdi. Hasat edilemeyen ürünler çürür, bazı tarlalar sel sularının altında kalırdı.

Bunlar ilk kez yaşanmıyor.

Ama nedense her yaşadığımız olayı sanki tarihte ilk kez oluyormuş gibi değerlendirmeyi seviyoruz.

Daha da önemlisi, yıllardır dere yataklarına sera kurduk. Taşkın alanlarını tarıma açtık. Suyun doğal akış yollarını değiştirdik. Sonra da yağmur yağınca şaşırdık.

Oysa doğa çok sabırlıdır ama unutkan değildir.

Bir gün mutlaka kendisine ait olanı geri alır.

Bugün yaşananların tamamını yalnızca "afet" diyerek açıklamak da kolaycılık olur. Plansızlığın, yanlış arazi kullanımının ve yetersiz su yönetiminin payını da konuşmak gerekir.

Bu noktada yalnızca üreticileri değil, tarımsal planlamadan sorumlu kurumları, yerel yönetimleri ve su yönetiminden sorumlu kuruluşları da sorgulamak zorundayız.

Çünkü iklim değişikliği artık geleceğin değil, bugünün gerçeğidir.

Konunun bir başka boyutu ise önümüzdeki yıllarda daha fazla hissedilecek.

Bugün üretimde kullandığımız birçok sebze çeşidi, daha kurak ve farklı iklim koşullarında geliştirilmiş çeşitlerdir. Islah çalışmaları o dönemin şartlarına göre yapılmıştır.

Şimdi iklim değişiyor.

Yağış miktarı değişiyor.

Sıcaklık değişiyor.

Nem değişiyor.

Dolayısıyla bitkilerin verdiği tepkiler de değişecek.

Ancak o gün geldiğinde büyük ihtimalle yine yanlış adres gösterilecek.

"Firma çeşidi bozmuş."

"Eskisi gibi değil."

"Çiftçiyi düşünüyorlar mı ki?" gibi eleştirileri duyacağız.

Oysa çoğu zaman değişen şey tohum değil, iklim olacaktır.

Gerçeklerle yüzleşmek zorundayız.

Doğa bize karşı değil.

Doğa yalnızca kendi kurallarına göre davranıyor.

Bizim yapmamız gereken, doğayı değiştirmeye çalışmak değil; bilimsel verileri dikkate alarak üretim sistemlerimizi, çeşitlerimizi ve tarımsal planlamamızı yeni koşullara uyarlamaktır.

Çünkü doğayla kavga ederek kazanan hiç olmadı.

Bundan sonra da olmayacak.