Yakınlarımızın vefatı, bizi yaşamın ölümlü gerçeğiyle yeniden yüzleştirir. İnsan, öleceğini bilerek yaşayan tek canlıdır ve bu bilgiyle her gün, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi hayatın akışına kapılır. Ancak sevdiklerimizin kaybı, bizi bir an için bu ritmi durdurmaya zorlar; zaman ve mekân donup kalır, yaşam algımız değişir. Fakat bir süre sonra yine hayatın akışına geri döneriz.

Yaklaşık bir ay önce, teyzemi kaybettim. Bir önceki bayramda yaptığımız telefon görüşmesi, son bayramlaşmamız olmuş meğerse. Bana her zaman olduğu gibi “Güneşim” dediği o son konuşmamız, artık hiç konuşamayacağımız gerçeğini acıyla yüzüme vuruyor. Hastaydı, zatürre olmuştu, fazla konuşamadık. Onu yormamak için görüşmeyi kısa kesmiştim. Keşke daha uzun süre konuşabilseydik…

Teyzem, nereye giderse gitsin bir misafir gibi değil, ev sahibi gibi davranırdı. Gittiği her yerde ev işlerine yardım eder, mutfağa girer, ev sahiplerine yük olmaktan korkardı. Titizdi, zarifti ve son derece kibardı. Öyle ki, kibarlığı bazen bir kırılganlığa dönüşürdü.

Mutfağı adeta bir sanatçı gibi yönetirdi. Özellikle İç Anadolu mutfağının vazgeçilmezlerinden olan batırık, bir araya geldiğimizde hep onun elinden çıkar ve herkes bu yemeği sadece onun yapmasını isterdi. Elinin lezzeti dillere destandı. O mutfağa girdiğinde, annem ve diğer teyzelerim sessizce geri çekilirdi.

Bir diğer özelliği titizliğiydi. Misafirleri gittikten sonra evini baştan aşağı temizler, halıları siler, dışarıdan geldiğinde ayaklarını yıkamadan evde dolaşmazdı. Eğlenceli bir yanı da vardı; cep telefonundan okey oynamayı çok severdi. Annemlere geldiğinde, bir elinde çayı diğer elinde telefonuyla okey oynarken çok mutlu olduğunu hatırlıyorum. Şans oyunları da hep onun yanındaydı. Hep birlikte okey oynardık zaman zaman, bizi çoğunlukla yenerdi.

Denizi ve yüzmeyi çok severdi. Antalya’ya her geldiğinde birlikte denize giderdik. Boyunu aşan yerlere cesurca açılır, yüzmekten büyük bir keyif alırdı. Bir de turuncu kulaklığını takardı, kulaklarına su girmemesi için.

Teyzem aynı zamanda şıklığı ve bakımlılığıyla dikkat çekerdi. Ojesiz tırnakları, boyasız saçları olamazdı. Taşlı terlikleri, şık çantaları ve renkli mayoları onun ayrılmaz parçalarıydı.

Yaklaşık iki yıl önce, kuzenimle birlikte bir tatil planı yaptık. Annelerimiz, teyzelerimiz ve çocuklarımızla hep birlikte büyük bir aile tatili… Nasıl bir gürültülü kalabalık olduysak, o kalabalığı bir daha toplayamadık teyzemin cenazesine kadar.

Annemle ikiz gibilermiş teyzem. Aralarında tam bir buçuk yaş vardı. Annem sakin ve içine kapanık bir çocukken, teyzem cesur ve atılganmış. Ama küçüklüklerinde teyzem hep annemi korur kollarmış, aralarında güçlü bir bağ varmış. Sokakta oynarken annem birisiyle kavga ettiğinde teyzem hemen ona hesap sormaya gidermiş abla olarak.

Bu dengeler kuzenimle benim aramda da benzer şekilde gelişti. Kuzenim daha girişken, gözü açık bir çocukken ben daha sakin, annem gibi biraz da içine kapanık bir çocuktum. Çocukken kuzenim beni sürekli korkutmaya çalışırdı. En son bir kediyi eliyle tutup üzerime atmak üzere beni kovaladığını hatırlıyorum. Bugünkü kedi fobimi ona borçluyum.

Ama çocukluğumuzdaki korkularımız büyüdükçe yer değiştirdi. Genç kızlık dönemlerimizde evdeki böceklere çığlık atan kuzenim, eline hemen bir terlik alıp böcekleri yok etmeye çalışan da ben oldum. Geceleri tuvalete gittiğinde korktuğu için beni uyandıran kuzenimi bekler olmuştum tuvalet kapısının önünde, gözlerimi uykudan açamazken…

Bugün bizim kızlarımız da, çocuklukta yaşadığımız o paylaşımı sürdürüyor. Yaz tatillerinde görüşecekleri birkaç günü sabırsızlıkla bekliyorlar, bizlerin mektuplaştığı gibi onlar da cep telefonu ile mesajlaşıyorlar. Onlara baktıkça, kendi çocukluğumuzu görüyoruz.

Teyzemin sevgisi ve enerjisi, ailemize bir miras gibi kaldı. Onun “Güneşim!” diyen sıcak sesini duyamadığım bu bayram, eksik kaldı. Ancak onun bize bıraktığı anılar, hayatımızın hep bir parçası olacak. Huzur içinde uyusun.

Aile olmak, hayatın karmaşasında güvenle sığınabileceğimiz bir limandır. Sevginin en saf halini, koşulsuz desteği ve paylaşılan anların unutulmaz sıcaklığını burada buluruz. Bazen neşe dolu bir kahkaha, bazen gözyaşıyla gelen teselli, bazen de sessiz bir omuz olur aile. Teyzemin bize bıraktığı sevgi mirası, bu bağların ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Yaşamın kaçınılmaz gerçekliği olan ölüm, sevdiklerimizi birer birer yanımızdan alırken, bize hayatın kıymetini, ayrıca sevgiyle ve emekle ilmek ilmek dokunan aile bağlarının gücünü bir kez daha hatırlatır. Teyzemin bıraktığı sevgi, anılar ve paylaşılan değerler, yalnızca geçmişimizin değil, geleceğimizin de temel taşı olacaktır.