Bir insanın bir gün beyaz dediğine ertesi gün kara demesi, Bir gün güzel dediğine bir gün sonra çirkin demesi, yani tutarsızlığı ya onun bilinçsizliğinin sonucudur ya da onun varmak istediği gizli bir amacının varlığının göstergesidir.
Bu çelişkileri yaşayıp yaştan insan şayet bir yönetici konumundaysa bu kaçınılmaz olarak ikinci olasılığımızın temsilcisidir.
Yanılgılar, Çelişkiler, koşulların değişip durduğu için bu kadar sık fikir gel -gitleri yaşayıp yaşatanlar bir toplum tarafından yanılgıların, yanlışların, tersliklerin doğallaştırılmasını istemektedirler aslında.
Yanılgıların, çelişkilerin, yanlışların çok söz konusu olduğu toplumlarda değer birimi bilgi değildir. El yordamıyla, kör bastonuyla, deneme yanılma sistemiyle yol alınmaya çalışıldığı için bu yanılmalar sık sık yaşanmakta olduğunu gösterir.
Bilgili olan temkinli olur. Şüpheci olur. Deneyimlerden faydalanır. Araştırmacı olur. O yolu izleyenler en az yanılgıyla hedeflerine varırlarken, diğerleri halkın kafasını karıştırarak kendi doğrularını tek doğru diye halka dayatırlar ki onun sanatta yeri yoktur. O olsa olsa Zanaattır. Zanaat ise yoğun taklitten ibarettir.
Zanaatkarlar kendilerini sanatçı olarak kabul ettirmeye çalışıp bunda başarılı oldukları anda ise sanatta durağanlık başlar. İşte zaman zaman Zanaatkarların sanatçı sayıldığı bu anlarda Gerçek sanatçılar, bazı bilge kişiler ne yazık ki seslerini duyuramayabilirler.
Bakın Harabi neler yazmış:
Ey Vaaiz efendi Harabi derki
Dinle bu sözümü bilmezsin çünkü
Ben öyle kutsal bir yaratığım ki
Kabe gelsin beni tavaf eylesin
Burada İnsanın yaradılışına gönderme yapıyor Şair. Hani Yaratıcı insanı yarattığı anda bütün melekler secde etmişlerdi bir tek İblis hariç. şte o an’a gönderme yaparak insanı yüceltiyor. Sadece o mu? İşte Aşık Veysel’imizin bir dörtlüğü:
Ademi yarattın bakmadın
Cennetinde bırakmadın
Şeytanı niye yakmadın
Cehennemin ver da senin
Sanat biraz da böyle bir şey işte.İnançları değil se de Putları, Şeytanları, Şeytanlıkları sorgulayabiliyor!
Toplumlarda bilginin değerinden çok değersiz olanına, eski olanına sarınılır. İşte o zaman, o toplumlar için felaket başlamış demektir. Halk isteneni yapar bir süre. Bu bizim gibi az gelişmiş toplumlarda sık sık görülen bir durumdur.
Bir süreliğine de olsa Sanatın kötüsünün, düşüncelerin sapkın olanlarının çevresinde büyük yığılmalar olabilir. Bunun nedeni insanların biraz din ile uyutulması, biraz da yeni fikirlerin ve yeni sanatın insanlarla bütünleşememesinin sonucudur. Arayış ve geçiş dönemidir.
Bilginin gücüyle, Sanatın gücüyle bilinç kazanma kişide büyük güç ister. Emek ister. Oysa öbür tarafta birileri sizin yerinize düşünmektedir siz hazıra konmaktasınızdır, size durmadan bir reçete verilip durmaktadır.
Teknolojik olarak cep telefonunu düşünelim. Bir cep telefonunun ağırlığı iki yüz- iki yüz elli gram kadardır. İçindeki yazılımlar, dizilimler, dirençler, alıcılar, vericiler, kaydediciler, enejiler, hafızalar, vs. vs.ler çok büyük uğraşlar sonucunda bir araya getirilmiştir. İşte onun için en gelişmiş cep telefonları 10-15 bin liraya satılmaktadır.
Bu cep telefonları doğal olarak insanlarımızın kişiliklerini değer yargılarını, bilgilerini, hızla değiştirmektedirler.
Bu bilgi ve beceri işini kullananlar değer yargılarını kullanamayan kişilerin insanlık gücünü bile denetim altına almaktadırlar.
İnsanda insanlık ölçüsü yok olmuşsa yetiştirilmiş değerlerin de önemi kalmaz. Değerler değiştiğinde ise politika alanını bir yana bırakalım Bilim kültür sanat edebiyat alanları da bu ekenomik verilerin esiri olurlar.
Adamın şiirle ilgisi yoktur. Şair geçinir. Adı sanı bilinmez telefondaki aldığı aferinleri gösterip bilim adamlığını kanıtladığını sanır. Kendini gökkuşağı böceği sanır. Oysa o…
İşte bütün bunlar bizi bir yere götürüyor. O teknolojileri hızla yakalamalıyız. Dahası onların en iyisini biz yapmalıyız daa… Şöyle etrafımıza bir bakıverelim yeter! Arkeologlarımızdan birinin Babil harabelerinde, üzerinde şu veciz cümle bulunan bir tableti ele geçirmesi acaba biz, daha sonra doğanlar için bir teselli olabilir mi? “ Bak etrafına, insanların topu budaladır.” Ben teselli olamıyorum sizleri bilmem.
Acaba inançlı toplum fertleri en son teknoloji eseri telefonları nasıl ve ne amaçla kullanıyorlar? Aile yapısından başlayarak bu hızlı toplumsal değişimin tam tamına neresindeyiz?
Tamam Tanrı hala yaman bir güç de. Şükürler olsun “Amin” de. O teknolojileri Tanrı mı üretiyor?
Ne demişti Halk ozanımız Bekir Yaşar?
“ Fil geniyle üretildi karpuzlar
Bizim elde ete gerek kalmadı.” Sanat biraz da böyle bir şey işte!!! Mehmet SEVİŞ