Dünya siyasetinde son yılların en dikkat çekici gelişmelerinden biri, ABD ile Çin arasındaki ekonomik ve diplomatik çekişmenin giderek sertleşmesi.
Venezuela krizi üzerinden yaşanan son olaylar, bu çekişmenin yalnızca Güney Amerika’yı değil, tüm dünyayı etkilediğini gösteriyor. Alman akademisyen Kurt Grötsch’ün değerlendirmesine göre Çin, diplomatik nutuklar atmadan, ekonomik ve lojistik hamlelerle ABD’nin kalbine darbe vurdu.
Tüm dünya Venezuela’ya bu kadar yatırım yapan Çin’in neden sessiz kaldığını tabii ki merak ediyor…
Çin, ABD ile doğrudan diplomatik kriz yaratacak sert açıklamalardan kaçınarak, ekonomik ve stratejik araçlarla karşılık vermeyi tercih etti. Sessizlik, aslında “fırtına öncesi sessizlik ”ti. ABD şirketleriyle dolar işlemlerini askıya almak, enerji tedarik zincirlerini yeniden düzenlemek gibi ekonomik hamlelerle tepki verdi. Çin, Venezuela krizini ABD’nin tek kutuplu düzenini sürdürme girişimi olarak gördü ve sessizliği, çok kutuplu dünya için koalisyon kurma hazırlığı olarak değerlendirdi.
Peki, biz Antalya’dan baktığımızda bu uzak çekişmeyi nasıl görüyoruz? Akdeniz’in kıyısında, turizmin ve kültürün merkezinde yaşayan bizler için ABD–Çin rekabeti yalnızca uzak bir jeopolitik mesele mi, yoksa günlük hayatımıza dokunan bir gerçeklik mi?
Çin’in Venezuela üzerinden attığı adımlar, aslında çok kutuplu dünya düzeninin somutlaşmaya başladığını gösteriyor. ABD’nin tek taraflı hâkimiyetine karşı Çin, ekonomik teşvikleri ve ticaret ağlarını kullanarak yeni bir koalisyon kurdu. Bu gelişmeler, Batı’nın uzun süredir alıştığı “tek merkezli güç” anlayışını sarsıyor. ABD Ortadoğu’da da Çin’in kıskacında kalıyor. Çin, İran’ın en büyük petrol ve doğalgaz alıcılarından biri. ABD’nin yaptırımlarına rağmen İran ile enerji ticaretini sürdürerek Washington’un baskısını zayıflatıyor. Bu ticaret, İran’ın ekonomik olarak ayakta kalmasına ve ABD’nin “izolasyon” stratejisinin boşa çıkmasına katkı sağlıyor. Çin ayrıca İran’ı Kuşak ve Yol Girişimi’ne dahil ederek uzun vadeli altyapı ve yatırım projeleriyle ABD’nin bölgedeki ekonomik etkisini sınırlıyor.
Ayrıca Çin, kendi geliştirdiği CIPS (Cross-Border Interbank Payment System) üzerinden İran ve diğer ülkelerin dolar dışı ticaret yapabilmesini sağlıyor. Bu, ABD’nin finansal baskısını azaltıyor. Ortadoğu ile komşuluğumuz, ticari ilişkilerimiz, yüzyıllardır kopamayan göbek bağımız ile her türlü global etki bizi de etkiliyor.
Antalya’dan bakıldığında ise bu tablo, Uzakdoğu’nun yükselişinin artık yalnızca Asya’yı değil, Akdeniz’i de ilgilendirdiğini ortaya koyuyor. Çünkü Çin’in enerji, lojistik ve finans alanındaki hamleleri, küresel fiyatları ve ticaret rotalarını doğrudan etkiliyor. Turizmden tarıma, lojistikten teknolojiye kadar Antalya ekonomisi de bu dalgalanmalardan payını alıyor.
Batı’nın bu gelişmelere verdiği tepki ise çoğu zaman gecikmeli ve söylem düzeyinde kalıyor. Trump veya Macron tarzı sert açıklamalar, Çin’in sessiz ama etkili ekonomik hamleleri karşısında yetersiz görünüyor. Antalya’daki iş insanları ve akademisyenler, Batı’nın bu “gecikmiş reflekslerini” dikkatle izliyor.
Antalyalı Bir turizmci şöyle diyor:
“Çin’den gelen turist sayısı her yıl artıyor. ABD’den gelenler ise daha sınırlı. Küresel dengeler değiştikçe bizim için de yeni pazarlar açılıyor. Batı ilgilenmese bile biz ilgilenmek zorundayız.”
Antalya’da Çinli ve Amerikalı, İranlı Komşularımız Var. Antalya, yalnızca turizmde değil, uluslararası yaşam kültüründe de çeşitliliğe sahip.
Akdeniz Üniversitesinde Bir Çinli öğrenci şöyle anlatıyor:
“Bizim için Çin’in Venezuela’daki adımları, ülkemizin gücünü gösteriyor. Burada okurken bile gurur duyuyoruz. Ama aynı zamanda Türkiye’de dostluk ve işbirliği bizim için önemli.”
Konyaaltı’nda yaşayan bir Amerikalı emekli ise farklı düşünüyor:
“ABD hâlâ dünyanın lideri. Çin’in hamleleri kısa vadede etkili olabilir ama uzun vadede Batı’nın değerleri kazanır. Antalya’da yaşarken bu tartışmaları uzaktan izliyoruz ama etkilerini hissediyoruz.”
Antalya, Akdeniz’in kalbinde bir şehir olarak, küresel çekişmelerin yerel yansımalarını en hızlı hisseden kentlerden biri. Enerji fiyatlarındaki dalgalanma, turizmdeki yeni pazar arayışları, kültürel etkinliklerdeki çeşitlilik…
Hepsi ABD–Çin rekabetinin dolaylı sonuçları.
Üniversitelerdeki akademisyenler, bu süreci “küresel satranç tahtasının yeniden kurulması” olarak yorumluyor. Çin’in sessiz ama etkili hamleleri, ABD’nin alışılmış üstünlüğünü zorlamaya başladı. Bu durum, Antalya gibi çok kültürlü ve çok uluslu bir şehirde yaşayan insanlar için de doğrudan bir gündem oluşturuyor.
ABD–Çin çekişmesi, yalnızca Washington ve Pekin arasında yaşanan bir diplomatik kriz değil. Antalya’dan bakıldığında bu çekişme, günlük hayatımıza dokunan, turizmden ticarete kadar pek çok alanı etkileyen bir gerçeklik.
Çin’in Venezuela üzerinden attığı adımlar, İran ile ilişkileri Batı’nın sessizliğini ve gecikmiş reflekslerini ortaya koyarken; Akdeniz’in kıyısında yaşayan bizler için şu ders açık, küresel güç dengeleri değişiyor ve bu değişim Antalya’nın sokaklarına kadar yansıyor.