Ülke insanı olarak futbola sevdalıyız ... Her yaş grubundan insan bu branşa tutkulu, futbolu çok ama çok seviyor.
Yeryüzünde de en çok sevilen ve oynanan oyun futbol. Babadan el aldığım için belki de, futbolu konuştuğumda babacığımı yâd ederim. Çocuğun, gencin, yetişkinin, her koşul ve her ortamda peşine takıldığı topa, babamın diliyle "meşin yuvarlak" demekten hoşlanırım. Birçok kişi tanıdım. Futbol uğruna iş hayatını sekteye uğratana da, eşini, çocuğunu kısacası ailesini ihmal edene de rastladım!
En uygun tabiri kullanayım da incinmesin kimse...
Cebinde ekmek almak için tuttuğu son para ile maç bileti alanları da gördüm. Bilet kuyruğuna geceden girip sabaha kadar eve gitmeyenleri de! Yani ciddi iş ürettiği ve evine ekmek götürdüğü çalışma ortamından kaçan, yuvasından uzaklaşan futbol oynayan, maç izleyen, antrenörlük ve yöneticilik yapan futbol düşkünlerini hepimiz görmüşüzdür. Savunmayı da şöyle yaparlar, futbola hastalık derecesinde bağlı olanlar, "benim futboldan başka bir kötü alışkanlığım yok! "
Dürüst bir itiraftır aslında bu cümle...
Futbolu bu denli sevmemizin nedenlerini yazmaya başlasam, yüzlerce olağanüstü kurtarış yapan kalecilerle, ustaca vuruşlarla goller atan santraforları sıralayabilirim. Sonra top cambazı diye ad taktığımız maestro ve oyun kurucu örnekleri de peşisıra sunmak zorunda kalırım. Şampiyonluklar önemlidir tabiki!!!Kimin kupa kaldırdığını yıl yıl hatırlayıp söyleyenleri tanıdım. Kazananı, rengine armasına bakmadan, rakibini gönülden kutlayanları takdir ederim... Ancak futbolun özel ve güzel özelliklerini sergileyenler daha sevimli gelir bana!!! Centilmen sporcuları hatırlamak, onları onurlandırmak benim için çok daha değerli ve anlamlıdır.
Ne fair play vardı, ne de respect, küçük yaşlarda topun arkasında olduğum yıllarda...
Rahmetli babacığım, futbolu zevkle oyna, çalım da, şut da at, gol attır ya da golde pay sahibi ol... Ya da son saniyelerde kale çizgisini geçmek üzere olan topu çıkar. Her yaptığın iyi hareketle alkışlanmayı hak et... Harika oyna, sahanın en iyisi olmaya da gayret göster. Olamayabilirsin de, golü atamayıp, yenen golün sebebi de olabilirsin! Her ne olursa olsun, sakın ha centilmenliği elden bırakma... Rakibe, hakeme, seyirciye, kendi takım arkadaşlarına saygını kaybetme...
Yere düşeni kaldır, kazandıysan yenilen tarafın tüm oyuncularına sarıl, moral ver...
Derdi. Vallahi baba sözü dinledim. Oyunculuğumda, teknik adamlık ve yöneticilik yaptığımda efendiliğimi korudum, terbiye sınırlarını hiç zorlamadım.
Bir dede olarak halâ futbolun içindeyim. Yetenekli çocukları, gençleri seyrediyorum...
Mutlu oluyor ve umutlanıyorum futbolu iyi oynayan evlatlarımı, torunlarımı izledikçe...
Oynadığım yıllara göre, Sahalar mükemmel, Malzemeler dört dörtlüğe yakın, Antrenörler,
Yöneticiler, Hakemler, Gözlemciler, Temsilciler, Saha Komiserleri çok seviyeli görev ve hizmetler yapmaktalar... Epeyce sayıda seyirci de izliyor, her kategoride oynanan maçları...
Yerel basınımızın tek tük denilemeyecek sayıdaki saygın kişilikleri spora ve sporcuya, özellikle futbola, futbolcuya sayfalarında yer açmaktalar... Futbolun marka değerini yükseltmek için çabamız olmalı...
Ve futbolumuzu iyi oynanır, seyredilir, yönetilir hale getirmek için öncelikle centilmenliği ön koşul olarak kabullenme zorunda olduğumuzun bilinciyle hareket etmeliyiz.
Dedeyim, torunlarımla çok iyi anlaşıyoruz.
Futbol sayesinde binlerce sporcu evladım oldu...
İsterdim, torunum top oynasın...
Allah var, futbol eğitimi alması için çaba da gösterdim.
Torunum, Can'ım, sevdiği futbolu, kısa süre sonra bıraktı.
Yavrum, centilmendi...
En büyük dedenin, izindeydik çünkü!
Bu toptan soğuma olayını sona bırakıyorum!!!
Babacığım da, ben de, yeteneğe hep sıcak baktık...
Zeki, çevik sporcuyu teşvik ettik...
Ancak!!!
En önemli değeri hiç ötelemedik.
Ahlaklı ve dürüst olana hep saygı duyduk ve alkışladık.
Geçen hafta 11 yaş çocuklarının ligleri başladı.
Şenlik özellikli bu turnuva 5 ay sürecek.
Şampiyonu da yok, puan cetveli de, ne gol kralı var, ne il birinciliği ve Türkiye şampiyonası oynanacak... Tıpkı 12 yaş şenliği gibi ailelerle, çocuklarla, hakemlerin antrenörlerin, kulüp yöneticilerinin katılımıyla başlayacak, sona erecek...
Maça geldik Askf Vali Alaaddin Yüksel tesislerine...
Bir kulübün eğitimci antrenörü olarak sahada yerimi aldım.
Tüm yavruların dedesi olarak izlemekteyim maçı...
Çok tecrübeli bir hakem kardeşim de maçı yönetiyor.
Son dakikalara beraberlikle girildi.
Aman Allah'ım, o da ne? Bir gol yedi bizim takım...
Gol sevincini yaşamak her evladın hakkı, en büyük alkışı da hak edendir tabelayı değiştiren oyuncu...
Ancak, rakibe saygı, bu yaşlarda öğrenilecek erdemlerdendir.
Güzel yüzlü sporcu evladım o gün, umarım yaşayarak öğrenmiştir.
Ölçüyü kaçırmadan, karşısındakini incitmeden sevinç yaşamak centilmenliğin ne anlama geldiğini kavrayanların işidir.
Öfkenin kontrolü sağlanmalı ve sevinmenin de ölçüsü kaçmamalıdır.
Golü atan çocuğum, koştu geldi bizim kulübenin önüne, formasını çılgınca çıkarttı.
El kol hareketleri yaparak bana karşı bir duruş sergiledi.
Anlam veremedim!!!
Hakem sporcuyu yanına çağırdı. "Davranışın yanlıştı" dedi. Herkesin duyacağı şekilde "git lütfen hocamızdan özür dile" söyleminde de bulundu.
Yaşı kemale ermiş dede, yanına gelen torununa, halâ elinde tuttuğu formasını giydirdi. Yanaklarından öptü, hakeme seslendi.
Hatasını anlayan torununun maça devam etmesini sağladı.
Kutladı tüm evlatları dede ve duygulandı.
Sonra çocuklar da, antrenörler de özür diledi dededen...
Eve giderken, çirkin davranışlar sergileyerek maç seyreden aileleri gözümün önüne getirdim.
Böylesi sıkıntıları, eğitici özelliği olan ve çocuklara hamilik yapan antrenörler giderecektir diye halâ umudumu korumaktayım.
Zaman zaman kötü anıları hatırlıyorum ve kaygılanıyorum.
Geçen yıl yaşadığım bir tatsız örnekle yazımı bitireceğim.
Torunum Can, futbol antrenmanlarına katılmıştı, yatkınlığını azıcık da olsa geliştirmişti.
Maç oynanan bir gün, penaltılara geçilmişti.
Önce penaltı atanın karşısına geçti, anlayacağınız kaleci oldu.
Vuruşu yapan evlat gol olan bir şut çıkardı.
Can golü atan kardeşini alkışladı.
Sonra yer değiştiler. Can topu dikip, penaltı atmak için gerilirken arkadaşı da kaleye geçti.
Can topa vurdu, top auta gitti.
Kaleci olan yavru, sevindi. Can da fazla üzülmedi.
O antrenman bitiminde Can karar verdi.
Futbol eğitiminin son erdiğini bizlere söyledi.
Daha sonra bir gün bile sahaya gelmedi.
Nedenini bildiğim halde, "dedeciğim gel dertleşelim" diye yavruma sokulmadım.
Sizlere derslik bir anı aktarıyorum.
Can penaltıyı kaçırdığında kale arkasında duran, olan biteni seyreden bir anne kahkahaya yakın bir gülücük fırlatmıştı sahaya...
Oğlu gol yemedi diye bir mutluluk nidasıydı belki!
Sevinen insan doğal olarak tepki gösterebilir.
Fakat, hanımefendi, alaycı bir gülüşle ve kahkahaya benzer davranış sergileyerek ceza kesti Can'ıma...
Ülkemizdeki futbol eğitimi ve çok sevilen güzide oyun, centilmen bireylerin elinde yönetilir, oynanır, seyredilirse güzelleşecek, dünyanın çağdaş ülkelerinde oynananla aynı seviyeye gelecek...
Centilmenler, futbol oyununun temel taşlarıdır...
Sağlıklı ve esen kalın...