İşler yolunda gidiyormuşçasına, rol yapıyor ve üstüne üstlük bir de "kıskanılıyoruz" deyip rajon kesiyoruz...
Türkiye'mizde, aile de koruma altında değil, ailenin tüm bireyleri de korunmuyor!
Ortalığı kasıp kavuranlar hem suçlu, hem de güçlüler...
Esas gücü elinde bulunduran devlet, yasaları çıkarıyor ancak denetlemede yetersiz kalıyor.
Evinde, parkta oturan, sokakta yürüyen, okulunda okuyan, öğretmenlik yapan, işyerinde çalışan insanımıza, nefes alabilecekleri kadar huzurlu, güvenli ortam sunabilsek keşke!
Düzeyli yaşam koşulları sağlanmalı demiyorum. "Çocuklarımız, kadınımız, erkeğimiz hasarsız, kazasız, belasız yaşama hakkını kullanmalı" diyorum.
İnsanlarımızı öncelikle, yaşatmalıyız...
İçim çok dolu, daha kötü satırları yazma ihtiyacı hissediyorum.
Ama eş, ama kardeş, ama akran ya da arkadaş, sözüm ona sevdiği, yanından hiç ayırmadığı dostunu, hep yanında olmak için can attığı ve değer verdiği varlığı, gözünü bile kırpmadan katledebiliyor artık!
Kaygımı dile getirmek durumundayım...
Toplu katliamlara eğilimi olanlar türemeye başladı. Gelişmeleri ciddi şekilde ele almalıyız.
Geçmişin, karanlıkta kalan, kirliliği olan her çeşit yaşamına tekrar göz atmalıyız. Bilinemeyen, gizlenen, saklanan her olayın derinliklere inerek gerekiyorsa kendimizle yüzleşerek ortaya çıkarılması, aydınlatılması zorunluluk.
İki yüzlülük sergilediğimiz ve yıllarca takviyelerle örtbas etmeye çalıştığımız birçok konuyu enine boyuna masaya yatırma zamanı geldi de geçiyor.
Kan donduran, canımızı da çok yakan olayları asla yaşamamalıyız.
Her alanda topluma kötü örnekler sunmaya devam ediyoruz.
Böyle gailesiz olunmamalı ve çaresizce yaşanmamalı.
Kötülükler sona ermeli artık!
Kurtlar, çakallar insan kimliğine bürünüp ekranları işgal etmemeli...
Tabi ki, bu tür yönelimlere yakın yapıda olan, yatkınlığı ve uyumu yüksek bireylerin takibi, tespiti, tedavisi de yapılmalı...
Son günlerde yaşananların bir daha yaşanmaması ortak dileğimiz.
Önüne geçmek için gerekli önlemlerin devlet tarafından alınması şart!
Maalesef, "kural tanımazlık" en büyük sorun...
Güç gösterisinin, hadsizliğin, kontrolsüzlüğün ortaya çıkışı, kural dışı davranışla başlıyor ve bu tür insanların toplumumuz içindeki sayısı da "kural tanımayanlar" sayesinde artıyor. Rol modelmişçesine algı da yaratılıyor.
İlk vuranın kazandığına dair bir inanç var, halk arasında!
Geçin icraatı, ima yoluyla bile yayılmasına olanak sağlanmamalı...
Halbuki o yumruktan önceki kaba kuvvete soyunma hali ya da kavgaya ısınma aşaması, kanunu, yasayı yok saymayla başlıyor!
Savaşın bir alfabesi olsa ilk kelimesi de bu olur...
Ansiklopedi hazırlarsan da, ilk fasikülü kanunsuzluklara ayır...
Sessizliğin hüküm sürdüğü ve etik değerlerin, seviyeli tavır ve davranışların sergilendiği ortamlarda kavga çıkarmak mı istiyorsun?
Heyt! de yeter...
Gerisi arkadan geliyor vallahi...
Filmlerimizi, dizilerimizi biz senaryolaştırdık. Kılıç, kalkanlı, gürzlü, süngülü, bıçaklı, tabancalı, tüfekli öykülerle büyüdük bizler...
Hikayelerimiz, romanlarımız halâ raflarda…
Topraklarımızı, atmosferimizi de koruyamıyoruz!
Her türlü maden ocağına işletme izni veriliyor, nükleer santraller kuruluyor...
Yeşilimiz, mavimiz, beyazımız tehdit altında!
Zeytinliklerimiz de, ormanlarımız da talan ediliyor...
Yakılan, yıkılan tarım arazileri, "kısa vadeli planlamalarla turizme açılacak şekilde" çorak hale getiriliyor.
Denizlerimiz de, ırmaklarımız da kirlenmekte, ekolojik dengeyi bozan yapılaşmalar sonucunda ne balığımız, ne oksijenimiz, ne de tertemiz suyumuz kalacak...
Yanan, yakılan ormanlarda, barınan, yaşayan hayvanlarımız yok oluyor.
Nesli tükenmekte olanları da görüyoruz.
Kuşların göç yolu olarak, asırlardır kullandıkları uğrak yerler, sulaklar da hızla kurumakta!
Kural tanımazlık, her olumsuzluğun temel taşı!
Velhasıl birçok değerimizi koruyamıyoruz...
Doğal güzelliklerimizi, tarım alanlarımızı, tarihi yerlerimizi, kültürel öneme haiz zenginliklerimizi, ormanımızı, denizimizi, hayvanlarımızı koruma altına alamıyoruz...
Bari aklımıza mukayyet olalım... Anlı şanlı mücadelesiyle adını tarihe yazdıran ilimiz Urfa'da ve kahramanlık öyküleri ile düşman işgalinden kurtulan Maraş'ımızda uzun yıllar geçse de unutamayacağımız olayları yaşadık.
Payelerine yakışmayacak şekilde, acı ve büyük üzüntüleri yaşayan bu şehirlerimizi düşman esaretinden kurtuluş mücadelesindeki hasletleri ile hatırlamak, anmak istiyoruz...
Öğrencilerimize ve öğretmenlerimize saldıran, bugün adına, cani, katil dediğimiz çocukları da bizler yetiştirdik...
Helal olsun diye methiye düzmeyeceğim. Kahramanmaraş Milli Eğitim müdürü istifa etmiş!
Darısı halâ pişmiş kelle gibi kara kara ve boş bakanların başına...
Ne idüğü belirsiz bir saygısız, adı barrack olan, tarak; demokrasimize dil uzattı...
Bu coğrafyanın insanlarına cumhuriyet rejimi fazla dedi ve monarşik yönetimlerin şart olduğunu vurgulayan monarşi güzellemeleri yaptı.
Muhalefetin tüm liderleri, edepsizi istenmeyen adam ilan etti...
İktidar sessiz kaldı...
Belki de zamana oynamakta!
Kural tanımama, böylesi olayları da başlatan ilk söylem ya da eylem.
Faili meçhulleri yaşayan bir ülkeyiz...
Meğer Gülistan Doku katledilmiş...
Hadi ya dediğinizi duyar gibiyim!
Aslında
Devletimizin her makamı tarafından bilindiği halde, delillerin karartılıp normal bir ölüm ya da intihar hali gibi gösterilmesi acı verici...
Altı yıl boyunca, valiliği, emniyeti, adli tıp kurumu Gülistan'ımızın ölümüne sis perdesi dikmişler...
Yazık!
Kural tanımayanlara uyarıda bulunacak, gerektiğinde sorgulayıp, yargılayacak kişi ve kuruluşların kural tanımaması ne anlama geliyor?
Toplum olarak, tuhaflıkları görüyoruz.
Sessiz seyrediyoruz.
"Kaosa sürükleniyoruz...
İyiye gitmiyoruz"
Diyenlere de itibar etmiyoruz.
Güvenli ortam kalmadı...
Güvenilecek insan da, kurum da azalmakta!!!
Dürüstlüğü elbirliği ile yok ettik...
Yaşam koşulları her geçen gün daha da kötüleşmekte...
Sadece kendimizi, midemizi düşünüyoruz.
Sürekli hakaretler, iftiralar işitiyoruz. Gözaltılar, tutuklamalar yaşıyoruz.
Krizler oluyor sorun ve sıkıntılara, bağlı olarak da, bunalım geçirenleri görüyoruz.
Saldırganlarca yaşamdan kopartılan canlar ve intiharlar gündemden hiç düşmüyor.
İlginç ama gerçek, vallahi veriler söylüyor. Silahlanmada artışın olduğu yazılıyor, okuyoruz.
Hataları görmüyor, düzeltme amacıyla bir çaba içine giremiyoruz.
Elbette pişman olanlar da çıkıyor!
Onlar da, serbest kaldıktan sonra, katlettiği insanın başında kılı kıpırdamadan, hafifletici sebep için "pişmanım" diyor...
Öfkeli insanlar çoğaldı...
Öfke kontrolü literatüre girdi, herkes ağdalı cümleler kurup anlatıyor.
İnsanlığımızdan utanır hale geldik deyip her türlü terbiyesizliği utanmadan, sıkılmadan yapmayı sürdürüyoruz.
İş işten geçmeden, azıcık silkelenelim.
Konuşmaktan asla zarar gelmez.
Susmak, her şeyi kabulleniyorum anlamına gelir Can Dostlarım...
Üzüntüleri, acıları düşünerek, doğruları görerek giderebilir, yaraları da "bir daha yaşanmaması dileğini eyleme dönüştürerek" sarabiliriz.
Cahil cesareti olanlar, korkaklardır.
Aydınlık beyne ve yüreğe sahip, kişilikli insanları yılgın hale getiremez hiçbir güç...
"Susmak zorunda kalıyoruz" lafı, ciddi zafiyeti gösterir.
Kendimize güvenelim ve el ele verelim.
Çirkinliklere, edepsizliklere karşı duruş sergileyelim...
Duymak istemeyenlere, seslenelim.
Sağlık ve esenlikler diliyorum.