Kendim ettim, kendim buldum... Gül gibi sarardım soldum...
Eyvah, eyvah...
Yaptığı hatalar sonucu acı çeken, üzülen insanlar, kafalarını duvarlara vurmaya şartlanır ve bu türküyü söylerler...
Durumu alaycı gözlerle izleyenler, ağır abi rollerinde olanlar ise; "kendi düşen ağlamaz" der geçerler...
Ağlama değmez hayat, bu gözyaşlarına diyecek kadar da, rahat ve pişkin olunmamalı. Yaşadıklarımızdan dersler çıkartmalıyız.
Gelelim saadete;
Birileri sayesinde, ligde kalmayı içimize sindirebilir miydik?
Hayır...
Birileri düşmemize neden olan skorlarda pay sahibi oldular mı?
Evet…
Her kulüp delikanlı gibi sahaya çıkmalı ve alacağı sonuçla şampiyon olacakmış ya da kümede kalmayı garantileyecekmiş gibi mücadele gösterecek kadar güçlü ve yürekten oynamalıydı.
Ben geçen günkü yazımda etik değerlere değinirken "asla düşmeyi hak etmedik" demedim.
"Her takım son düdüğe kadar namuslu kalmalıydı" demiştim.
Antalyaspor'a, adeta gökten zembille indirilerek getirilen Emre Belözoğlu hatalı bir seçimdi.
O kaybettiği özgüveni Antalya'da kazanmış gibi pozlar vererek, önce Antalyaspor'u çiftliğe çevirdi ve sonra kulübü futbolcu çöplüğü haline getirdi...
Erol Bulut, tüm rezilliklere yenilerini ekledi...
Sorunları büyüttü, sıkıntılara çözüm bulamadı, çare de üretemedi.
Sami Uğurlu kurtarıcı olarak mı getirildi yoksa olanaklarımıza, gücümüze göre mi tercih yaptık...
Anlamış değilim!
Uğurlu, geldi ve çok çalıştı.
Kulübü ayağa kaldırmak, ölüyü diriltmek için çabaladı.
Hataları da oldu...
Ancak dürüst ve namuslu bir teknik adam olarak sadece görevini yaptı…
Takımı düşüren kişi de oldu.
Sezon henüz başlamıştı.
Gazetemizde ve TV stüdyomuzda, uyarılarda bulunduk, eksikleri yazan, dile getiren olduk.
Kötü anlaşıldık belki de!
Can dostum Hasan Yavaşlar çok değerli bir yazı kaleme almış,
“El Fatiha” ve “Düşürmüyorlar, kökünü kazıyorlar” diye yazmıştı...
2024 yılının Ocak ayı idi...
Dernek genel kurulu yaşanmıştı.
Kötü şeyler olmuştu...
Seçilen dernek yönetimi, her şeyin üstesinden geliriz de demişti.
Bir buçuk yıl geçmedi, kulübün üstü de, altı da, maddi ve manevi değerleri de yerle bir edildi.
60 yıllık çınar, kökü, gövdesi birbirinden uzaklaşacak şekilde yara aldı...
Çürümeye bırakıldı yönetici olduğunu sananlar tarafından!
Bayram haftasına girdik...
Ağız tadımız bozulmasın...
Dilerim, aklı başında insanlarla, düzeyli işler yapılır da istikrarlı şekilde yaşanacak sezonlara bir başlangıcı gerçekleştiririz.
Umutlu muyum?
Bir süre bekleyeceğim ve yarınlarımız için düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.
Kaygılanmakta mıyım?
Maalesef tedirginlik duyuyorum.
Sağlıklı ve mutlu bir bayramı yaşama dileğiyle...
Saygı sunuyorum sizlere.