Futbol oynayıp ta, büyük hayâller kurmayan var mıdır? "Mümkün değil" diye yanıt verebilirim.
Hemen hemen herkes, mahalle takımında, araya saldığı pası, attığı ya da kurtardığı golü, oynadığı futbolu, futbolda ulaşmak istediği hedefi rüyalarına konuk olarak almıştır.
Büyüdükçe, yetinmemiş;
Milli formayı, çubuklu, parçalı, düz, sarılı, siyahlı, yeşilli, beyazlı, lacivertli, kırmızılı renkli formaları, şortu, konçu ile giyip, tuvalette otururken ya da banyo yaparken bile sürdüğümüz topu, attığımız çalımı, golü anlatarak maç spikerliği yapmışızdır.
Net ve anlaşılır olması için katkı yapmak durumundayım;
sokakta okulda futbol oynayıp topun peşinde gün boyu koşan, doymayıp evin holünde, avlusunda, geç vakitlere kadar, küçük büyük topların ardına takılan futbol aşıkları, bu cezbedici yuvarlağı "uykuda ya da uyanıkken" yüreğine yakın tutmuştur.
Vallahi, rahmetli babacığım, bu güzelliği bebekliğimde önüme koymuş...
Gençliğimin en güzel yıllarına dek, aşama aşama önceleri naylon, plastik top, sonra da meşin yuvarlak diye tanımlanan oyuncağın peşine takılan bir sevdalı olarak spor yaşamımı sürdürdüm.
Aşıksan ve dolu dolu yaşıyorsan, hayâl de kurarsın, "sevdana" rüyalarında sımsıkı da sarılırsın!
Yaşamımın vazgeçilmezi olarak kabul ettiğim cezbedici oyunla ve değer verdiğim meşguliyetle koca bir ömür geçirdim.
Bir şeyleri henüz hatırlamaya başladığım günlerde, bu branşa koşullanmam ve yönelimim, hem sporda olması gereken aidiyet duygumu geliştirdi, hem de meslek seçimimde etkili rol oynadı.
Rüyalarımın gerçek olmasını çok isterdim.
Çocukluğumda,
"Abdullah, soldan indi ortaladı topu, Cemil Turan vurdu gol oldu" diye maç anlattım.
"Kaleci Sabri Dino'dan seken topu Apo tamamladı ve takımını öne geçirdi" diyerek, hem oynadığım hem de naklen yayın yaptığım günler de oldu.
Hayâl de olsa oynadığım maçları, anlatmak yüreğime huzur veriyordu, beni futbola motive ediyordu...
Duygulu hatırlıyorum;
Millî formayı giyme hayâliyle anlattığım maçları. Hep yıldız oyuncu olmak için koştum ve oynadım.
Talihsizlik mi, kafasızlık mı bilemiyorum ancak her iki durumdan da nasip aldım ki, futbolda bir seviyeye kadar gelebildim!
Futboldan hiç kopmadım ancak hayallerimdeki, rüyalarımdaki kadar üst seviyede oyuncu olamadım...
Teknik adamlık ve eğitimcilik dönemlerime, kendimi geliştirme amacıyla ve sürekli çalışarak ulaştım. İlkelerimden hiç uzaklaşmadan bu günlere geldim.
Çok iyi sporcuların yetişmesinde pay sahibi oldum.
Onlara kaliteli futbolcu olabilmeleri için destek verdim.
Milli liglerde oynayan, milli takım forması giyen futbolcu evlatlarımın teşekkür etme gayesiyle beni aramaları ya da yanıma uğramaları her zaman gururlandırdı beni...
Gönülden birliktelik yaşadığım, dostluklar kurduğum, gelecek sağlaması için yüreklerine dokunduğum ve her açıdan katkılar sunduğum, üst liglerde oynama şansı bulan evlatlar, futbolculuk dönemleri sonrasında, yönettiğim antrenör kurslarında teknik adamlığa da adım attılar.
Büyük hedefler belirleyen genç kardeşlerime kılavuz oldum.
Türkiye, futbol tarihimizde üçüncü kez Dünya Kupası'na katılacak, ülke insanı büyük mutluluk ve onur yaşayacak...
İnşallah başarıya koşabilecek, ulaşabilecek sporcu havuzuna sahip Türk Milli takımı hepimizi gururlandırır. Umuyorum, sevindirir bizleri...
Yetmiş yaşını aşan bir futbol paydaşı olarak, bu aşamaya alın teriyle gelen ekibimizi kutluyor, alkışlıyorum.
Çok isterdim bu seviyede futbolcu olmayı...
İyi çalışmadım, bir şeyleri eksik yaptım ki, başaramadım.
İdeale ulaşma hevesi olan tüm futbol sevdalılarına yürekli olmalarını, üst performansı yakalayacak şekilde, ciddi çalışmalarını tavsiye ediyorum.
Dünya Kupası tarihini çok iyi bilenlerdenim.
1966'dan günümüze kadar oynananları dolu dolu yaşadım.
Yerinde izlediğim kupa olmadı…
Her kupadan hafızama kazınan birçok anıyı hatırlıyorum.
1930 yılında başlayan bu serüven, 1942 ve 1946 yıllarında SAVAŞ nedeniyle yapılamamış.
Okuyarak öğrendim, benden eski olanları...
Kupa'nın, 1966 yılında, İngiltere'de oynananını İngilizler kazanmıştı...
Federal Almanya'ya atılan golde, topun çizgiyi geçip geçmediği o günlerde çok tartışılmıştı, aylarca yazılmış, çizilmişti.
O gazete sayfalarını dün gibi hatırlarım.
İlginç ama, yaşı kemale ermiş olan futbol adamları bu olayı anlatırlar.
İnanın o maçı halâ konuşanlar var.
1970 finalini kazanan, İtalya'yı 4-1'lik skorla yenen ve Dünya Şampiyonu olan Pele'li Brezilya'nın kadrosu halâ ezberimde...
Bir solukta sayarım, Felix, Carlos Alberto ile başlar, Jairzinho, Tostao ve Pele diye bitiririm.
Meksika'nın başkenti Mexico City'de, Azteca stadyumundaki final maçını hiç unutamadım.
Sonra 1974'ün kupası epey etkilemişti beni.
Cruyff'un önderliğinde, total futbol oynayan Hollanda'nın, o zamanların iyi ekibi Almanya'ya 2-1 kaybettiği maçı da unutmadım. Portakallar'a gerçekten üzülmüştüm.
Kaizer namıyla gönüllere taht kuran Franz Beckenbauer'in liderliğinde, tek vuruş ustası Gerd Müller'in golüyle finali kazanan Helmut Schön'ün takımını alkışlamıştı birçok futbol sevdalısı...
Çok anı anlatırım...
Gözümü şöyle kapasam, yıldızlar topluluğundan yüzlercesinin adını sayar, yaptıklarını sizlere hatırlatabilirim.
İlk sıraya
Édson Arantes do Nascimento'yu yani
Pele'yi koyarım.
Eusebio, Puskas, Lev Yashin, Beckenbauer, Johann Cruyff, Gerd Müller, Gullit, Pasarella, Maradona,
Platini, Rossi, Ronaldo Nazarro, Taffarel, Hagi, Zinedine Zidane, Klose, İniesta, Messi ve daha nice futbolcunun ismini aktarır, anılarını futbolseverlere anlatabilirim.
16’ncı kez Dünya kupası heyecanı yaşayacağım...
Umuyorum, Dünya futbol tarihine yukarıda isimlerini yazdığım muhteşem futbolcular gibi bizim çocuklardan bir ikisinin de adını yazdırırız...
Bugüne kadar bir defa elde edebildiğimiz 3.lük başarısından daha yükseğe çıkabilmek hayâl mi?
Seyredip göreceğiz...
Sabahın en erken saatlerinde uyanıp, Türkiye Millî takımını izleyeceğiz.
Gururlanacağız...
Sağlık ve esenlik dilerim.