70 ylı bile devirdik nedense. Hayatımızdaki iniş çıkışlarımızı dert etmemiz gerekmez mi? Çocukluğum nane molla şeklinde geçti.
Almışlar beni. On bir yaşına kadar; Ninemle beraber yatıyordum. Anneden mahrum olan şımarıklık yanında, çok ta korkak sır. Yetişmiştim. Olumsuz davranışlarım o kadar yoktu ama birinci sınıf insandım. Dokunulmazlığı olan. Ninem ile dedem “Allah rahmet etsin.” Çocukluğumda hiç kavga etmedim.
Ninemin en kötü alışkanlığı, bazı yiyecekleri, tatlı olmayan ama torununa faydalı yedirmeyişiydi. Mesela çiğ olan, yeşil soğan, sarımsak, yoğurt yedirmezdi. Yoğurtta sütten yapılıyordu. Yemeğe koku veren, maddeler çıkarılır, ya da ayrılır. Bana öyle takdim edilirdi. Yemeği beğenmesem tatlı bir iki meyve verilir ekmeğini de, onunla geçiştirilirdim. Hangi ekmek pişmiş ise ona razı olurdum. Doğranır, ıslatılarak yerdim. Aile fakirdi. Savaş sebebi ile fakir düşmüşlerdi. İstiklal Savaşı gazisi idi Mustafa dedem. Dedem benim Kuran-İ Kerimi okumamı hafız olmamı sağlamıştı. Yedi yaşında; o zaman kadar hafız olana rastlanmazdı. Bazıları korkularından okuduklarını saklarlardı. Çünkü sahte din düzmecelerini Mustafa Hoca ret ediyordu. Bu hafızlık dedemin beni ifşa edince, ne kadar önemli olduğunu; göğsünü gere gere söylüyor ve tanıtıyordu. Hatta ilçe Müftüsüne, Kaymakama da beni tatmıştı. Kaymakam ufak para ödülü vermişti. Kaymakam Dede’me:
-Bu çocuğa dikkat edin. Çoğu korkarak saklanırken, çocuk din tacirliği yapmadan, Atatürk’ü seviyor. Daha bilinçli olarak Atatürk’ümüzü anlayıp, camilerde görev aldığında topluma çağdaş uygarlığı yayacak.
-Tabii Kaymakam’ım biz boşuna savaşmadık. İşimiz ve dinimizim doğru devlet olmamıza, katkısını da doğru kullanmamız gereklidir. Türk olarak, Cumhuriyetin getirdiği kutsallıklardan, değerlerden faydalanmak gerekir.
Yedi yaşını bitirip sekiz yaşına geldiğimde, ailecek Kars’ın Arpaçay ilçesine göç etmiştik. Yeni yerleşkemizde insanlara, insanların yaşayışlarına alışmak zordu. Benim okula intibakım önemli değildi. Uyumsuzluk olmazdı. Daha çok insan görerek, gelişimi sağlıyordu. Öyle de oldu. Okulda yine iyi öğrencilerden biriydim. Bu okulda okul müdürü, ilköğretim müdürü ve iki yetkili kişi her ay gelerek, yeterliliğimi ölçüyorlardı. Bu ölçümler Susuz (eski adı ile Cilavuz) olan Köy Enstitüsünün devamı olan Kazım Karabekir Öğretmen Okuluna hazırlamaktı. Nihayet sınavlar sonucunda okulu derece ile kazanmıştım. Öğretmen okulunun sınavlarını kazanmam aile içinde huzursuzluk yaratmıştı. Mustafa Dedem, “yıllardır hafızdır ben çocuğa emek verdim. Çocuğu öğretmen yapmak kadir kıymet bilmemektir.” Diyordu. Babam ve bilhassa annem öğretmen okulunu okumamı istiyordu Üstelik yatılı olarak okuyacaktı. Dedem sonunda razı oldu. Ben öğretmen okuluna gittim. Dedem bana: “Oğlum, ben senden bir şey istiyorum ben burada ölürsem mezarımı sen yaptıracak. Başka bir diyeceğimde arkamdan fatiha okuyacak evlat yetiştir.” DEMİŞTİ. Kulaklarımda O’nun sesi çınlayıp durur.
Ben Akyaka Büyük Pirveli Köyünde öğretmen olarak çalıştığım köyde iken vefat etti. Cenazesi bana haber verilmediğinden cenazesini ben kıldıramadım. Hayat bana şu ana kadar mezarını yaptıramadım. Bu ya nasip olursa yaptıracağım.
1975 yılı Ağustos başlarında Mardin’e depo öğretmeni olarak atanmıştım. Ben de hevesle okuldan devre arkadaşlarımdan Mardin’e