Öğretmenlik yaptığı köy ile yerleşik olduğu köy arası on kilometre üstündeydi. Çocukları ortaokulda okuduklarından, görev yaptığı, Güvercin Köyüne taşınamamıştı. Kurban Öğretmen beş buçuk gün Güvercin Köyü ilkokulunda görev yapıyor, bir buçuk gün kendi köyüne gelerek ihtiyaçlarını gideriyordu.
İki köy arasında ulaşım; yazları kamyon ya da at arabaları ile, kış koşullarında at ve atlı kızaklarla yapılıyordu. Buralara çok kar yağıyordu. Motorlu araçlar da yoktu. Yaygın değildi. Kurban öğretmen çoğunlukla iki köy yolunu yürüyerek gidip geliyordu. Hayat zordu.
Kışın yolculuk etmek, donma tehlikesi taşıyordu. Kurban öğretmenin atı vardı ama atın bakımı yabancı köyde zordu. Başta ahır gerekiyordu. Atın beslenmesi için ot, saman, arpa, bakım lazımdı. Bu durum da bir öğretmen için uygun olmadığından atına nadiren biniyordu. Cumartesi günleri bayrak merasiminden sonra, yola çıkıyor, yolda atlı kızak rastlarsa biniyordu. Şansına kızak gelsin diye duasını eksik etmiyordu Kurban Öğretmen. En kötüsü de Rusya’dan sürü halinde ovaya inen kurt sürüleriydi. Kurt sürüleri geceleri köylere kadar iniyor, ne kadar bağlı köpek varsa kaçırıp yiyorlardı. Gündüzleri açık arazideki ve yol kenarlarındaki toprak yerlerde olan canlıları bulup açlıklarını gidermeye çalışıyorlardı.
Bu yılki kış ağır geçtiği için; bütün canlılar, açlığını gidermek amacıyla çaba içindeydi. Canını tehlikeye atıyordu. Bu yıl Rusya’dan sürü halinde tilkiler de gelmişti. Kızıl tilki sınıfından olan gümüş tilkiler gelmişti.
Kurban Öğretmen yine Cumartesi günü öğleyin öğrencileri ile bayrak törenini yapmıştı. Akşama kalmadan bir an önce yol almak gerekiyordu. Akşam oldukça soğuk daha keskin oluyordu. Eline değneğini ve zoraki edindiği, altı otuz beş adını verdikleri altı kurşunu olan küçücük tabancasını aldı. Bir buçuk iki kilometre yürüdü. Terlememesi gerekiyordu. Yoksa donardı. Fakat üşümemesi için tempolu yürümesi gerekiyordu. Bunun da imkanı yoktu. Rüzgar kızak izlerini tipi şekliyle dolduruyordu. Arazide bembeyaz bir görüntü vardı. Alabildiğine beyazlık. Uzakta köylerin bacalarından çıkan duman süslüyordu gökyüzünü. Kurban öğretmen köyden uzaklaştıkça, kurt ulumaları duyulmaya başlamıştı. Gittikçe çoğalıyordu. Kurban öğretmen korkuyordu. Çaresizce bildiği duaları okuyordu. Güvercin köyünün gözükmediği rampadan aşağı doğru inerken, etrafından tilkiler geçmeye başladı. “Allah, Allah” dedi Kurban öğretmen. Bunlar normal hayatta insandan kaçan hayvanlardı. Tilkiler, çoğalmaya başladı. Bu sefer tilkiler adeta nabız yoklar gibi, yardımlaşarak, yanından geçip sırıtır gibi dişlerini gösteriyorlardı Kurban öğretmene. Sanki kurtlardan avlanmak için izin almışlardı. Kurtlar tilkilere yaklaşmadan tepelerden yaşam savaşını seyrediyorlardı. Kurban öğretmen yanına yaklaşan tilkilere değneğini sallamak süratiyle Uzaklaştırmaya çalışıyordu. Tikiler işbirliği içinde davranıyorlardı. Isırmak için Kurban öğretmenin ilgisini dağıtıyorlardı. Sağdan soldan, önden arkadan gelip geçiyorlardı. Elli yaşına kadar çok badireler atlatan Kurban öğretmen gerçekten adına uygun tilkilere kurban mı olacaktı? Korku iliklerine kadar işliyordu. Sopa artık iş yapmıyordu. Kolları ağrımaya başlamıştı. Halbuki şu ana kadar hayatında hiçbir hayvana zarar vermemişti. Adeta tilkiler Kurban öğretmenle alay edip dalga geçiyorlardı. Tilkinin biri Kurban öğretmen değneği sallarken ağzı ile yakalayıp elinden almıştı.
Büyük sarı tilki; sivri kulaklarını dikip, kuyruğunu sürüterek yanına yaklaşıyordu. Kurban Öğretmen tabancasına davrandı. Mermiyi namluya sürüp, kan kokusu duymak isteyen bu tilkiye nişan aldı. Tetiği çekti. Bu değişik davranış karşısında tilkiler durdu. Sarı Tilki yaralanmıştı. Tilkiler Sarı tilkinin yanında toplandılar. Bunu fırsat bilen Kurban öğretmen hızlı adımlarla tepeyi çıkmayı başarmıştı.
Korkularını yenen durumu kavrayan tilkiler topluca yeniden Kurban öğretmenin peşinden gelip yetiştiler. Tilkiler, yol kenarında soğuktan donarak ölmüş kargaları, güvercinleri kuşları burunları ile koklayarak bulup çıkarıyor ve yiyorlardı. Herhalde doyamadıklarından Kurban öğretmeni avlamak istiyorlardı. Tilkiler bu sefer daha temkinli yaklaşıyorlardı. Başka plan yaptıkları, eşgüdüm içinde olduklarını görülüyordu.
Tilkiler Kurban öğretmenden daha hızlıydılar. Adeta yürümemesi için önünü kapatıp, başka yola sokmak istiyorlardı. Ama başka yerlere gitmesi mümkün değildi. Şose yolda bile kar dizlerine kadardı. Tilkiler artık kafa tutuyordu. Önde gelen boz tilki açlığa dayanamıyordu. Bir iki defa dişlerini gıcırdatıp üzerine atılmak istemiş, Kurban öğretmen bu iki hareketi çabuklukla bertaraf etmişti. Tekrar atlamaya çalışınca bir mermi daha sıktı. Bu kes boz tilki acıyla bağırarak karların üstünde acıyla yuvarlandı. Tilkiler ağıt yakar gibi yaralı boz tilkinin etrafında döndüler beş dakika kadar.
Kurban öğretmen son gücünü harcıyordu. Hızlanmıştı. Donmayı unutmuştu. Zaman zaman koşuyordu. Üç mermisi kalmıştı. Eli üşüyordu. Demir adeta eline yapışmıştı. Tilkiler peşinden geliyor mu diye; hem koşuyor hem geriye bakıyordu. Okuduğu dualar, sureler kar etmiyordu. Zöhrap, oturduğu köyü görüyordu artık. Gayret etmesi gerektiğini can havliyle düşünüyordu.
Bu mücadeleyle yaklaşık ikamet ettiği Zöhrap köyüne iki kilometre bir mesafe kalmıştı. Tilkiler yetişmişti. Saldırıyorlardı. Bir kurşun daha sıktı. Boşa gitmişti. Sadece sesten korktu tilkiler. Birazcık daha durakladılar. İkiyiz metre bir kazanç daha sağlamıştı. Son bir kurşun kalmıştı. Tilkiler birden etrafından dağıldılar. Kurban Öğretmen korkudan tir tir titriyordu. Tilkiler zeki ve uyanık hayvanlardı.
Allah dileklerini kabul etmişti. Atlı kızağın zil ve çan sesleri duyuluyordu. Bir iki dakika sonra kadana atların çektiği, taşımacılık yapan bir sürücü yanına varmış, atları ve kızağı durdurmuştu. Kurban öğretmen yerinden hareket edemedi. Bir kelam söyleyemedi. Olduğu yere yığılıp kaldı.
Kızakçı, Kurban Öğretmeni kızağa taşıdı. Tanıyordu. Bir iki defa evine götürmüştü. Kurban Öğretmeni Zöhrap ’ta evine getirdi. Tabancasını elinde sıkıca tutuyordu. Evindeki eşi ve çocukları, elini ayağını karla ovdular. Sonra çamaşırlarını değiştirip yatağa soktular. Kurban öğretmen gözünü açtı. Etrafa boş boş bakıyordu. Dili tutulmuştu. Cumartesi Pazar geçti konuşamıyordu. Okuluna gidememişti. Pazartesi doktora götürdüler. Psikolog resimleri gösterirken kurt ve tilkileri gösterirken; Kurban Öğretmen, ”Tilki, tilkiler!...” Diyerek konuşmaya başlamış tedavi sonuç vermişti.